Tarih 25 Şubat 2002 ve biz Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler'in "PKK dağda olacağına siyasette olması iyidir. Onları sandıkta yeneriz" sözlerini tartışıyoruz.
Ne diyor Keçeciler "Kanunlar çerçevesinde hareket etmeleri kaydıyla seçime girsinler" diyor. Sanki Türkiye'de kanunlar dinleniyormuş gibi. Sanki belediye seçimlerinde bile ne sahte oylar, ne 'dışardan getirilip il ve ilçelere yerleştirilen özel seçmenler', oy için kurulan gecekondu mahalleleri şimdiye kadar görülmemiş gibi.. Sadece vize almak için yabancı kadınlarla yüzlerce, binlerce evlilik yapılmıyor ve bunlar Türk vatandaşlığına hile ile geçirilmiyor gibi.
Aynı hilenin nüfus dairelerinde, peşlerine taktıkları bir sürü insan için 'Bunlar benim çocuklarım. Zamanında nüfusa geçirmemiştim' diyenler tarafından yapıldığı iddiaları bile olmuştu zamanında.
Bütün bu kanunsuz 'oy faaliyetleri'nin süregeldiği, aç ve işsiz milyonlarca vatandaşının 'bir torba erzak'la kandırıldığı bir ülkede şimdi de Meclis'e PKK sokulacak. Türkiye'nin bütün sorunları bitti (!), bir bu kaldı ve biz bununla uğraşıyoruz.
Mehmet Keçeciler'e ve onun gibi fazlasıyla akıllı, üstüne üstlük seçim yaklaştıkça fazlasıyla demokrat kesilen diğer siyasilerimize hatırlatmakta yarar var;
Terör örgütü PKK zaten Avrupa'da kendini "Kürtlerin temsilcisi bir siyasi parti" olarak tanıtmış durumda. Onun için halâ PKK'nın terör örgütü olduğunu kabul etmeyi reddediyorlar. Ve şimdi biz kendi ellerimizle, parti olduklarını resmen dünyaya ilan etmelerini sağlayacağız.
Bu gerçekleri zamanında farketmeyip aşırı hümanist, aşırı demokrat bence daha doğrusu aşırı budalaca davrandığımız içindir ki Ermeni olayı birçok ülkede Türkiye aleyhine dönmüştür. Şimdi aynı hatayı AB hayaliyle PKK için yapmaktayız. Bazı liderlerimiz de, bazı bakanlarımız da bütün sorunları bir yana bırakıp bu konuya yoğunlaşmakla hata etmekteler.
Benzer bir hatayı 'dinci partiler' konusunda yapıyoruz. Laikliğin kurallarından biri siyasette dinin istismarına engel olunmasıdır. Oysa biz önce bunu yapan partilerin Meclis'e girmesine izin veriyor, sonra 28 Şubat'larla memleketi tehlikeden kurtarıyoruz.
"İşini bilmeyen çavuşlar..." sözü nasıl da tam bizi tarif ediyor. Ne 28 Şubat'a, ne Karen Fogg gibilere, ne de ülkeyi korumak üzere sloganlarla ortaya çıkan uç partilere kimse kızmasın.
Biz bu kafada devam ettikçe hiçbirinden kurtulmamız asla mümkün değil!
Dün Sabah'ta Refahyol döneminin spordan sorumlu Devlet Bakanı iken 'sahte belge düzenleyerek askerden kaçtığına' karar verildiği için tekrar askere alınan Bahattin Şeker'le yapılmış bir röportaj vardı.
Şeker "Kanuna göre yurtdışında oturma ve çalışma iznine sahip olanlar dövizli askerlik yapabiliyordu. Yurtdışına çok gidip geldim... Burada bir yol gösterildi, herkes o yoldan faydalandı.." diyor ve asker çocuklarından, bürokratlardan filan örnekler gösteriyor.
Normal vatandaşın çocuğu 'üvey evlat' gibi askere, icabında savaşa gidecek, güçlü olan kitabına uydurup kaçacak. Ve yurtdışında oturmadığı, çalışmadığı halde kanundan yararlanmaya kalkan da kendini haklı görecek.
Hem de öyle haklı ki ülkeyi bile yönetebilir. Bakan bile olabilir.
Bahattin Şeker tekrar askere gönderilmesini büyük haksızlık olarak gördüğü için de "Onurunu kurtarmak üzere" tekrar siyasete girmek istiyor.
Ve diyor ki:
"Bundan sonra politikadan beklediğim bir şey yok. Ama onurumu kurtarmam lâzım.."
Sayın Şeker'e söylenecek tek şey şu; Bu nedenle siyaset yapılamaz, politikadan sizin beklentiniz olmayabilir ama ülkenin politikacıdan beklediği 'çok şey' var. Türkiye lüzumundan fazla zaman kaybetti. Siyaset artık halkın sırtından hata düzeltme, onur kurtarma yeri değil, onur endişesi olmayanların yeri olmalı. Bütün gayretler bunun için!