

Saddam Hüseyin
1990 yılının sonlarıydı...
Saddam Hüseyin yine dünyanın en çok nefret ve merak edilen adamıydı...
Bende bunun üzerine, o dönem çalıştığım gazete adına, Irak Büyükelçiliği'nden Saddam Hüseyin'le görüşmek için randevu istedim...
Türkiye'de sandıktan, adına tarihi uzlaşma denilen DYP-SHP Hükümeti çıkmıştı...
Demirel, yeni başbakan olmuş ve ABD ziyaretini daha yapmamıştı...
Saddam, BM'nin uyguladığı ambargo altında inim inim inliyordu...
Konuşmaya ihtiyacı vardı... Bu düşünceyle randevu istedim...
Doğru düşünmüşüm...
Randevu talebime iki hafta içinde olumlu cevap geldi...
Irak Büyükelçiliği'nden gelen cevapta "Savaş ortamındayız, olası bir suikaste karşılık yoğun güvenlik önlemleri var. Sizi görüştüreceğiz, ama siz Bağdat'a gittikten sonra, gelişmeler ne olur bilemeyiz, önleminizi ona göre alın" şeklindeydi...
GÖZ GÖRE GÖRE
Sonrasında...
Gazete yönetimi ile ters düştük...
Aldığım bu ve benzeri randevulardan dolayı, bazı gerginlikler yaşandı...
Bunun üzerine istifa ettim...
Dünya medyasının peşinden koştuğu bir adamla özel söyleşi yapma fırsatını böylece göz göre göre kaçırmış oldum...
Saddam Hüseyin, bir işadamı vasıtasıyla Hürriyet Gazetesi'ne konuştu...
Söyleşiyi Hürriyet'in manşetinde gördüğümde, içimde fırtınalar koptuğunu hatırlıyorum...
Üzülmüştüm...
Halbuki söyleşi için iyi hazırlanmıştım...
O günkü hazırlıklarımdan, adı bir türlü gündemden düşmeyen Saddam Hüseyin'e dair birkaç bilgi notu aktarayım...
Saddam Hüseyin, 28 Nisan 1937 doğumlu...
Dicle üzerindeki Takrit kasabasının El-Avcı köyünde doğmuş...
Takrit kasabasının ve yöre köylerinin tek geçim kaynağı, şişirilmiş hayvan tulumlarından yapılan ve adına "kelek" denilen sal yapımıymış...
Dayısı Hayrullah Tulfah'ın yanında ilk siyasi eğitimin almış...
Dayıoğlu Adnan Hayrullah ise sonradan Savunma Bakanı olmuş...
Şimdiki eşi Sacide Hayrullah Fahd'a ise kaçakçılık günlerinde gönül vermiş...
YÜCE KOMUTAN
Bir başka bilgi kırıntısı..
Bir Arap yazarına göre Saddam'ın tam 98 ayrı adı var...
Bunlar arasında en çok Saddam Hüseyin, El Kaidul Azim ve Yüce Komutan olarak geçenlerini kullanıyor...
Alman Quick dergisi, Körfez Harekatı sonrasında yayınladığı sayısında onu Stalin'e benzetmişti. Saddam'dan hoşlanmayan kimileriyse ondan "Firavun" diye bahsediyor.
Arapların El Mecelle dergisinin tercihi ise Napoleon Bonaparte şeklinde olmuştu...
Jr. W. Bush'un babası George Bush ise Saddam için o çok bilinen benzetmeyi yapmıştı ve "Saddam, Hitler'e benziyor" demişti.
Fakat...
Bu yakıştırmalar ne derece gerçekleri yansıtıyor!..
Hiçbir şekilde...
Bush'un Hitler benzetmesi havada kalıyor...
Çünkü o dönem Hitler'in yanında Japonya gibi, İtalya gibi dostları vardı...
Ya Saddam'ın?
Ki...
Saddam'a karşı çıkan Batı'nın, vaktiyle komünizm tehlikesine karşı Hitler'i yarattığı gibi...
Aynı Batı'nın İran'daki koyu dinci gaddar yönetime karşı Saddam Hüseyin'i ortaya çıkardığı gerçeğini unutmak mümkün mü?
İran'daki devrim patlak verip, Molla rejimi dünyaya dehşet saçmaya başladığında, bugün Saddam'a karşı duranlar, o zaman destek vermemişler miydi?
Tabii ki, bu gerçekleri unutmak mümkün değil!..
NABUKADNEZAR
Birkaç satırla da Saddam'ın, "Büyük imparatorluk" hayalinden bahsedeyim...
Milattan önceki yıllarda yaşamış olduğu bilinen Babil Kralı Nabukadnezar, tarihte ilk yazılı kanunları uygulamasıyla tanınır...
MÖ 605 ile 562 yılları arasında hüküm süren Nabukadnezar'ın imparatorluk dönemi, aynı zamanda dünyanın en eski kültür merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Saddam'ın hayalindeki imparatorlukta, Türkiye'nin güney doğusu, Lübnan, Suriye, İsrail ve Kuveyt'in tamamı ile İran, Ürdün ve Suudi Arabistan'ın bazı bölümleri de bulunuyor.
Saddam bu hayalinin işaretlerini 2500 yıl önceki hükümdar Nabukadnezar'ın Babil kentindeki ünlü sarayının aynısını yaptırmaya başlamakla vermişti.
Ürdün Kralı Hüseyin'le akrabalık bağı olmamasına rağmen, Nabukadnezar soyundan geldiğini ve lider olması gerektiğini iddia etmişti...
I. Dünya Savaşı sonunda Arap topraklarında Birleşik Arap Emirlikleri, Amman, Katar, Bahreyn, Kuveyt gibi petrol kuyularına sahip bölgesel devletçikler oluşturulmuştu.
Bu ülkeleri Saddam hiçbir zaman tanımamıştı. Kuveyt 1961'de bağımsızlığını ilan ettiğinden bu yana, Irak tarafından Basra Körfezi'ni haksız yere ele geçirdiği gerekçesiyle sürekli tehdit ediliyordu.
Oysa...
Irak da, tıpkı Saddam'ın bir dönem işgal ettiği Kuveyt gibi, Dünya Savaşı ertesinde Osmanlı İmparatorluğu yıkılınca, İngilizler tarafından kurdurulmuş bir "devletçik"tir. Üstelik Kuveyt'i de İngiltere, 1914'te bağımsız bir prenslik olarak kabul etmiştir. Irak ise 1921'de bir krallık olarak ortaya çıkmıştır.
Bu bakımdan Ortadoğu tam anlamıyla bir kördüğümdür...
Sanıldığının aksine gözlerden gizlenen birçok kirli boyut vardır...
Bir avuç dolar için iktidar yıkılır, yeni iktidarlar atanır...
Haritalardan devletler silinir, yeni devletler kurulur...
Hülasa, önümüzdeki aylarda Saddam'ı hedef alacak ve tüm bölgeye sıçrama ihtimali yüksek harekat öncesinde masaya net Irak fotoğraflarının da konulması gerekiyor...
İşlerine geldiğinde PKK'yı ve DHKP-C'yi terör örgütü olarak görmeyen Batı'ya karşı...
Bizim de işimize geldiği noktada Saddam'ı diktatör olarak görmediğimizi söyleme hakkımız olmalı...
Diplomasi bugünler için var...
Fakat...
Bu büyük ekonomik göçüğün ortasında...
Gerçekten Ankara'nın böylesi bir argümanı masaya koyabilecek gücü olduğuna inanıyor musunuz derseniz, inanın orasını bende bilmiyorum...
Bekleyip göreceğiz...
|