Pazar günleri çıkacak yazıların hafif, eğlencelik, gazozuna yazılar olması gibi bir moda türemişti matbuatta...
Fakat bir moda daha türedi:
Haftanın bütün günleri gazozuna yazı yazmak!
Bu ikinci moda diğerini sürklase etti.
Fakat maaşallah haberlerimizdeki "uğursuzluk, kötümserlik, karamsarlık, seviyesizlik ve de mide bulandırıcılık" o raddede ki, en gazozuna yazı bile insana ferahlık veriyor.
"Gazoz yazarlarının" revaçta olması yoksa bundan mı?
Yeni sevgilisi, Hande Ataizi'ye "kadınlığını harbiden hissettirmiş..."
On liraya, bin liraya bahse girerim ki magazinci uydurması...
Yahu hangi kadın, önceki sevgilisine böyle hakaret eder; yahut da bu kadar budala olabilir?
Tıpkı, Duygu Asena'nın bütün erkeklere "maymun" dediğini uydurmak gibi... Külliyen yalan olduğu sonradan ortaya döküldü.
Fakat bendeniz, bilhassa, böyle Hande Ataizi'li, Duygu Asena'lı bir yazı ile başladım, elimden gelse öteki Asena'ya da göbek attırırdım ama Reha gibi elimde kamera yok...
Yoksa, bankacılık ve bürokrasi türünden sıkıcı mı sıkıcı bir konuyu işlerken, araya darbuka dümbelek eşliğinde rakkase sokuşturmak bile gerekebilirdi ama yazının "seslisi" daha icat olunmadı.
Bize ne demeyin sakın...
Kazık hepimize gergefleniyor!
Konu şu:
Hani, şu trilyonlara hükmeden resmi bankalar var ya...
Bu bankaları da bilançoları doğruyu yansıtsın diye denetleyen koca koca şirketler var ya...
Evet var!
İşte bu denetçi şirketlere, bizim "yüksek bürokratların" nasıl fırça çektiklerini duydunuz mu hiç?..
Ne diyorlarmış biliyor musunuz?
"Ulan kardeşim, sen vatanhaini misin ki, denetlediğin bankanın bilançosunu zarar göstermişsin... Git şunu yeniden denetle ve kazançlı göster. Çünkü, onu kefil gösterip dışardan kredi alacağız!"
Tabii resmisine bunu yapanların, özel bankalara neler yaptığını tahmin etmek güç değil...
Ülkenin yüksek bürokratı, "bankacılık sektörü" ile kedi fare gibi oynuyor, bu suretle ülke ekonomisinin içine ediyor, sonra da ortaya çıkıp kasım kasım kasılıyor.
"Biz olmasak bu ülke batar!"
Nah batar!
Size rağmen yıllardır batmıyor!..
Yemediğiniz herze, çevirmediğiniz dolap, döndürmediğiniz rüşvet tezgahı kalmamış...
Bakanları ve siyasileri uyutanlar da sanki siz değilmişsiniz gibi...
Üç otuz devlet maaşı ile Ankara'da milyon dolarlık kaşanelere, deniz kıyılarında villalara çöreklenenler siz değilmişsiniz gibi...
Bir de, "vatanperverliği" kimseye bırakmayıp tekelinizde tutmuyor musunuz?
Sizin insanda yarattığınız "kudurma" duygusuna, Pastör'ün panzehiri bile vızgelir...
Türkiye halkına, bürokratların değil, gerçekten siyasetçilerin yönettiği tertemiz bir ülke diliyorum.
Bu ülkede, başbakanlar bile asıldı, "çok çok demokratik(!)" ve de "fazlasıyla hukuki" bir şekilde...
Fakat bir yüksek bürokratı, sanık sandalyesinde görmüyorsanız...
İşte bu, düzenin nasıl işlediğine dalâlet eder!