İnsanları "yurttaş" değil "tüketici" olarak gören anlayışlar sayesinde, son yıllarda Türkiye'de talepler çok yükseldi.
Geleneksel "dürüst ve kanaatkâr" Türk aile prototipinin yerini, yetinmeyen ve ne her ne pahasına olursa olsun bir anda en tepeye tırmanmak isteyen insanlar aldı.
Bana gönderilen bir okuyucu mektubunda bu durum çok güzel özetleniyordu:
Bir genç kızın mektubuydu bu.
Özensiz bir Türkçe ve kargacık burgacık bir yazıyla kağıda dökülmüş olan mektup şöyleydi: "Hayatımın nasıl olmasını isterdim?
1. Sivilcesiz, lekesiz, siyah noktasız, bembeyaz ve çok güzel bir yüzüm olmasını isterdim (gözlerim ve saçlarım kalabilir)
2. Bacaklarımın çarpık değil de, mankenlerinki gibi olmasını isterdim. Düzgün ve harika. Eğer mini etek giymiş olsam herkesin gözünün bende olmasını isterdim.
3. Fizikçe, yüzüm bakımından çok güzel ve muhteşem olmak
4. Her gün çeşit çeşit giyinmek için kıyafetlerimin olmasını
5. Sesimin çok güzel ve etkileyici olmasını, akıcı konuşmayı, kültürlü olmayı
6. Modaya, müziğe düşkün olan bir kız. Başkalarının onu yönlendirmesine izin vermeyen bir kız.
7. Güzel bir muhitte, ciddi, kitap kurdu ve herkesin başını döndüren, esprili, başkalarına saygı duyan bir kız olmayı
8. Erkek arkadaş olarak bir tane, fakat gerçekten seven, çağdaş birisiyle çıkmayı
9. Düşüncelerini özgürce ve korkmadan, bir topluluk karşısında bocalamadan açıklayabilen bir kız
10. Altında kırmızı bir spor araba olmasını isteyen bir kız.
Yukarıda saydığım özelliklerin hiçbiri bende yok. Bunların hepsi boş bir hayal. Hayatın hiçbir anlamı yok. Lise 2. sınıftayım ve 4 tane zayıf getirdim.
Bu isteklerimi ilk defa birisine açıklıyorum.
Hayat çok kısa biliyorum. Bu kağıdı hemen çöp tenekesine atınız."