

Nazım Hikmet (*)
Ünlü şair Nazım Hikmet'in doğumunun 100. yıldönümü bağlamında birkaç satırÉ
İçinde ciddi eleştirilerin yer aldığı, mısralarına dönük birkaç pasajÉ
Öcal ve Hıncal Uluç kardeşlerin babaları Fuat Uluç'un kaleme aldığı "Nazım Hikmet ve 1938 Harbokulu Olayının Gerçek Yönü" başlıklı kitaptan aynen aktarıyorum:
".....
Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı destanından 26 Ağustos gecesini anlatan "Saatler" başlıklı sanat harikası (!) abidei şiir(!)
'Saat 2.30 Ğ 3.30
Kocatepe
Şayak kalpaklı nöbetçi
Ve O.'
Şair nöbetçi erinin başına şayak kalpak giydirmiş. Kalpak kumaştan değil, deriden yapılır. O zamanki Türk Ordusu'nda kalpağı yalnız subaylar giyerlerdi ve erkeklerin giydiklerine de 'Serpuş' denirdi."
TABİAT BİLGİSİ ZAYIF
Yazar devam ediyor:
"Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır
Ne ağaç
Ne de bir kuş sesi
Ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin
Gece yıldızların altında kayalardır.
Kocatepe, denizden yüksekliği 1900, Akarçay yatağından yüksekliği 900 metrenin üstünde olan bir yüce kabartıdır. Başkumandanlık karargahı
için muharebe idare yeri olarak seçilmesi de, civar araziye hakim olmasındandır. Böyle kabartılara hem halk dilinde, hem tapografya ilminde dağ derler.
Türkçede bayır, eğik arazi, inişli yer, bir dağ eteğinden bakıldığı zaman zirveye, yağmur sularının taksim olduğu çizgiye doğru uzanan yamaç anlamına gelir. Bir de düzlüklerdeki tepe niteliğinde olmayan yatık çıkıntılara da bayır adı verilir. Gerçek bu olunca, şair ya bayırın manasını, yahut Kocatepe'yi bilmiyor demektir.
Bu derece övülen bir sanatkar için ayıp sayılmaz mı bunlar? 'Gündüz güneşin Ğ gece yıldızların altında kayalardır' mısraları ise sadece kelimeler bakımından Türkçe, söz dizisi bakımından Türkçe değil malesef."
ŞİİR DEĞİL GARABET
Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan birkaç mısra daha:
"Düşman üç saatlik yerdedir,
Ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları görünecek
Şimali Garbide Güzelim dağlar
Ve dağlarda tek
Tek
Ateşler yanıyor.'
Güzelim dağlar, Kocatepe'ye göre Şimali Garbi'de değil, Şimali
Şarki'dedir. Yani şairin dediğinin tam tersine.
'Ovada akar çay bir parıltı halinde
Ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
Şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var.
Akarçay belki bir akarsu
Belki bir ırmak
Belki küçük bir nehirdir.
Akarçay, Kütahya ve Gediz üzerinden gelir
Dereboğazında değirmenleri çevirir
Kılçıksız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine
Girip
Çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflatun
Kırmızı
Ve beyaz
Ve sapları birbuçuk adam boyundaki
Haşhaşların içinde akar.
Ve Afyon önünden
Altıgözler köprüsünün altından
Gündoğuya dönerek
Ve Konya tren hattına raslıyan yolda
Büyük Çobanlar köyünü solda
Ve Kızıl Kiliseyi sağda bırakıp
Eber gölüne uğramadan
Koçhisar'da Tuzgölüne dökülür."
TATLI SUDA YILAN BALIĞI
Kitabın yazarı bu satırlarla ilgili ciddi coğrafi ve anlatım bozukluklarına işaret ederek, şu hususlara dikkat çekiyor:
"Akarçay, Kütahya ve Gediz üzerinden gelmez. Bucakderesi kolu, Araplı ve Karaviran köyleri arasından bunun güneyindeki diğer kol Ahırdağı kuzeyinden kaynar. Kütahya demiryolunu takiben gelen ve Afyon civarında Akarçaya karışan üçüncü büyük kolun kaynakları ise Tavşantepe'nin güney yamaçlarındadır. Kütahya ve Gediz neresi, buraları neresi?
Akarçay'da yılanbalığı bulunmaz. Sade Akarçay'da değil, dünyanın hiçbir yerinde, denize dökülmeyen hiçbir tatlı suda yılan balığının yaşadığı görülmemiş, duyulmamıştır. Bu yepyeni bilgisel keşfin şerefi Nazım Hikmet'e ait olması icabeder. Hayranları bir tebliğ ile derhal bütün cihana ilan etmeliler bunu.
Yedişehitler kayası değil, Yedişahitler kayasıdır. Gerçekten güzel bir efsanesi vardır bu kayanın. Güya, mahkemede yalancı şahitlik yapan yedi kişi burada taş kesilmiş. Nazım Hikmet'in bu efsaneyi duymamış olması cidden esef edilecek bir talihsizlik. Duymuş olsaydı, belki ibret alır, koca bir millete, bu yalan yanlış yaveleri şiir diye yutturmaya kalkmazdı.
Akarçay, Koçhisar'da Tuzgölü'ne değil, Afyon'un hemen 50 kilometre doğusundaki Eber gölüne dökülür. Hele 'Eber gölüne uğramadan' demek suretiyle cehaletini büsbütün ortaya koyması çok garip. Destanını yazarken Türkiye haritasına da mı bir göz atmamış bu adam?"
YA EDEBİ DEĞER?
Kitapta Nazım Hikmet'in şiirlerine dönük eleştiriler bu ve benzeri satırlarla devam ediyor. İdeolojik boyutun ötesinde, Nazım Hikmet'in şair olarak da ifrat ve tefrit arasına sıkışmadan, mısralarının tartışılması gerektiğine inanıyorum.
Bir şairin, bir tek şiir içinde, bu kadar maddi hata yapması mazur görülebilir mi?
Ya da bir başka şair bu kadar hatayı bir tek şiir içinde yapmış olsa gösterilecek tepki nasıl olurdu?
Ulu, büyük sıfatlarının ötesinde de hadisenin bu yönünü de tartışmak gerekmez mi?
(*) Bu yazı ALFA Yayınları arasında piyasaya çıkan "Şimdi Domuzluk Zamanı" başlıklı kitabımdan alınmıştır...
|