Ahlâk ve sorumluluktan nasip almayan TV yayıncılığının tehlikeli ve zehirli sonuçlarını yaşıyoruz.
Şiddet ve şehvet fışkıran programlar, çıkar amaçlı tehdit, şantaj ve iftiralar, ilkel toplumların zavallı güvensizliğini yayıyor.
Özgürlük sorumluluk ister.
Sorumluluğunu inkâr ve ihmal edenleri önce toplum, olmazsa yasal otorite yola getirir.
Toplumun sağduyuya dayanan uyarı ve tepkileri işe yaramıyor bizde. Kamu otoritesini kullananlar da siyasi kaygıyla veya yıldırma yöntemlerinin hedefi olmamak için bu tehlikeli gidişe seyirci kalıyor.
Şiddet, şehvet, iftira, tehdit ve şantaj saçan kanalların fazla seyredilmesi, inanıyoruz ki insanların ilgi ve beğenilerini göstermiyor.
"Bu rezalet nereye varacak? Bize, çocuklarımıza nasıl bir gelecek hazırlayacak?" üstünde yoğunlaşan merak, tiksinme duygularından daha ağır basıyor.
Bizce mesele budur!
Demokrasiyi ciddi biçimde tehdit eden şiddet ve egoizme karşı insanlığı uyaran, çağın en büyük filozoflarından Sir Karl Popper "Kültürel umutlarımızın büyük bir bölümünün, televizyon tarafından yok edildiği gerçeğini kabul etmek zorundayız" demişti.
Çocuklar zehirleniyor
Hukuk, sivil toplum ve meslek etiği sayesinde şiddet ve egoizm tehlikesi pek çok Batı toplumunda kontrol altına alındı.
Ama biz onların içinden geçtiği cehennemi yeni yaşıyoruz.
Popper'ın 25 Ocak 1994'te L'Unita'da yayınlanan bir mülâkatını, kısaltarak aktarmak istedim. Tecrübe en iyi öğretmendir.
- Yakın zamana kadar suçun, sansasyonel bir istisna kabul edildiği bir toplumda yaşıyorduk. İnsanlar rahatlıkla karşılarında duran insanın cebinde bir tabanca olmadığını varsayıyordu. Böyle bir dünya yok artık..
- Çürümenin sadece televizyondan kaynaklandığına inanmak güç. Biraz abartmıyor musunuz sayın profesör?
- Başka bir nedeni yok.. Düzenli olarak aşırılıklarla karşı karşıya kalan çocuklar buna kolaylıkla uyum sağlarlar. Şiddete karşı önlem ne?. Ana-babalar, öğretmenler.. Oysa televizyonlarla kıyaslandığında en ufak bir şansları bile yok. Çünkü televizyon her zaman daha ilginç, daha heyecan verici, daha bağlayıcı, daha baştan çıkarıcı..
Ne ekersen onu biçersin
- Televizyonu engellemek, elektrik ve telefonun olmadığı bir dünya düşlemek gibi bir şey değil mi sayın profesör?
- Bu itirazı aklım almıyor. Lütfen bu insanlara, TV programları yapan insanların uymak zorunda oldukları, tıpkı yollarda trafiği düzenleyen kurallara benzeyen bir disiplin ve öz disiplin olmasını istediğimi açıklayın.. Tehlikeli araba kullanırsanız sürücü belgenizi elinizden alıyorlar değil mi? Aynı şeyi burada da yapalım işte.
- Siz açık toplum teorisyenisiniz ve piyasa ekonomisini destekliyorsunuz ama konu TV olunca katı kurallar istiyorsunuz.
- Bu da ne demek şimdi?. Piyasanın kuralları yok mu? Kurallar getirmezsek yaşamın her alanında kaosla karşı karşıya kalırız. Yalnız kural da yetmez, aynı zamanda güven, öz disiplin ve işbirliği de olmalıdır. Eğer TV'nin zararlı etkilerini kısıtlamayacak olursak uygarlıktan uzaklaşmamıza yol açacak. Ve tünelin sonunda şiddetten başka bir şey olmayacak.
"Bu bilge adam acaba haklı mı?" sorusunu soranlar umarız bizde de hızla çoğalır..