Merkez Bankası'nın döviz kurlarına doğrudan müdahalesi ne gibi sonuçlara yol açabilir? Böyle bir şey Merkez Bankası'nın kredibilitesini ciddi ölçüde zedeler, hatta sıfırlar. Çünkü, ortada verilmiş bir söz var: "2002 yılında, tıpkı 2001 yılı Ağustos ayından itibaren olduğu gibi, Merkez Bankası müdahaleleri en alt düzeyde tutulacaktır, Merkez Bankası sadece aşırı oynamalara müdahale edecektir". Son günlerde "oynaklık" göstergelerine bakıldığında ise, aşırı bir hareket görülmemektedir. Dolayısıyla, döviz kurlarının düzeyine yönelik herhangi bir hedefleme içerisinde olmadığını taahhüt etmiş olan Banka'nın, "Eh, öyle dedik ama şimdi de kurların geldiği yeri beğenmedik" diyerek açıkladığı programa tamamen ters bir eyleme girişmesi kabul edilemez.
Banka döviz kurlarına doğrudan müdahale etmezken, kullanmakta olduğu politika aletlerinden birisi, pek de dolaylı olmayan bir şekilde, "kurların yönünü" etkilemektedir. Merkez Bankası kısa vadeli faizleri enflasyonla mücadele aracı olarak kullandığını söylemektedir. Bu amaca yönelik olarak faiz oranlarının bir süre belli bir düzeyde sabitlenmesiyle, aşağı ya da yukarı doğru kur hareketlerinde ciddi ölçüde kar etme olasığı doğmaktadır. Bu da, oynanan oyunun kurallarına göre normaldir. Bu hareketler sırasında, aynı zamanda, Merkez Bankası bir anlamda"yoklanmakta" ve aşağı ya da yukarı yönde Banka'nın dayanma sınırı görülmeye çalışılmaktadır. Önce bu "yoklama" yukarıya doğru olmuş, daha sonra tersine dönerek aşağı yönde gerçekleşmiştir. Bu ters hareketin reel kurların "tarihi taban" yapma noktasına yaklaştığında gerçekleştiğini hatırlatalım. Şimdi reel kurlar son 10 yılın zirvesine çıkmıştır ve tersine bir hareket, yani nominal kurların tekrar yukarıya dönmesi güçlü bir olasılıktır. Merkez Bankası'nın bu tür "yoklamalara" cevap vermesi, tercihini "açık" etmesi, izlenen programın mantığına aykırıdır. Bu nedenle, "bazı yetkililerin" kurların düzeyine yönelik "denge değerine doğru bir hareket" gibi "tercih" ima eden ifadelerde bulunması yanlıştır.
Bu koşullarda; reel kur ve nominal kurlardaki "düzensiz devreler" (aşağı ve yukarı doğru hareketler, irregular cycle) sürecektir. Bu devrelerin boyunun (amplitude) zaman içinde azalması beklenebilir. Merkez Bankası piyasalarda alınan pozisyonların kaynağını büyük ölçüde bilmektedir. Bu hareketlerin kaynağına (reel ya da aşırı spekülatif olmasına) bağlı olarak "salınımların boyunu" azaltacak bazı önlemler alınması da gündeme gelebilir, gelmelidir ve bu önlemler kesinlikle "kur düzeyine müdahele" olarak algılanmamalıdır.
Merkez Bankası bugüne kadar programına sadık kalarak mümkün olduğunca kurlardaki gelişmelere karşı "dişini sıkıyor". Doğru da yapıyor. Banka, "düzeye yönelik" doğrudan bir müdahele yapmadığı gibi, kısa vadeli faiz oranlarını da kurlardaki gelişmelere değil, enflasyon dinamiklerine göre belirlediğini açıklıyor. Dolayısıyla, TCMB'ye yönelik tartışılması gereken nokta, bu faiz oranlarının genel makroekonomik hedeflerle uyumlu olup olmadığı ve ekonomi için neyi ima ettiğidir.
Bugünkü haliyle kısa vadeli nominal faizler (yıllık bileşik yüzde 80) aşırı yüksek reel faiz ima etmekte; tam kapasite ile üretim yapamayan, son üç yılda bir resesyon, bir depresyon yaşayan ve henüz geçen yılın bunalımından çıkamamış bir ekonomide ekonomik büyümenin önünü tamamen kesmektedir. Dünkü enflasyon rakamlarından sonra Banka'nın yapacağı değerlendirmeyi ayrıntılı olarak kamuoyuna açıklamasıyla göreceğiz: Bakalım TCMB ne kadar yıllık enflasyon bekliyor ve kısa vadeli nominal faizler nereye çekilecek? Buna bağlı olarak Banka'nın reel faiz tahmin ve tercihi de açığa çıkacak.