kapat
30.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HIGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Nazım Hikmet (*)

Ünlü şair Nazım Hikmet'in doğumunun 100. yıldönümü bağlamında birkaç satırÉ

İçinde ciddi eleştirilerin yer aldığı, mısralarına dönük birkaç pasajÉ

Öcal ve Hıncal Uluç kardeşlerin babaları Fuat Uluç'un kaleme aldığı "Nazım Hikmet ve 1938 Harbokulu Olayının Gerçek Yönü" başlıklı kitaptan aynen aktarıyorum:

".....

Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı destanından 26 Ağustos gecesini anlatan "Saatler" başlıklı sanat harikası (!) abidei şiir(!)

'Saat 2.30 Ğ 3.30

Kocatepe

Şayak kalpaklı nöbetçi

Ve O.'

Şair nöbetçi erinin başına şayak kalpak giydirmiş. Kalpak kumaştan değil, deriden yapılır. O zamanki Türk Ordusu'nda kalpağı yalnız subaylar giyerlerdi ve erkeklerin giydiklerine de 'Serpuş' denirdi."

TABİAT BİLGİSİ ZAYIF

Yazar devam ediyor:

"Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır

Ne ağaç

Ne de bir kuş sesi

Ne toprak kokusu vardır.

Gündüz güneşin

Gece yıldızların altında kayalardır.

Kocatepe, denizden yüksekliği 1900, Akarçay yatağından yüksekliği 900 metrenin üstünde olan bir yüce kabartıdır. Başkumandanlık karargahı

için muharebe idare yeri olarak seçilmesi de, civar araziye hakim olmasındandır. Böyle kabartılara hem halk dilinde, hem tapografya ilminde dağ derler.

Türkçede bayır, eğik arazi, inişli yer, bir dağ eteğinden bakıldığı zaman zirveye, yağmur sularının taksim olduğu çizgiye doğru uzanan yamaç anlamına gelir. Bir de düzlüklerdeki tepe niteliğinde olmayan yatık çıkıntılara da bayır adı verilir. Gerçek bu olunca, şair ya bayırın manasını, yahut Kocatepe'yi bilmiyor demektir.

Bu derece övülen bir sanatkar için ayıp sayılmaz mı bunlar? 'Gündüz güneşin Ğ gece yıldızların altında kayalardır' mısraları ise sadece kelimeler bakımından Türkçe, söz dizisi bakımından Türkçe değil malesef."

ŞİİR DEĞİL GARABET

Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan birkaç mısra daha:

"Düşman üç saatlik yerdedir,

Ve Hıdırlık tepesi olmasa

Afyonkarahisar şehrinin ışıkları görünecek

Şimali Garbide Güzelim dağlar

Ve dağlarda tek

Tek

Ateşler yanıyor.'

Güzelim dağlar, Kocatepe'ye göre Şimali Garbi'de değil, Şimali

Şarki'dedir. Yani şairin dediğinin tam tersine.

'Ovada akar çay bir parıltı halinde

Ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde

Şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var.

Akarçay belki bir akarsu

Belki bir ırmak

Belki küçük bir nehirdir.

Akarçay, Kütahya ve Gediz üzerinden gelir

Dereboğazında değirmenleri çevirir

Kılçıksız yılan balıklarıyla

Yedişehitler kayasının gölgesine

Girip

Çıkar.

Ve kocaman çiçekleri eflatun

Kırmızı

Ve beyaz

Ve sapları birbuçuk adam boyundaki

Haşhaşların içinde akar.

Ve Afyon önünden

Altıgözler köprüsünün altından

Gündoğuya dönerek

Ve Konya tren hattına raslıyan yolda

Büyük Çobanlar köyünü solda

Ve Kızıl Kiliseyi sağda bırakıp

Eber gölüne uğramadan

Koçhisar'da Tuzgölüne dökülür."

TATLI SUDA YILAN BALIĞI

Kitabın yazarı bu satırlarla ilgili ciddi coğrafi ve anlatım bozukluklarına işaret ederek, şu hususlara dikkat çekiyor:

"Akarçay, Kütahya ve Gediz üzerinden gelmez. Bucakderesi kolu, Araplı ve Karaviran köyleri arasından bunun güneyindeki diğer kol Ahırdağı kuzeyinden kaynar. Kütahya demiryolunu takiben gelen ve Afyon civarında Akarçaya karışan üçüncü büyük kolun kaynakları ise Tavşantepe'nin güney yamaçlarındadır. Kütahya ve Gediz neresi, buraları neresi?

Akarçay'da yılanbalığı bulunmaz. Sade Akarçay'da değil, dünyanın hiçbir yerinde, denize dökülmeyen hiçbir tatlı suda yılan balığının yaşadığı görülmemiş, duyulmamıştır. Bu yepyeni bilgisel keşfin şerefi Nazım Hikmet'e ait olması icabeder. Hayranları bir tebliğ ile derhal bütün cihana ilan etmeliler bunu.

Yedişehitler kayası değil, Yedişahitler kayasıdır. Gerçekten güzel bir efsanesi vardır bu kayanın. Güya, mahkemede yalancı şahitlik yapan yedi kişi burada taş kesilmiş. Nazım Hikmet'in bu efsaneyi duymamış olması cidden esef edilecek bir talihsizlik. Duymuş olsaydı, belki ibret alır, koca bir millete, bu yalan yanlış yaveleri şiir diye yutturmaya kalkmazdı.

Akarçay, Koçhisar'da Tuzgölü'ne değil, Afyon'un hemen 50 kilometre doğusundaki Eber gölüne dökülür. Hele 'Eber gölüne uğramadan' demek suretiyle cehaletini büsbütün ortaya koyması çok garip. Destanını yazarken Türkiye haritasına da mı bir göz atmamış bu adam?"

YA EDEBİ DEĞER?

Kitapta Nazım Hikmet'in şiirlerine dönük eleştiriler bu ve benzeri satırlarla devam ediyor. İdeolojik boyutun ötesinde, Nazım Hikmet'in şair olarak da ifrat ve tefrit arasına sıkışmadan, mısralarının tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Bir şairin, bir tek şiir içinde, bu kadar maddi hata yapması mazur görülebilir mi?

Ya da bir başka şair bu kadar hatayı bir tek şiir içinde yapmış olsa gösterilecek tepki nasıl olurdu?

Ulu, büyük sıfatlarının ötesinde de hadisenin bu yönünü de tartışmak gerekmez mi?

(*) Bu yazı ALFA Yayınları arasında piyasaya çıkan "Şimdi Domuzluk Zamanı" başlıklı kitabımdan alınmıştır...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır