Rüya gibi bir gece hazırlanmıştı gerçekten.. Başından sonuna rüya gibi.. Saat 19.30'da, kaldığım Hilton'un önüne indim, Fuar'a gitmek için.. İlk güzellik orda.. 1950 model bir Buick.. Artık rüyalarımızda bile görmeği unuttuğumuz o klasik arabalardan biri.. Üzerinde orijinal Amerikan plakası ile.. Engin Turşak'la tanıştım. Beni o götürüyor. Amerikan arabaları meraklısı.. Bulup buluşturuyor, toparlıyormuş.. Feyzi Hepşenkal, eski gazeteci, yeni İzmir Fuarı Genel Müdürü, konuklarını bu nostaljik arabalarla ağırlamayı düşünmüş.. Müthişsin Feyzi.. O yolculuk hiç bitmesin istedim..
Fuara geldik.. Oscar gecesi gibi.. Bir kırmızı halı bizi Gala salonuna götürüyor. Yol kenarına, İzmirliler yığılmış, ünlü konukları görmek için.. Yürürken havuzu ve fıskiyeleri farkettim.. Fışkıran sular, harika bir müziğin eşliğinde dans ediyorlar, rengarenk.. Yıllar önce Amerika'da görüp bayılmıştım.. Feyzi Fuar'a getirmiş.. Herşey bilgisayar kontrolünde.. Sadece bu renk, ışık ve müzik şovu, suların dansı için İzmir'e gitmeye değer..
Salon, salon değil.. Bir kapalı bahçe.. Palmiyelerle, yeşilliklerle dolu, bir masal bahçesi..
"36 numaralı masa" dediler.. Baktım, Ümit Kayıhan orda oturmuyor mu?.. "Herhalde bizi bunun için bir araya getirdiler" dedim, boğazına sarıldım.. İki gün önce bizi devirmiş.. Şimdi masamda..
Tatlı, derin bir sohbete daldık Ümit Hoca ile.. Neler konuştuk neler..
Ve o sırada asıl rüya başladı..
Fuar'ın artık gelenekselleşen Gelin-Damat şovunun gala gecesi.. Ülkenin en ünlü terzilerinin en güzel gece kıyafetleri ve gelinlikleri..
..Ve biz rüyayı, iki adım ötemizdeki podyumdan değil, Staras'ın kurduğu barkavizyondan, Yeni TV aracılığı ile izledik. Yeni TV Genel Müdür Erol Yaraş, geceyi naklen yayınlayacak kadar uyanık ve çağdaş bir televizyoncu Allahtan..
Neden "Çıplak" gözle değil de, TV'den?..
Çünkü böyle gecelerin ve şovların cehennem zebanileri gene ortaya çıktılar..
Bunlarda insana saygı yok, mesleğe saygı yok, kendilerine saygı yok.. Bunlarda meslek ahlakı yok, aile terbiyesi yok.. Bunlarda utanma yok.. Yüz kızarması yok..
Bunlar maalesef meslekdaşlarım.. Bunlar maalesef benim gibi gazeteci sınıfından olanlar.. Podyumla seyircinin arasına kameraman sırtlarından ve kıçlarından oluşan bir Çin seddi hemen kuruldu.
Hadi biz davetliyiz.. O gece, Ulusal Eğitim Gönüllüleri yararına.. Millet dünyanın parasını ödeyip gelmiş.. Onların önünü kapama hakkınız, haddiniz var mı?..
Organizasyon, salonun iki yanına iki podyum kurmuş, kameralar halkı rahatsız etmeden rahat rahat çalışsın diye.. Ellerinde en modern aletler var.. Değil on metre, yüz metreden adamın yüzündeki sivilceyi çeker.. Ama bu "Arsız" beyler kendi podyumlarına gitmiyor, defile podyumunun dibine üşüşüyorlar, leş kargaları gibi.. Neden?.. Çünkü orada, manken kızları, aşağıdan yukarı çekme fırsatı kollayacaklar.. Minili, ya da derin yırtmaçlı biri geçerse, kilotu var mı, yok mu onu belgeleyecekler.. Bu kadar ahlaksız bir amaç uğruna, bu kadar güzel, bu kadar özenle hazırlanmış bir rüya gece piç ediliyor..
Galanın doruk noktası Şenol İpek ile Yüksel Ak'ın nikah törenleri sırasında bunların utanmazlığı da doruk noktasına çıktı. Onlar da podyuma çıktılar.. Davetliler, başından sonuna nikahın hiçbir bölümünü izleyemediler.. Nikahı kıyacak Konak Belediye Başkanı, elinde mikrofon durmadan anons ediyor.. "Aşağı inmezseniz, törene başlayamam" diye.. Seyirci alkışlarla protesto ediyor.. Bakıyorum, kimsenin kılı kıpırdamıyor.. Kimse üzerine alınmıyor.. Sonunda başkan mağlup oluyor.. Sadece kameraların seyrettiği nikahı kıymak zorunda kalıyor..
Bunlar mesleğin utancı.. Bunlar mesleğin yüz karaları.. Koyu renk elbise davetlerine, dünyanın her ülkesinde, gazeteci ve televizyoncular, kıyafet kuralına uygun giderler, gitmezlerse içeri alınmazlar.. "Ben gazeteciyim" zorbalığı ve utanmazlığı hiçbir ülkede yoktur. Bizde var.. Dünyanın en güzel abiye kıyafetleri podyumda, ben bir blucin ve tişört ordusunun kıçını görebiliyorum ancak..
Bu ülkede, gazetecinin adını ve imajını bu kadar alçaltan uygulamaya "Hayır" diyecek, protesto edecek meslek kuruluşu yok mu?.. Meslek kuruluşları niçin var, o zaman?..
Etrafa bakıyorum.. Bütün masaların keyfi kaçtı, heyecanı kaçtı.. Millet birer ikişer salonu terketmeye başladı..
Bir rüya gece, bunca masraf, bunca özen, cehennemden kopup gelmiş zebaniler tarafından berbat edildi. İçine tükürüldü..
En çok Feyzi adına üzüldüm.. Herşeyi bu kadar mükemmel düşünmüşken, olağanüstü sürprizler ve güzelliklerle organize etmişken, eski meslekdaşlarının, bu kadar ruhsuz, bu kadar saygısız ve bu kadar arsız olacaklarını, olabileceklerini hiç hesaba katmamıştı..
Bak Sevgili Feyzi.. Bir daha böyle geceler yaparsan, benden sana tavsiye.. Futbol gibi, yayın hakkını da, bedeli karşılığı bir tek televizyona ver. Ondan başkasını içeri alma.. Diğer kanallar, gecenin resmi kanalından satın alsınlar dilerlerse, görüntüleri..
Yok eğer, hiç ihtimal vermiyor, ama ne yazık öylelerinin olduğunu biliyorum, "Benim asıl amacım televizyonlarda görünmek.. Gelen konuklar gecenin ikincil unsurları, figüranları" diyorsan, o zaman, hiç değilse beni artık davet etme..
Tekrar ediyorum.. Muhteşem bir gece düşünmüş ve hazırlamışsın, Feyzi.. Yürekten kutlarım.. Ama biz o güzellikleri yaşayamadık. Sadece öfkelendik..
Aslında benim senden özür dilemem gerek, meslekdaşlarım adına.. Eğer kabul edersen..
Abuzittinciğim, Şu Hubble teleskobu kafamı iyice karıştırmaya başladı. Hadi anladık, elektrik trafosu arızalanmış tamiri gerekliymiş.. E peki objektiflerini değiştirmek de n'oluyor? Hem de 10 misli daha kuvvetli görenleriyle.. Bunlar yukardan neyi gözetliyorlar Abuzittinciğim, valla huzurum kaçıyor. Tuvalete bile rahat gidemez oldum tepemde bi teleskop. Eminim, kızılötesi ışıklı objektifler kullanıyorlardır, çatı-matı dinlemez.
Bi de şu var, maksat gerçekten insanlığa hizmetse Hubble'ın trafosunu tamir edeceğine gel önce bizim mahallenin elektrik trafosunu tamir et, zırt-pırt karanlıkta kalmayalım.
Yalnız Hubble değil bi de Pioneer var. 1972'de mi ne uzaya fırlatılmış.. Geçen gün NASA'dakiler böyle, tv kumandasına benzeyen bi aletin düğmesine basıp mesaj göndermişler. Herif (Pioneer) cevap vermiş iyi.. mi.. taa 12 milyar kilometre öteden! Benim bu dördüncü tv kumandası oluyor iki metreden kanal değiştiremiyorum. Önce şunun doğru dürüstünü yapsınlar sonra isterlerse uzayın değil on iki, elli iki milyar kilometre ötesine diledikleri mesajı yollasınlar. Öyle di mi kardeşim?
Neyse, sana esas Şükrü Kızılot hocanın geçen gün verdiği güzel haberden bahsedecektim. Hocanın yazdıklarından öğrendik ki Abuzittinciğim dünya ülkeleri arasında memleketimizin ekonomik durumu hiç öyle gazetelerde yazılanlar gibi kötü değil. Mesele Vanuatu'ya büyük fark atıyoruz.. Milli gelirde bizi yakalayabilmeleri için öyle yüz değil bin fırın filan ekmek yemeleri gerekir. Sonra Cape Verde.. Cape Verde nerede Türkiye nerede? Tırnağımız bile olamazlar.. Aynı şekilde Kribati! Boru-moru değil koca Kribati.. Allaha şükürler Kribati'yi ikiye katlamış durumdaymışız..
Yahu bunları bizim gazeteler niye yazmaz televizyonlar neden söylemez. Bilader bigün de diyin ki "Alınan son ekonomik önlemlerden sonra Türkiye Samoa'nın tam 13 basamak önüne geçti!" Bunu da söyleyin bilelim bilader. Hep kötü şeyler yazılmaz ki. Televizyonlara bakıp gazeteleri okudukça insanı karalar bağlıyor kardeşim.
Azıcık yüzümüzün gülmesi için illa Galatasaray'ın Avrupa kupalarında gol atmasını beklemeyelim.. Bunlar da milletçe sevinmemizi gerektiren, milli beraberliğimizi pekiştirecek hadiseler değil mi?
Uzun bi süre sonra ilk defa bu haftasonunu huzur içinde geçireceğim.. Hatta pikniğe dahi gidebilirim. Düşünebiliyor musun ekonomik açıdan, Afganistan'ın bile 5 basamak önünde olmak: Ne gurur verici bi şi!
Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.
Kardeşim Güneş
Yeni Asır'ın baş yönetici ve yazarı, Göztepe'nin de başkanı Hamdi Türkmen, dün çok şirin bir baş yazı ile üzüntülerini dile getirdi ve "Hıncal Ağabey yüzde yüz haklı" dedi..
Kendi yazımı ertesi gün gazetede okurken "Biraz daha yumuşak yazamadım" diye düşünürken, Hamdi'nin yazısı nasıl geldi, anlayın..
Tamam, Hamdi kardeşim.. Tamam.. Ben de özür dilerim!..
Ama Dinç Bilgin'den bir ricam var.. Eskiden, gazetenin yöneticileri ve yazarları ile toplantılar düzenlerdi. Herkes eteğindekini dökerdi. Tüm, gazete, dergi ve televizyon gurupları olarak böyle bir toplantıya ihtiyacımız var.. Bu toplantıdan bir "İçtüzük" çıkartalım..
Bu ülkenin en demokrat, en dokunulmaz kurumu Meclis'in iç tüzüğü var, bizim yok?.. Niye?..
Bu tüzükle, hiç değilse kurum içinde birbirimize saldırmamız önlesin.. Herkes herkesi eleştirsin, ama aşağılamadan.. Ama sövmeden.. Hedef göstermeden..
"Allah belanı versin, terbiyesiz kadın" yerine "Ben senin fikrine katılmıyorum Gülay Abla" demeyi öğrenelim. Öğrenmesek de zorunda kalalım. Editörler bu tür satırları, "Edit etmeyi/Yani kesip çıkarmayı" öğrensinler.
Bu köşeler bize, fikir söylemek için verildi. Hakaret etmek için değil. Bunu kayda geçelim..
Bu kadar büyük bir kuruluşun içtüzüğe sahip olması şart!..