Buruk bir roman Kar... Lapa lapa yağan kar sadece yolları örtmüyor, ruhları da ıssızlaştırıyor.
Orhan Pamuk çeşitli röportajlarında "bu romanı şefkatle yazdığından" söz edip durdu.
Romandaki onca olaya, onca kavga gürültüye rağmen 428 sayfaya egemen olan "insan yalnızlığı" karşısında, belli ki romancı olarak kendisinin de içi burkulmuştu...
Kolay değil!
Hem bir dünya kuracaksın (roman yazmak, bir dünya kurabilmektir!) hem de kurduğun dünyadaki herkes alttan alta "beni anlamıyorsunuz ya, ben ona yanarım!" diyecek sana ve okura!
O kadar ki, Pamuk romanın sonlarında kahramanlarından birini şöyle konuşturuyor: "Beni Kars'ta geçen bir romana koyarsanız; benim hakkımda, bizler hakkında söylediklerinize okuyucunun hiç inanmamasını söylemek isterdim onlara. Kimse uzaktan bizi anlayamaz."
Ve Pamuk'un roman içindeki yanıtı şöyle: "Kimse de öyle bir romana inanmaz zaten."
Bak şimdi!..
O sırada "Okuduğunuz bir romandı, o kadar! Haydi bana eyvallah!" deyip kaçmaya hazırlanıyor Orhan Pamuk...
Fakat Fazıl, o roman kahramanı yok mu?..
O, lafını yapıştırıyor:
"Hayır inanırlar. Kendilerini akıllı, üstün ve insancıl görmek için bizim gülünç ve sevimli olduğumuza, bu halimizle bizi anlayıp bize sevgi duyabildiklerine inanmak isteyeceklerdir. Ama benim bu sözümü koyarsanız akıllarında bir şüphe kalır."
Benim içimde kalan şüpheyi ise burada yazmadan geçemeyeceğim: Fazıl sözgelimi İstanbullu okurlar için bunları söylüyorsa, yanılıyor.
Nişantaşılılar'ın İstanbul'daki tek okur tipi olduğu günler gelip geçeli çok oldu oysa... Kars ve benzeri şehirlerdekilerle çokça akrabalıkları var (otogarlardaki izdihamı hafife almayın) İstanbullular'ın; uzaklık izafi, popüler kültür uyumu ise baki...
Kaldı ki, İstanbullular epeydir stand-up'çılar dışında kimsenin "gülünç ve sevimli" olduğuna inanmıyor...
Bana öyle geliyor ki, Fazıl bu sözleriyle yazarın muhtemel Batılı okurlarını hedef alıyor.
Stockholm'lü, Londralı, New York'lu, Brükselli okurlarını...