kapat
23.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
Limasollu
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Evimizin kutsallığı.. Ve tecavüzcüler..

İlahi Haşmet.. O bana "İlahi Hıncal Abi" diyor.. "Sevgililer Günü'ne karşı çıkanlara, itirazı olanlara gene öfkelenmişsin.."

Bakın ben ne demişim.. "Ben hoşlanmıyorum, benim için anlamsız' diyenlere ses çıkarmam. Görüşleridir. Ama bugünü, sevgi dolu yaşayanları küçümsemeye, aşağılamaya, hatta alay etmeye kalkmalarına öfkelenirim.."

Şimdi ben Paskalya Bayramı'nı kutlamam. Ama kutlayan Hıristiyan dostlarımla dalga geçmem.. Onlar da benim Kurban Bayramımı eleştiremezler..

Bu bir inanç, düşünce meselesi, Haşmet..

Ben 14 Şubat'ta sevgilime mesaj çekmek, armağan almak istiyorsam, sana ne, kime ne?..

Bu kadar basit.. Aktüel'e de fena halde kızdım mesela.. Sevgililer Günü'nü almış, aşağılayan kim varsa onunla konuşmuş.. Yerin dibine sokmuş.. Sen baskısından kurgusuna bir popüler kültür dergisi çıkaracaksın, sonra böyle entel takıntılar içinde, Cumhuriyet'e bile iki tam sayfa özel ilan getiren Sevgililer Günü ile dalga geçme mastürbasyonu uğruna, bu ülkenin milyonlarca insanından kopacaksın, onlara yabancılaşacaksın.. Sonra bu dergi niye 50 bin satmıyor?.. Satsa şaşardım..

14 Şubat ile ilgili en güzel yazıyı geçen Pazar Buket Uzuner yazmıştı, Pazar Sabah'ta.. Tam Aktüellik bir yazı oydu işte.. Okumuşlar mı, acaba, derginin yöneticileri..

Sevgili, Türkçe'de çok daha güzel, çok daha geniş anlam ifade eden bir sözcüktür..

Sevilen herkesi içerir.. Siz benim "Sevgili" okuyucularımsınız.. Hemen tüm özel mektuplarımız "Sevgili" hitabı ile başlar.. Kız arkadaşınıza da, kız kardeşinize de "Sevgili" diye yazarsınız.. Kız arkadaşınızın sonunda belki bir ilave "m" harfi vardır o kadar..

Buket bu kapsamda yazmış.. Nefis bir duygusal öykü.. Gece yarısı evini arıyor bir okuru.. Yeni kitabını kutlamak için.. Buket, benim gibi.. "Benim evim, benim kalemdir. Kutsal yuvamdır. Hiç kimse canı isteyince 'Cart' diye giremez" diyenlerden.. Adamı tersliyor.. Böyle başlayan öykünün devamı nasıl duygu yüklü.. Hayır anlatmam.. Kaçırdı iseniz, zahmete girecek, arayıp bulacaksınız.. Öyle güzel..

Ben giriş kısmında duruyorum..

Evimiz dokunulmazdır.. Ne kadar dokunulmaz?..

Haber vermeden çat kapı gelemezsiniz.. Kim gelir?.. Ailem.. Bu evde yaşayanlar.. Ötesi.. Bu iletişim çağında, cep telefonları bizahmet bu iş kullanılmalı..

İkincisi.. Sabahın köründe, gecenin bir yarısı beni telefonla arama hakkı, sadece benim için çok özel kişilere verilmiştir. Ötesine değil.. Aslında beni normal saatlerde arama hakkı da herkese ait değildir. Benim kendisine telefon numaramı bizzat vermediğim kişinin beni evimden arama hakkı yoktur, telefonumu bir yerden eline geçirdi diye..

Daha önemlisi.. Ben eve iş götürmem.. Ev benim tatilimdir. Kafa dinlememdir.. Ben 1969 yılından beri yıllık izin yapmadım. Bakın Bayram, gene işimdeyim, yazılarımı yazmak için.. Tatilim cumartesi, pazardır, bir de işten eve geldiğim saatler..

Bu saatlerde beni iş için evimden arama hakkı, kimseye verilmemiştir. Ölüm kalım meselesi acil durumlar dışında, Başbakan bile, beni arıyorsa, iş saatlerinde işimden aramalıdır.

Bunun önlemini aldım. Tele Sekreterim, "Adını söylemeyene telefonu açmam" notuyla karşılıyor arayanları.. Bu yazdığım türden biri arıyorsa, açmıyorum telefonu.. Dahası.. Bıraktığı notu da, bırakılmış kabul etmiyorum.. Ona geri dönmüyorum yani.. İşim için arayan, iş saatlerinde, iş yerinden aramamışsa beni "Eve not bırakmıştım" diye sitem etmesin.. Öyle bir not yok.. "YOK.. Y-O-K!.." tamam mı?..

Bakın, insanın bazı saatleri var.. En sevdiği arasa bile konuşacak hali yok.. Tamamen yalnız kalmak istiyorsunuz.. O zaman da açmıyorum.. Ama onlara ilk fırsatta geri dönüyorum..

Kimse kızmasın, alınmasın..

Ev benim kutsal kalem.. Yaşamım tamamen bana ait.. Elizabeth Taylor'un bayıldığım lafı gibi:

"Herkes kendi hayatını yaşar, hiç kimse başkasının hayatını yaşayamaz.."

Benim hayatıma, canı istediği an, selamsız sabahsız girme hakkını kimseye vermem.. Vermemeliyiz..

Bu sözüm en fazla da size.. Ellerine yapışık cep telefonları ile gezen, çağdaş pranga mahkumu genç kızlar..

Her isteyen, her istediği anda size ulaşabiliyorsa, yaşamınızın, kişiliğinizin kaç paralık değeri var hiç düşündünüz mü?..

Amerika'dakileri biliyorum.. 50 dolardan başlıyor, kalite ve süresine göre 1000 dolara kadar gidiyor!..

Bir kimlik!..
Bir futbolcu.. Haftalarca peşimde dolaştı.. O zaman Alp Yalman başkan, Mustafa Denizli teknik direktör..

"Fener benim kıymetimi bilemedi, kovdu.. Ben futbol doluyum.. Beni Galatasaray'a alsınlar, Fener'i pişman edeyim.. Jübilemi de Galatasaray'da yapar, futbolu Galatasaraylı olarak bırakırım" diye..

Aldı Galatasaray.. Ama o, Fener'in kendisini kovmasını haklı çıkaran bir performans gösterdi. Orada da silindi gitti.

Bir yazar(!)..

Derbi öncesi, Galatasaray yönetimi için yazdı:

"Sütten çıkmış akkaşıklar ortalığı iyice gerdikten sonra inlerine çekilir.."

İne kim çekilir?.. Hayvanlar.. Büyük yazar(!)ın kelime oyununa bakın..

Bir başka kelime oyunu daha.. "Adi Komandit Şirketi tüm birimleriyle ayağa kalktı.." Buradaki "Adi" sözcüğünün niçin kullanıldığına dikkat..

Galatasaray camiasına "Adi hayvanlar" diyen "Yazar" ile, Galatasaray forması giyene kadar peşimde yalvar yakar dolaşan "Futbolcu" ayni kişi..

Selçuk Yula!..

Vermeyince Mabud!..
Amigoluğu kale arkasından Şeref Tribününe taşıyan, bizzat başkanı tarafından maç sırasında bağıra çağıra ettiği küfürler yüzünden "Kes artık" diye azarlanan, hani maç sonrası da, TV kameralarına suçüstü yakalanmıştı ya, Mahmut Uslu, Aziz Üstel'i mahkemeye vermiş. Sebeb, Üstel'in, Uslu için "Değnekçi" demesi..

Bu laf yüzünden Aziz'i mahkemeye vermesi gereken biri varsa, değnekçilerdir.

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim, Mübarek Kurban Bayramı'nı kutlarım kardeşim.. Bu mektubu bayramdan bi kaç gün önce yazıyorum.. Artık insanlar, rastgele, istedikleri yerlerde kuzuları, koyunları, sığırları develeri kesemeyecek buna bi nizam, intizam getirilecekti. Böylece, Kurban Bayramı'nda memleket kan gölü haline gelmeyecekti.

Pek sanmam ama dilerim denildiği gibi olmuştur.

Biliyorsun, kurbanı keserken bi de eli ayağı götürmek var.. Geçen sene iki bine yakın adam orasını burasını kesip hastahanelik olduydu.. Hani bi de koyunu iki bacak arasına sıkıştırıp kesiyorlar ya.. İşte en tehlikelisi o.. Hayvancağız can havliyle debelendi miydi Allah korusun, gitti teşkilat!

Haberin var mı, artık, kurbanlık hayvanlar için de standart getirilmiş.TS 384! Buna göre, mesela "Sığırların vücut çıkıntıları çok belirgin, sırt ve butlar oldukça dolgun arkadan bakıldığı zaman tabanı kısa ve yamuk, üstten bakıldığı zaman da ön tabanı yamuk, derisi yumuşak ve elastiki, tüyleri parlak olacak"mış.

Tüy kısmı hariç bu anlatılanlar bizim Pakize'ye daha uygun düşüyor ama demek ki büyüklerimizin bi bildiği var ki sığırlar için de böyle bi standart getirmişler.

Şimdi yeni bi tartışma başlayacaktır. TS 384'e uymayan hayvanları kurban diye kesmek günah mıdır değil mıdır? O tarihlerde, şayet, Standartlar Enstitüsü faaliyette olsaydı TS 384 ayetler arasında yer alabilir yeni tartışmalara da gerek kalmazdı.. Bereket ulema din adamlarımız var ve elbette bu konuda bizleri aydınlatırlar..

Din adamlarımızın ulemalığına şahsen hiç bi itirazım yok ama Abuzittinciğim bizi bazı bazı aydınlatacaklarına iyice karartıyorlar..Televizyonlardaki "Kurban" tartışmalarını izledin mi?

Kimine göre kurban kesmek farz kimine göre vacip kimine göre de sünnet. Prof. Hatemi Hoca da "Zavallı hayvandan ne istiyorsunuz? Ona vereceğiniz parayla bi fakiri doyurun.. Aslolan sadakadır.. Kur'an'da Hac dışında kurban kesmek yoktur" diyor.

Abuzittinciğim şimdi kime inanacağız? Benim aklımı iyice karıştıran, aynı ayetin ayrı ayrı kişiler veya kurumlarca "meali" yazılmış Kur-an'ı Kerimler'de, ayrı ayrı biçimlerde yorumlanması.. Olur mu.. Olmaması lazım! Esas standardın da burdan başlaması gerekmez mi kardeşim? Yoksa yanılıyor muyum?

Mesela namaz üç vakit mi kılınmalıdır beş vakit mi? Bu ya üçtür ya da beş.. Dörtbuçuğu zaten olamaz. Bu artık tartışılmamalı.. Bildiğim Kur'an'da da yazılı olan "üç"tür. Benim okuduğum Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı mealde böyle yazıyor..

Demek bi başkalarının yayınladığı mealde "beş" diye tercüme edilmiş ki bunun da tartışması var. Birilerinin, herhalde bu da Diyanet İşleri olmalı, bu hassas konuları "toparlaması" gerekiyor. Zaten Kur'an-ı Kerim'in Duhan suresinde "...Kur'an-ı senin dilinde indirerek KOLAYCA ANLAŞILMASINI SAĞLADIK" demiyor mu? Gayet açık ve seçik, net bi şekilde yazılmış kardeşim.. "KOLAYCA ANLAŞILMAK."

E, peki o zaman bu tartışmalar niye? Çok kolay anlaşılması gereken bi şeyin "Hayır onu demek istememiş şöyle demiş.. Yok yok ikisi de değil doğrusu böyledir" diye tartışılması olur mu? Yani o devirdeki Arapların anlayabileceği "kolay" bi dilde yazdırılmış kitabı bizler anlayamayacak kadar mı hödüğüz!

Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim

Kardeşin Güneş

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir koyun sürüsünün başında bir aslan olması, bir aslan sürüsünün başında bir koyun olmasından daha iyidir. Daniel De Foe

TEBESSÜM
Hakan Şükür sahada düşerse onu kim taşır? -Hakan Taşıyan

BİZİM DUVAR
Ampul Partisi'nden çağdaş(!) fikirler: "Doğurun doğurabildiğiniz kadar. Doğum kontrolü vatana ihanettir." Anlaşılan ampul dibine ışık vermiyor.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır