kapat
09.03.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Beyoğlu kadınlarına teşekkür

Havalar güzelleşince bir deniz kıyısına gider gibi giderim Beyoğlu'na.

Baktın mı ufku gördüğün denizler gibidir İstiklal Caddesi...

Çok özlemini çektiğimiz insanca özgürlük, insanca mutluluk ve hayat sevinci görünür Beyoğlu'nun ufkunda.

En ağır yoksulluk bile tercihini güzellikten yana yapmak için direnir orada. En ağır hayat kırgınlıkları bile güzel kalenderliklerin merhemiyle iyileşmeye çalışır.

Yine hava güzelken birkaç gün ve gece kendimi Beyoğlu'na attım. Ve benim gibi Beyoğlu aşığı kadınlara, genç kızlara teşekkür edip durdum içimden.

Biliyorum, son on yılda hem İstanbul'un, hem de Beyoğlu ilçesinin belediye başkanları az çok iyi davrandılar İstiklal Caddesi ve çevresine. Engelleyici olmaktan çok, çözüm arayıcı oldular.

Ama kadınların yeri başka...

Beyoğlu'nun kuytu karanlıklarından, erkek işi çöplüklerinden, saldırgan potansiyelinden korkmadan orada olmayı seven, isteyen ve bunda inat eden kadınların katkısı bambaşka...

Kendi aramızda, kendi kapalı dünyamızda biz erkekler iyi muhabbet koyulturuz. Ama sokakta hırçınızdır, hoyratızdır. Renk sevmeyiz, renkliden kuşkulanırız. Dahası hep "olur olur, öyle de idare eder!" kültürüne yatkınızdır.

Biz erkeklere kalsa, Beyoğlu'nun o canlı, cıvıl cıvıl havası olur muydu?

O cafe'ler, o kulüpler, restoranlar, plakçılar, pasajlar, kitapçılar filan böyle ışıklandırır mıydı oradaki hayatı?

Hiç sanmam!

Nitekim bu açıdan çok krizler yaşadı son yıllarda Beyoğlu.

Şehrin bu benzersiz bölgesini soğuk turistiklikle sıcak yeraltı dünyası arasında sıkışıp kalmaktan her krizde hep kadınlar, genç kızlar oldu kurtaran.

***
En güzel, en canlı, en uçuk kıyafetlerini giyip erkek yığınlarının arasına dalmaktan çekinmeyen kadınlar...

Şehirlerin bir keyfi varsa, bu keyfin hastane sterilliğindeki semtlerde değil, kanı fokurdayan cadde ve sokaklarda olduğunu bilen o kadınlar...

Saçları kırmızı ve mavi perçemli kadınlar...

Laf atıldı diye küsmeyen; aynı kaldırımda bin kez yürüyerek atılan lafları atanlara yediren kahraman kadınlar...

Güvenlik kontrollerinde kurunun yanında yanacak yaş olmaları işten bile değilken, yine de tercihlerinden vazgeçmeyen "delikanlı" kadınlar...

Kendi güzelliklerini Beyoğlu'nun makyajına katan ve ondan sanki görkemli bir sahne yıldızı çıkartan kadınlar... Beyoğlu'nu çok seven bir erkek olarak önünüzde saygıyla ve sevgiyle eğiliyor, teşekkür ediyorum.

Neden "İstanbul Depremi?"
Hem bilim çevrelerinin hem de medyanın "Büyük İstanbul Depremi" adını verdiği ve büyüklüğünün 7'nin üstünde olacağı söylenen, o beklenen depremin adında bence ciddi bir sorun var. Hatta bilimsel açıdan biraz ayıp kaçıyor!

İstanbul'a 78 kilometre uzaklıktaki Kocaeli merkezli 17 Ağustos Depremi'nde İstanbul'da da yıkım oldu. Fakat kimse İstanbul Depremi demedi. Onun adı Kocaeli Depremi.

Şimdi Marmara'nın ortalarında, İstanbul'un 75-95 kilometre uzağında olacağı tahmin edilen kırılmanın adı neden İstanbul Depremi oluyor? Bu fazla medyatik bir tercih değil mi?

Jeolojinin olmadığı ve deprem merkezlerinin kesinlikle belirlenemediği bir tarih döneminde İstanbul'daki büyük yıkıma bakıp ona İstanbul Depremi demekle, bugün Marmara'da olacağı tahmin edilen depreme İstanbul Depremi adını vermek bilimsel açıdan doğru olur mu?.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır