kapat
04.03.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

TKP'lilerin kız kaçırması 141'e İdamı koydurttu

Nihat Sargın'ın kayınbiraderi Dündar Baştımar, DP Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'ın kızı Ayşe'ye aşık olup kaçırınca, Mocan TCK'nın 141. maddesine idam cezası ilave ettirdi
Tarihimizde kişileri idam ettirmek için yasaların değiştirilmesi durumunun örnekleri çoktur. Bunlardan biri de DP Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'ın TKP'li Nihat Sargın'a olan kişisel düşmanlığından dolayı TCK'nın 141. Maddesine ölüm cezası koydurması oldu. Eski SHP Milletvekilleri Kamil Ateşoğlu, "Ölüm Cezası" adlı kitabında bu hikayeyi şöyle anlatıyor: "Nihat Sargın'ın kayınbiraderi Dündar Baştımar, İstanbul Kuzguncuk'ta oturmaktadır ve DP Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan'ın kızı Ayşe ile evlenmek ister. Ayşe'nin babası da bu evliliği kesin olarak istemez. Dündar Baştımar da Ayşe'yi kaçırır. Buna çok kızan Şevket Mocan da Baştımar ailesinden öç almak için TCK'nın 141. Maddesine ölüm cezası koydurur."

Mihri Belli de anılarında Dündar Baştımar'ın antikomünist Şevket Mocan'ın kızını kaçırdığı için Baştımar'ın evinin çevresinin polis ve jandarma tarafından sarıldığını anlatıyor.

Mocan'ın 53 arkadaşıyla verdiği teklif sonuç verir ve TCK'nın sol örgüt mensuplarına yönelik olarak uygulanan 141. Maddesine "Bu kabil cemiyetlerin bir kaçını veya hepsini sevk ve idare edenler hakkında ölüm cezası hükmolunur" ibaresi eklenir. 16 Kasım 1951'de teklifin görüşülmesi sırasında ünlü şair ve Seyhan Milletvekili Arif Nihat Asya, TBMM kürsüsünden şu konuşmayı yapar:

"Zaten imkan olsa da birkaç kızıl sallandırılmış olsaydı, bu kızıllar bu kadar şımarmazlardı. Milletin hiç değilse sembolik olarak iki komünisti asılmış görmek hakkıydı. Bu biçarelerden birini olsun asılmış görmeden gidersem gözüm arkada kalır. Onların neler ettiğini, neler etmek istediğini ben bilirim. İdam yalnız bir devletin devletliğini değil, bir milletin milletliğini devirmek maksadıyla pusuda bekleyenler için değilse kimin içindir? Hapis cezası vereceğiz, kafeste kuş besleyeceğiz, ne güzel!"

YAŞ DA ÖNEMLİ DEĞİL
Tarihte intikam için kanunlara idam cezası koydurtmak kadar sık rastlanan diğer bir durum da yaşa bakmadan asmak... Türk Ceza Kanunu'na göre bir kişinin idam edilebilmesi için suçu işlediği tarihte 18 yaşından büyük ve 65 yaşından küçük olması gerekiyor. Ancak Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet emzikteki kardeşi Ahmet'i bile boğdururken, Cumhuriyet döneminde de yaş konusunda sorunlar yaşandı. Dersim isyanının sorumlularından Seyit Rıza, 78 yaşında olmasına rağmen tanık ifadeleriyle yaşı küçültülerek idam edildi. 12 Eylül döneminde ise Erdal Eren adlı hükümlünün asıldığında 18'den küçük olduğu tartışmaları yapıldı.

Hüseyin Akar'ın Dersim'den Portreler adlı kitabına göre, Muhudunlu Seyit Uşen (Hüseyin Doğan) Seyit Rıza'nın yaşının belirlenmesi konusunda tanıklık eder. Tanık, sanığın yaşının 54 olduğunu söyleyince, sanığa buna itirazı olup olmadığı sorulur. Seyit Rıza ise "Tanık benim oğlumdan iki yaş küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler yasa da bunu kabul ederse benim itirazım olamaz" der. Ali Kaya'nın Başlangıçtan Günümüze Dersim Tarihi adlı kitabında Seyit Rıza'nın en küçük oğlu Hüseyin Resik'in de yaşının 17 'den küçük olmasına rağmen tanık ifadesiyle büyültülerek asıldığı belirtiliyor.

ERDAL EREN'İN İDAMI
Yakın tarihli yaş tartışması ise 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yaşandı. Avukatlar, bir inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle idama mahkum edilen Erdal Eren'in 18 yaşını doldurmadığını savunarak nüfus cüzdanını delil olarak sundu. Mahkeme bunun üzerine Şebinkarahisar nüfus müdürlüğüne telgrafla nüfus bilgilerini sordu. Nüfus idaresinden gelen bilgiler farklıydı. Üstelik hane ve cilt noları da birbirini tutmuyordu. Sonuçta Mahkeme, Eren'in doğum tarihini 25 Eylül 1961 olarak kabul etti. Suçun işlendiği tarih 2 Şubat 1980 olduğu için idam kararı verildi. Avukatların adli tıp tarafından kemik grafileri çekilerek yaşının saptanması yolundaki talepleri ise mahkeme tarafından reddedildi.

Erdal Eren'le ilgili idam kararını Askeri Yargıtay otopsi raporlarında yeterli delil elde edilememesi gerekçesiyle iki kez bozdu. Ancak Askeri Yargıtay'ın bozma kararı Askeri Yargıtay Genel Kurulu tarafından bozuldu. Tanık ifadelerine göre Erdal Eren, kendisine "teslim ol" uyarısında bulunan er Zekeriya Önge'yi vurmuştu. Ancak adli tıp raporuna göre ise er sırtından vurulmuştu. Erdal Eren 1980'in Aralık ayında idam edildi.

'Gece kapıyı kırıp bağırarak yatak odasına girdim'
12 Eylül döneminde iki müvekkili idam edilen ülkücülerin ünlü avukatı Can Özbay, müvekkilinin idam edilmesini önlemek için 12 Eylül döneminin Adalet Bakanı Cevdet Menteş'in evini basıp yatak odasına girdiğini anlattı. Can Özbay'ın, iki müvekkili, Piyangotepe Katliamı sanığı Ali Bülent Orkan ile Balgat Katliamı sanığı Mustafa Pehlivanoğlu 12 Eylül darbesinden sonra idam edildi. Sağlık sorunları bulunan Ali Bülent Orkan'ın idam edilmemesi için çok mücadele ettiğini söyleyen Özbay o günlerde yaşadıklarını şöyle aktardı: "Orkan'ı kurtarmak için dönemin Adalet Bakanı Cevdet Menteş'in evini gece 12'de, kapısını zorla kırarak bastım. Bakanın yatak odasına girdim. Başında takke, üstünde geceliği ile karşıma aldım. Müvekkilimin sağlık sorunları olduğunu, asılamayacağını anlattım. Önce kızdı, epey münakaşa ettik, fakat beni dinleyince ikna oldu. Kalktı, giyindi, beraber Adalet Bakanlığı'na gittik. Orada bana idamı durduracağına dair söz verdi. Eğer o idam dursaydı, diğerleri de dururdu. Ama daha sonra Kenan Evren'le görüştükten sonra sözünde durmadı."

Adalet Bakanı'nın evini bastığı için hakkında soruşturma açılmadığını söyleyen Özbay, "Çünkü haklıydım, bana hiçbir şey yapamadı" dedi.

'Anneme düğüne çıkar gibi olduğumu söyle...'
Namaz kılıp, abdestini alan Orkan, beyaz gömleği giyip sehpaya yürüdü, ilmeği kendisi boynuna geçirdi...

Avukat Özbay müvekkili Ali Bülent Orkan'ın idam edilişini şöyle anlattı: "O gün akşama kadar birilerine ulaşıp idamı engellerim diye koşuşturdum. Ama herkes benden kaçıyordu. Son anda beni aradılar. Kardeşimle birlikte bir arabaya atlayıp Ulucanlar Cezaevi'ne gittik. Önce tüylerim ürperdi. Çünkü ambulans ve içinde bir tabut gördüm. 'Acaba biz gelmeden astılar mı?' diye korktum. Ama sonra baktım ki, cezaevi avlusunda darağacı hazırlanıyor. İçeri girdim. Orkan çok şık giyinmişti, çakı gibi olmuştu. Doktorlar ona 'Başın ağrıyor mu, midende bir sorun var mı, boğazın ağrıyor mu?' diye sorular soruyorlardı. O ise sağlık sorunları olmasına rağmen hepsine 'hayır' diye yanıt veriyordu. Doktorlar 'Peki bu soruları niye sorduğumuzu merak etmiyor musun?' deyince 'Sohbet için olmadığını biliyorum herhalde. Beni idam edeceksiniz. Ama merak etmeyin turp gibiyim, hepinizden sağlıklıyım' yanıtını verdi. Sonra imamla tövbe duası okudu, namaz kıldı, abdest aldı. Bana 'Arkadaşlarıma, anneme çok selam söyleyin' dedi. 'Anneme (Düğüne çıkar gibi) olduğumu söyleyin' dedi.

TABUREYE TEKMEYİ VURDU
Sonra oturdu bana son bir mektup yazdı. Ama onu bana vermediler, halen de vermiş değiller. Orada işlediği iddia edilen suç ile ilgili çok önemli şeyler olduğunu düşünüyorum. Sonra bir nara attı ve 'Avukatımı öpebilir miyim?' dedi. İzin verdiler, beni alnımdan öptü. Sonra beyaz önlüğü giydi. Celladı kabul etmedi. Boynuna ilmiği kendisi geçirdi ve hemen tabureyi tekmeledi. O yüzden ölümü çok gecikti. Ben karşısına geçtim, halen sağdı. 'İçinden Ayet-el Kürsü'yü oku' dedim. Ben sesli okudum, o dudaklarını kıpırdatarak okuyordu ve sonunda can verdi. Onu kimsesizler mezarlığına gömmüşler. Kardeşimle onu oradan çıkartıp gömdük."

Kemal GÖKTAŞ



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır