Yıllarca önce ev işlerine yardım etmek için, genç bir kız gelirdi eve... Okuma-yazma'nın çok dışında kalmış, bir bayram kartını bile ancak kekeliye kekeliye okuyabilen genç bir kız...
Akşama doğru işini bitirip evden ayrılırken de, koltuğunun altına ya bir gazete, ya bir dergi sıkıştırarak çıkardı kapıdan; yolda yürürken kendisini görenlerde, "entelektüel bir genç kız" izlenimi uyandırmak için...
20 yılı aşkın bir süre önce, gazetedeki odamda oturuyordum. Genç bir delikanlı gelmişti konuşmak için...
İpliği kopmuş tespih taneleri gibi, tutarsız bir takım şeyler söylemeye, kendisinin beyinsel derinliğini kanıtlamaya çalışıyordu.
Önündeki yıllar içinde, hayatını bütünleştireceği bir amaçla, bir rotası olup olmadığını sormuştum.
Yüzüme, eskilerin deyimiyle, melül melül bakmış:
- Çetin abi, ben havalı biri olmak istiyorum, demişti.
Havalı biri olmak.. Sıradan insanların dışında biri olmak.. Değişik bir kişilik görünümünde olmak.. Kimseyi takmayan pozlarda olmak, v.s..
Her genç kuşağın, özellikle kentlerdeki ve kentleşme sürecine girmiş yörelerdeki kanadında, sık rastlanan bir özendir bu...
Erkeklerde değişik saç ve sakal traşı... Pastane teraslarında, dünyada kendisinden başka kimse yokmuş gibi, gizli bir lider kasılmasıyla oturma... Arabası varsa; arabayı, başka arabalara önem vermeden kullanma...
Genç kızlarda ise, bazen dikkati çekecek giyim kuşamlar ön plana çıkar; bazen özerkliğini kanıtlayan, bir boşverme başka yaşayanlara...
Görünümde "değişik bir kişilik" özeni, nerede bir sıradanlığa düşer?
"Parayı nasıl bulduğu" sorusu önünde...
Ya çok yaygın bir asalaklık tablosu çıkar ortaya; ya bir çift kredi kartının durmadan artan faiz çemberleri içinde, boynu bükükler kafilesinden biri; ya uydurma bir mirasyedi yozu...
Kolay değildir boğayı boynuzlarından tutup, her gün dizleri üstüne çökertecek bir gücün genci olmak...
Paris üniversitelerinde okuyan gençler, genellikle garsonluk yaparlar lokantalarda; yahut gece çalışmalarını da içeren sekreter yardımcılığı; yahut belirli saatlerde kitapevlerinde tezgâhtarlık...
Çünkü 18'ini bitirmiş gençlere, ekonomik bir destek gelmez ailelerden... Çağdaş dünyada kural budur.
Gelelim "değişik bir kişilik" sorununa... Aslında pek kurcalanmış bir konu değildir bu...
Yönetici otoritesinin asık suratlı görünümü de, "kişilik" olarak benimsenmiştir; insanlar arası ilişkilerin mihengi olan "mersi" ve "özür dileme" dışı, kabalıklar da...
İnsanın yaşarken "kişiliği" ne kadar olur?
Başka insanları korkutabilecek; örneğin gözaltına alabilecek, yahut işinden kovabilecek pozisyonda olanların da, "herkesten üstün bir kişiliği" varmış gibi görünür; insanları ödüllendirebilecek; örneğin onlara üst düzey işler verebilecek, parasını arttırabilecek olanların da...
İnsanlar ölür... Artık ne başka insanları korkutacak bir durumları vardır; ne de ödüllendirebilecek bir durumları... "Kişilik" görünümü bitmiştir.
Bir de, binlerce yıldan bu yana, insanlığın kuşaklar boyu unutamadığı kimseler var. Örneğin Diojen gibi, Arşimed gibi, Marco Polo gibi, Newton gibi v.s...
Belki de gerçek kişilik; yaşarken değil de, öldükten sonra vaktiyle yaptıklarıyla ortaya çıkmakta..
25. Padişah III. Osman'ın da yaşarken kişiliği vardı. Başta Sadrazam Bıyıklı Ali Paşa olmak üzere, kaç kişiyi boğdurtmuştu...
Ve bir de Dante var...
Hangisinin kişiliği "gerçek kişilik" olarak çıkıyor ki ortaya?
Çıtaları yüksek koymaya başladığınızda; "kişilik" özlemi, yaşarken benimsenen poz ve rollerle avutulsa bile; bunun "gerçek bir kişilik" olmadığı çıkıveriyor ortaya...
Tıpkı 13 milyon aileden oluşan Türkiye'de, 2 milyon ailenin burjuvalaşmış gibi görünmesi benzeri...
Türkiye'de kristalize bir burjuva sınıfı bulunsaydı; gazetelerin toplam tirajı, 30 milyon olmak yerine, 3 milyon mu olurdu?
Yılda adam başına düşen ortalama "kitaba harcanan para birimi" 500 dolar olmak yerine, 2 dolar mı olurdu?
Ve Türkiye, "yaşam kalitesi" açısından yapılan dünya sıralamasında, 82. basamakta mı kalırdı?
Gençlerdeki "değişik bir kişilik" özeni...
Yunus'un dediği gibi:
O da yalan, bu da yalan
Var biraz da sen oyalan