Havalar güzelleşince bir deniz kıyısına gider gibi giderim Beyoğlu'na.
Baktın mı ufku gördüğün denizler gibidir İstiklal Caddesi...
Çok özlemini çektiğimiz insanca özgürlük, insanca mutluluk ve hayat sevinci görünür Beyoğlu'nun ufkunda.
En ağır yoksulluk bile tercihini güzellikten yana yapmak için direnir orada. En ağır hayat kırgınlıkları bile güzel kalenderliklerin merhemiyle iyileşmeye çalışır.
Yine hava güzelken birkaç gün ve gece kendimi Beyoğlu'na attım. Ve benim gibi Beyoğlu aşığı kadınlara, genç kızlara teşekkür edip durdum içimden.
Biliyorum, son on yılda hem İstanbul'un, hem de Beyoğlu ilçesinin belediye başkanları az çok iyi davrandılar İstiklal Caddesi ve çevresine. Engelleyici olmaktan çok, çözüm arayıcı oldular.
Ama kadınların yeri başka...
Beyoğlu'nun kuytu karanlıklarından, erkek işi çöplüklerinden, saldırgan potansiyelinden korkmadan orada olmayı seven, isteyen ve bunda inat eden kadınların katkısı bambaşka...
Kendi aramızda, kendi kapalı dünyamızda biz erkekler iyi muhabbet koyulturuz. Ama sokakta hırçınızdır, hoyratızdır. Renk sevmeyiz, renkliden kuşkulanırız. Dahası hep "olur olur, öyle de idare eder!" kültürüne yatkınızdır.
Biz erkeklere kalsa, Beyoğlu'nun o canlı, cıvıl cıvıl havası olur muydu?
O cafe'ler, o kulüpler, restoranlar, plakçılar, pasajlar, kitapçılar filan böyle ışıklandırır mıydı oradaki hayatı?
Hiç sanmam!
Nitekim bu açıdan çok krizler yaşadı son yıllarda Beyoğlu.
Şehrin bu benzersiz bölgesini soğuk turistiklikle sıcak yeraltı dünyası arasında sıkışıp kalmaktan her krizde hep kadınlar, genç kızlar oldu kurtaran.