kapat
30.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
İletişim ama nasıl?

Lara'nın intiharından beri ortalığı saran ergenlik bunalımları, satanizm ve ölüm tartışmalarının, anne-babaları iyice terörize ettiğini ve ne yapacaklarını şaşırdıklarını tahmin edebiliyorum.

Bu şaşkınlık içinde öfkelerinin kimi zaman belli okullara, kimi zaman, alt tarafı akılsız bir makine olan bilgisayara, kimi zaman FRP gibi bazı oyunlara ya da müzik türlerine yönelmesi de anlaşılır birşey.

Panik içindeki anne-babaların bir suçlu bulmaya ihtiyaçları var. Bir suçlu buldukları anda rahatlayacak ve çocuklarını ondan uzak tutmak için arslan kesilecekler. Ama bu öyle karmaşık, öyle çok boyutlu bir mesele ki, tartışmaya katılan uzmanlar "suçluyu göster" diye tempo tutan bütün o ana-babaları hayal kırıklığına uğratma pahasına, parmaklarını bir noktaya dikip "İşte suçlu" dememekte direniyorlar.

Onun yerine sürekli tekrarladıkları birşey var: Çocuklarınızla iletişim kurun!

Ama zaten sorun da burada!

Bu tartışmanın tarafı olan anne-babaların çoğu, üst sosyo-kültürel gruplara mensup; büyük ihtimalle şimdiye kadar üç-beş "sağlıklı iletişim" seminerine katılmış insanlar. Her şeyin başının iletişim olduğunu onlar da biliyor. Büyük ihtimalle bizzat kendileri, sorunlarla karşılaşan dostlarına aynı klişeyi tekrarlıyorlar: "İletişim kurmayı dene!"

Ne var ki bu konudaki yüksek bilinçleri kendi çocuklarıyla iletişim kurmalarına yardımcı olmuyor.

Neden?

Bana kalırsa, bugün dikkatlerin odaklandığı seçkin okulların ortak özelliği, müfredat ağırlığı, yarış atı psikolojisi ve benzeri şeyler değil. Asıl ortak nokta, bu okullarda okuyan bunalımlı gençlerin kendilerini fazlaca "seçilmiş" hissetmeleri...

Daha küçük yaşlarında tâbi tutuldukları o büyük elemede, eleğin en üstünde kalan küçük azınlıktan olmaları, onların kendilerini büyük çoğunluktan "çok farklı", "çok üstün" görmelerine yol açıyor belki. Bu seçilmişlik ve farklılık duygusu zaman içinde daha da azıtıp kimliklerinin en önemli yanı haline geliyor. Çevrelerinde gördükleri iş-aile-para ve başarı ekseni etrafında dönüp duran bir örnek hayatlara baktıkça içleri sıkılıyor. O hayatların bir kopyasını yaşamak fikriyle ürperiyorlar. "Diğerleri"yle aradaki farklılığı korumak, hatta artırmak; kendini "sürü"den ayırmak, o seçilmişliği her an hissetmek "yaşamsal" önem taşıyor.

Ama bu farklılığın içinin doldurulması, yeniden ve yeniden yaratılması lazım. Bir zamanlar, bir elemede üstte kalmış olmak, yıllar yılı "sürü"ye tepeden bakabilmek için yetmiyor.

Gerçekten farklı olabilmek; yerleşik değer yargıları ve davranış biçimleriyle uygun adım sürdürülen birbirine benzeyen "küçük hayatlar"a karşı bir alternatif oluşturabilmeyi; kendine özgü bir yaşam stili ve değerler sistemi yaratabilmeyi gerektiriyor.

Ama bu kolay değil. Hele hele onların yaşında ve birikiminde hiç kolay değil. O zaman ister istemez kolayına kaçmalar başlıyor. "Farklı olmak" için bir takım simgeler, giyim kuşam biçimleri, kimi müzik türleri, uyuşturucu koşuyor yardıma. Genç, normal olmaktan o kadar nefret ediyor ki, farklılık uğruna şeytanla oyun oynamaya bile razı...

Aslında bu gençler tam da bu noktada yardıma ihtiyaç duyuyorlar. Anne-babaların onlarla kafa kafaya verip gencin nefret ettiği verili yaşam tarzını birlikte sorgulaması; onun nasıl bir hayat yaşamak istediğini anlaması için yardımcı olması gerekiyor. Oysa birçok anne baba, bunalan çocuklarıyla iletişim kurmaya giriştiklerinde, kendi "doğrularını" gözden geçirmeye hiç de hazır değiller. Bu yüzden de, onu "kurtarmak" adına, onun en çok korktuğu şeyi öneriyorlar: Sen de herkes gibi çalış, herkes gibi yaşa, herkes gibi hisset -yani sen de sürüye katıl...

İşte bu noktada iletişim kopuyor.

Anne-baba, çocuğun kaçmaya çalıştığı "kader"i, ideal yaşam biçimi olarak tekrar önüne sürdüğünde, artık konuşacak bir şey kalmıyor.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır