|
|
 |
İstanbul'u kilitlemeyin!
Belki 20 kez yazdım... İstanbul'da toplantıların, yürüyüşlerin, mitinglerin Abide-i Hürriyet Meydanı, Çağlayan ve Piyalepaşa bölgesinde yapılması İstanbul'u kilitliyor... Hatta bitiriyor! Ama nedense İstanbul Valiliği bir başka bölge belirleyemedi, belirleyemiyor...
Bu bölgede ısrarcı olan İstanbul Valisi Erol Çakır acaba biliyor mu ki; dün sabah Boğaziçi Köprüsü Kızıltoprak ile E-5 katılımından, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne giden TEM, Kozyatağı girişinden itibaren duvar gibiydi... Yüz binlerce araç kilitlenmişti...
Durun daha bitmedi; TEM'den Okmeydanı katılımında yaklaşık 7 kilometrelik kuyruk vardı... E-5 zaten bitmişti... İşine geç kalan, randevusunu, belki de uçağını kaçıran yüz binlerce İstanbullu araçların, otobüslerin, minibüslerin içinde sinir küpüydü...
Peki neden?
Çünkü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle İstanbul'un yüreğinde miting düzenlenmişti...
***
Abide-i Hürriyet'le Çağlayan Meydanı'nın E-5 ve TEM bağlantılı trafiğin kent içine dağılım noktası olması dışında bir başka özelliği de; Okmeydanı SSK ve Florance Nigthingale gibi iki önemli hastaneye giden yolların üzerinde olması. Bu iki meydanın da miting nedeniyle trafiğe kapatılması yalnızca İstanbul'un yüreğini kilitlemiyor, aynı zamanda hastaneye ulaşamayan acil hastaların yaşamını tehdit ediyor...
***
Son söz: Peki; açıkhava toplantıları, mitingler, yürüyüşler yapılmayacak mı? Tabii ki yapılacak... Ama İstanbul'un kalbini kilitlemeden, yüz binlerce insanı aracının içinde hapis etmeden...
Bir soru!
DYP Genel Muhasibi Doğan Baran soruyor: "Baran soyadını babama bizzat Atatürk verdi... Baran kelimesi Atatürk'e göre şahika; yani dağların en yüksek yeri anlamına gelir... A'ları uzatarak okursak Arapça'da yağmur olur... Atatürk'ün sevdiği, Öztürkler'in kullandığı Baran isminin ne sakıncası var?"
Halka anlatın!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi hallaç pamuğu gibi atılıyor... Üst düzey bürokratlar yargılanıyor, bazıları tutuklanıyor... İnanılmaz iddialar gazete sütunlarında yayınlanıyor... Bütün bunlar olurken asıl sorumlu tutulmaları, hesap vermeleri gereken iki kişiye ise kimse dokunamıyor...
Tayyip Erdoğan bir siyasi partinin genel başkanlığı görevinde bulunabiliyor ve belli çevreler tarafından Türkiye'nin gelecekteki potansiyel başbakanı olarak gösteriliyor...
Ali Müfit Gürtuna ise Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda oturabiliyor... 3 milyar dolarlık belediye bütçesine hükmedebiliyor... Bu çelişkiyi birileri halka anlatmalı...
Esnafın feryadı
Bizler Çağlayan Mahallesi Esnafı olarak Çağlayan Meydanı ve çevresinde düzenlenen miting ve yürüyüşlerden son derece zarar görmekteyiz. Mal sevkiyatlarımızı ve ihracat yüklemelerimizi zamanında yapamamaktayız. Çünkü bu zamanlarda şehrin en önemli kavşaklarından ve E 5 bağlantı yollarından birisi olan Çağlayan Meydanı'na giriş yollarının, (Kasımpaşa girişi Ğ Darülaceze yolu girişi Ğ Gürsel Mahallesi girişi Ğ Abide-i Hürriyet girişi Ğ Kağıthane Dere girişi vb.) tamamen kapatılması, bu çevrede ticaret yaparak ülke ekonomisine katkıda bulunan binlerce esnafa işkence olmaktadır... Bu gösteri, miting ve yürüyüşlerin yılda en az 15 Ğ 20 gün yapıldığını düşünürsek ülke ekonomisine ve bizlere verdiği zararın boyutları inanılmayacak kadar yüksektir...
Felaket mi, selamet mi?
Avrupa Birliği konusundaki son açıklamalar ne yazık ki Türkiye'nin ileriye dönük bir stratejisi, politikası, çizgisi olmadığını gözler önüne serdi... 65 milyona; Türkiye'nin günlük yaşadığını, günlük politikalar ürettiğini, esen rüzgâra göre yön değiştirebildiğini gösterdi...
İktidarın bir kanadı açık açık söylemese bile AB'ye karşı... Hatta Türkiye'yi böleceğini söylüyor...
İktidarın bir başka ortağı aksi görüşü savunup, Türkiye'nin geleceğinin Avrupa Birliği üyeliğinden geçtiğini belirtiyor...
İşte bu sırada asker görüşünü deklare ediyor: "Türkiye AB'yi bırakmalı, kendisine Rusya ve İran'la yeni bir oluşum hazırlamalı..."
Dikkat edin; Türkiye'yi yönetenler ülkeyi bir kenarından tutmuşlar bir başka yerlere doğru çekiyor...
Sokaktaki vatandaş ise şaşkın; Avrupa Birliği Türkiye'nin selâmeti mi, felâketi mi karar veremiyor...
Fıkra
Hizmetçi
Ölüm döşeğindeki Temel, karısı Fadime'yi çağırıp helalleşmek ister:
- Fadime, hizmetçi kızla aldatiydum seni. Penu affettun mi?..
Fadime
- Pileyrum, pileyrum. Boşuna mı zehirledim seni sanaysın...
YUH!
Banka soyguncularını masum birer kader kurbanı gibi gösteren soyguncuları vuran koruma görevlisini de neredeyse "katil" ilan eden gazetelere...
ALKIŞ
Torunlarıyla mahkemelik olduğu Rüçhan Adlı için "Ona laf söyletmem" diyerek yıllarca birlikte yaşadığı insana ölümünün ardından da sahip çıkan Türkan Şoray'a...
Doğru söz
Eskimiş fikirler paslanmış çivilere benzer; söküp atmak güçtür.
Hay ağzını öpeyim!
Türkiye terörle mücadelede beklediği desteği bulamamıştır. Birçok Avrupa ülkesi terör örgütlerini hâlâ koruyor. (Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu)
Bir fabrika, 4 parti kapattıran Erbakan sonunda kendini de kapattırdı...
|
|
|
|