|
|
 |
Lorant başarılı olacak
Fenerbahçe'de Denizli'nin gidip, Lorant'ın gelmesinin ufak da olsa değişiklikleri görülüyor. Futbolcular biraz daha mücadele etmeye başladılar. Tahmin ediyorum Lorant, Oğuz da dahil olmak üzere bazılarının etkisinde kalmak istemiyor. İnatçı bir yapıya sahip olan bu teknik direktör, herşeyi kendi yapmak istiyor. Bunu yaparken mutlak hata yapacak ama olaylara tam teşhis koyup, şahısları tanımaya başlayınca özellikle de bizim toplum yapımızı çözdükten sonra mutlak başarılı olacak gibi geliyor. O zamana kadar da Fenerbahçe ne kadar puan hasarı verir, bilinmez.
Simao iyi bir kumaşa benziyor. Herhalde ucuza da alındı. Oyunu iyi okuyor. Rakibe ve topa basma zamanlaması iyi. Ve iyi yerlerden oyuna başlıyor. Zaten Fenerbahçe onu kısa vadede bazı şeyleri çözsün diye aldı. Alah'ı var, adam da fazla sırıtmadı. Bence sırıtmamasındaki en büyük etken, kendi yaşına uygun arkadaşlarının olduğu bir takıma gelmesi. Takımın 4'te 3'ü 30'un üzerinde. O zaman basındaki bazı arkadaşlar niye "Bu adam yaşlı" diyorlar anlamak mümkün değil. Diğerleri çok mu genç yani.
G.Saray çok kaybeder
Burada herkes şu noktayı unutuyor. Birinci olmakla ikinci olmak arasında büyük fark yok. Birinci olursan göğsündeki yıldız sayısını arttırırsın. Ama Şampiyonlar Ligi'ne gitmek için, yani Avrupa'da hem vitrin yapıp, hem de para kazanmak için ikinci olmak da yetiyor.
Önümüzdeki haftalarda Beşiktaş daha puan kaybedecek. Ama esas puanları bence Galatasaray kaybedecek.
Fatih olayından sonra Lucescu'nun eski isteği ve şevki kalmadı. Bu tribünden bile net bir şekilde gözüküyor. Seçim havası da var. Sahadaki futbol da kopuk kopuk... Kazanılan maçlar tamamen bireysel becerilerle. Takım içindeki uyumun da çok iyi olduğunu zannetmiyorum. Batista'yı Sergen'e alternatif aldılar. İkisi ayrı ayrı oyuncular. Galatasaray, çok oyuncu alıyor. Soruyorum; "Parası olmayan Galatasaray bunları nasıl alıyor?" diye... Aldıkları futbolcuyla da aldıkları takımla da G.Saray'ın anlaşma şekli, "Alırsın"a dayanıyormuş... Zamanla alırsın. Bu 'alırsın' sistemi nereye kadar yürür bilinmez. Şu ana kadar yürüdü. Ama kamyon teklemeye başlarsa, her taraftan tekler bunu unutmayın.
Lucescu şamar oğlanı
İkinci Başkan Fatih Altaylı, inanılmaz cümlelerle başkan Mehmet Cansun ve Lucescu'yu suçluyor. Lucescu'dan tık yok. Romen, artık parasının peşine düştü. Bir kulüpte ikinci başkan "Bari oğlunu da getirse" diyebiliyorsa o teknik direktörün o kulüpte 1 dakika duramaması gerekir. Bunlara şahit olan futbolcuya Lucescu nasıl hakim olacak? Görüldüğü gibi olamayacak. Zaten şu anda da futbolcular karşısında şamar oğlanına dönmüş durumda. Futbolcu cin gibidir, dalga geçer, geçiyorlar da...
Şu andaki puan durumundan dolayı fazla ses çıkmıyor. Yarın üst üste iki maç kaybedilirse G.Saray'ın ne hale geleceğini herkes görecek.
Aslında Fenerbahçe para verse, Fatih Altaylı gibi birisini yönetime sokturamaz ve bunları yaptıramazdı. Yalnız Allah'ı var, bazı konularda o da söylediklerinde haklı. Ve söylediği en önemli cümlelerden bir tanesi, Mehmet Cansun'un G.Saray başkanlığını almaya mecbur olması sözü. Çünkü çeklerin altında imzası olan Cansun, ancak başkan olduğu zaman onları temizleyebilirdi. Düşünebiliyor musunuz? Şu anda Galatasaray'daki en istikrarlı ve 404 vazifesi gören yönetici o "he, he, he" diye dalga geçilen Abdürrahim Albayrak. Aslında bu son cümle bile G.Saray yönetimini ne kadar net biçimde gösteriyor. Tabii anlayana...
Fenerbahçe haklı çıktı
F.Bahçeli yöneticiler haklı çıktılar. İç sahada dirayetli olmayan, direnemeyen bir hakem bulursan, 3 Büyükler bu işten kârlı çıkıyor. İşte Sebahattin Bitirim. Daha ilk 15 dakikada çaldığı ve çalmadığı düdüklerle "Ya F.Bahçe kaybederse" korkusunu tribünlere verdi. Seyirci de akıllı; biraz Haluk Ulusoy'a "İstifa" diye bağırınca zaten tv'lerden ve Erman Toroğlu'ndan etkilenen bu hakemlerimiz seyircinin yörüngesine giriverdiler. Belki de Fenerbahçe için çok zor olacak maç, fındık-fıstık haline geldi.
Bu filmi ters çevirin, Serdar Tatlı İnönü'de. Gördüğünü çalan bir hakem. Kimseyi kımıldatmıyor. Bu sefer feryat Beşiktaşlılar'dan çıkmaya başladı. "Hep Serdar Tatlı ile oynamaya mecbur muyuz?" diye. İşte yıllardır mücadele ettiğim ve üstüne bastığım olay bu. Bir tarafta korkan, bir tarafta cesur bir hakem. 3 büyük takımın yıllardır kavgası budur. Futbolcuyken de değişmedi, hakemken de değişmedi, yorumculuk yaparken herşey yine aynı. Aynı Serdar Tatlı, Trabzon'da maç yönetirken Beşiktaşlılar'ın neredeyse kucaklayıp göğüslerine sokmadıkları kaldı. O zaman süper hakem. Ama içerde çok kötü hakem.
Serdar Tatlı demişken bir parantez açalım. Serdar, iyi hakem olma yolunda ilerliyorsun. Daha iyi hakem değilsin. Yalnızca dürüst insansın. Sana 'hastir' diyen futbolcuyu iyi biliyorum gözünü kırpmadan kırmızı kartla atarsın. Ama senin aynı cümleyi karşındaki futbolcuya söyleme hakkını FIFA vermiyor. Türkiye'de hep "İnsan hakları" diyoruz. Bir polis, bir savcı ve hakim, karşıdaki insanı ne kadar sayarsa, o kadar saygın bir kişi olur. Sakın, o ağzından çıkan cümleleri bir daha kullanma. Bunlar, insanların güçsüz olduğu zaman kullandığı kelimelerdir. Sakın ha...
Derbiye Tokat atansın
F.Bahçe'nin önünde bir tek şans var. Yozgat'ı yenecek, sonra sahasında G.Saray'ı ağırlayacak. Derbiye ilk maçın hakemi olan Metin Tokat'ın verilmesi gerekir. Çünkü ilk maç hangi şartlarda oynandıysa ikinci maç da aynı şartlarda oynanmalı. Bunu maç gününe kadar söyleyeceğim ve yazacağım. Aksi durumda neler olacağını ve sonuçlarının nereye varacağını hep beraber göreceksiniz.
Bu arada F.Bahçe'nin G.Saray'la oynayacağı maça kadar Şükrü Saracoğlu'ndaki iki kalenin arkasına bir ağ çekilmesi gerekir. Çünkü seyirci buradan eline ne geliyorsa rakip kaleci ve futbolculara sallıyor. Olay çıkmadan sorunu halletmek lazım.
Zirve Kartal'a ağır geldi
Daum, kaliteli futbolcu istiyor. Yani 100-200 bin dolarlık oyuncu değil de atacağı bir topla veya bir golle maçı değiştirecek futbolcu istiyor. Onun maliyeti de belli. Beşiktaş yönetiminin de şu anda bunu almaya gücü yok. Daum bu konuda haklı olabilir. Çünkü takımı, arkadan koşarak üstü yakalayana kadar Arap atı gibi iyi gitti. Ama üstü yakalar yakalamaz o ağırlığın altında futbolcular ezilmeye başladılar, strese girdiler. Daum bunu görüyordu ve söylüyordu. Buraya kadar tamam.
Ama Daum'un elindeki imkanları da iyi tahlil etmesi gerekir. Ahmet Dursun formayı aldıktan sonra İlhan'ı da bozdu, kadroyu da bozdu. Daum'un bu işe mutlak bir çare bulmazı gerekir. İlhan yüzde 100'e yakın bir kapasite ile oynuyor. İstekli, hırslı, tekmeye kafa sokuyor. Her yere giriyor çıkıyor. Ama Ahmet'te aynı durum yok. Bir de İlhan'ın koşu yollarını kapatarak, rakip defansların lehine oynuyor. Bunu da çözecek adam Daum. Ama şu ana kadar özellikle son üç maçta burayı halledemedi. Zaten Beşiktaş, iki maçta da 4 puan kaybetti. Bursa maçını da zar zor aldılar, şansa kazandılar.
Fevzi olayında geç de olsa doğru yapıldı. Ve bu Asper, gösterişsiz ama iyi bir kaleci. Zaten kaleci dediğin yenilecek golü yiyecek, yenilmeyecek golü yemeyecek. Ama Fevzi bir ara neredeyse İlhan'la Ahmet Dursun'a rakip olmaya başlamıştı. Onlar rakip kaleye, Fevzi kendi kalesine atıyordu. Çocuk neredeyse gol krallığında iddialı hale gelecekti. Bakalım Brezilyalı, Beşiktaş'ta tutacak mı? Veya onun gelmesiyle diğer futbolcular tedirgin mi olacaklar? Bu sefer onların mı verimi düşecek. Yani transfer o kadar kolay bir olay değildir. Kontrolsuz yaparsan çok dengeleri bozarsın.
Sıraselviler kurtuldu
Üç hafta önce özellikle cuma, cumartesi geceleri İstanbul'un en turistik ve yoğun yeri olan Sıraselviler Caddesi'nin taksi terörü yüzünden tek şeride döndürüldüğünü, giriş yapılamadığını ve Hasan Özdemir'den bu işin gözden geçirilmesini rica etmiştim. Bu hafta hem cuma, hem cumartesi akşamı belli saatlerde oradan geçtim. Trafik ekipleri olaya el koymuşlar, Sıraselviler'e giriş açılmış, trafik çift yönlü olmuş, fazla sayıda taksi girişi engellenmiş ve yol adama dönmüş. Demek ki, istenirse bazı şeyler yapılıyor. Başta İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler.
|
|
|
|