Beşiktaş ligin ikinci yarısının ilk dört haftasında dört puan kaybetti. Tamam! Ama heyecana kapılmaya, ortalığı bulandırmaya gerek yok.
Gelin, biraz sakin olalım ve peşin yargılarımızı gözden geçirelim.
Bir kere, kaybedilen dört puan takımın form grafiği çerçevesinde normal olarak değerlendirilecek puanlar mı, ona bakalım. O zaman geçmişteki birkaç sezonu gözden geçirelim, bakalım durum ne?
Geçen yıl Scala'yı görevden almadan önce... İkinci yarının ilk dört maçında Beşiktaş'ın topladığı puan 10... Tam 12 gol göndermiş Scala'nın takımı rakip filelere!
Briegel'li dönemde dört maçta dört galibiyet var. Beşiktaş fırtına gibiymiş o sırada! Yani 12 puanı hanesine yazıvermiş. Atılan gol sayısı 10, sadece bir gol görmüş Beşiktaş kalesi...
98-99 sezonunun hani tribünlere hiç güven vermeyen Beşiktaş'ı da ligin ikinci yarısına dört maçta 7 puanla girmiş... Attığı gol 4.
Şimdiki Beşiktaş'da ise dört maçta 8 puan var ve atılan gol sayısı 7.
Tablo bu!
Asıl sorun taktik
Yani üç aşağı-beş yukarı her sezon bu dönemde aynı olan form grafiğini takımın lehine yapan şey gol atmak!
Gol atamıyorsanız puanları hanenize yazmanız zorlaşıyor.
Daum'un Beşiktaş'ının biri içerde, iki maçtır hiç gol atamadığını ve Trabzon'daki beş golün rakip kaleye atılan altı şuttan çıktığını düşünürsek, açıkçası oturup düşünmek gerekiyor...
Beşiktaş savunmasına adam alıyor. Güzel.
Ronaldo'yu ileri çıkarmak için mi? Diyelim ki öyle.
Ama Beşiktaş'ın hücum sorununu çözmek Ronaldo'nun ileri çıkışına mı bağlı? Haydi canım siz de!
Kaldı ki, ağır Marinho, ağır Ronaldo, ağır Ahmet Yıldırım'lı bir defansın, forveti hızlı takımlara karşı çekeceği sıkıntıları düşünmek bile istemiyorum.
Beşiktaş'ın iki forvetinin gücünü ve becerisini tartışma konusu yapmak anlamsız.
Ahmet Dursun ve İlhan Mansız her takımın sahip olmak isteyeceği forvetler.
Ancak yüksek toplarla araları iyi olmayan bu ikiliye koridor paslarının çok az verildiğini, yapılan ortaların yüzde altmış beşinin de rakibe gittiğini düşünürsek, Beşiktaş'ın asıl derdinin taktik olduğunu kabul etmek zorunda kalırız.
İnşallah takımı yakmaz
Daum'un yeteneklerinden ve taktik becerisinden hiç kuşku duymadım. Ancak eğriye eğri, doğruya doğru: Beşiktaş taktik olarak ilk dört haftanın üzerine bir çarpı çekip, kendini yenilemeli.
Daum ilk yarının ortalarında 4-4-2'yi seçerek galibiyetler serisini yakalamıştı.
İlginçtir, ligin ikinci yarısıyla birlikte yine 3-5-2'ye döndü. İnadı inat!
O zaman defansa değil kanatlara adam almak gerekmez mi?
İnşallah bu inat takımın başını yakmaz. Daum haklı çıkar...
Birlikte olur ama nasıl?
Bizde "Bu ikili birlikte oynayamaz" fikri nedense çok tutuluyor. Bu ikili ister Ayhan'la Sergen olsun, ister Ahmet Dursun'la İlhan olsun, hemen havaya girip başlıyoruz söylenmeye: "Bunlar birlikte oynayamazlar."
Bal gibi oynarlar!
Ama bazen cinlikler, küçük taktik yaratıcılıklar gerekir. Diyelim ki, yan yana değil de arka arkaya oynayabilirler.
Altan Tanrıkulu anlattı. Zamanın Fenerbahçesi'nde Aykut'la Tanju arasındaki kişilik çatışması sahada sorun yaratmaya başlayınca, Venglos Tanju'yu geriye çekmiş.
İlerde Vokri ve Aykut, arkalarında Tanju...
Ve Tanju hemen sürpriz çıkışları ve şutlarıyla rakip kaleleri sarsmaya başlamış.
Acaba Daum, İlhan'la Ahmet Dursun arasındaki kopukluğu bu tür bir geçici çözümle aşmayı dener mi?