Türkiye, dünyalı olmaktan çok Batılı olmaya meraklı.Amerika ve Avrupa diye kısaca özetleyebileceğimiz Batı'nın yaşam biçimine özeniyor, onlar gibi yaşamak istiyor.
Bir başka önemli konu da, Batı'nın bizi nasıl gördüğü sorusu.
Eğer Batı gazetelerinden birisinde Türkiye'ye ilişkin bir haber çıkarsa mutlaka etkileniyoruz.
Haber iyiyse seviniyor, eleştirelse kahroluyoruz.
Hele Batı, aleyhimizde bir film yapmaya kalkınca iyice hoşafın yağı kesiliyor.
Ama aynı şey Doğu'da olsa kılımız kıpırdamıyor.
Doğu bizim için yok!
Yurt dışına çıkabilen insanlarımızın yüzde doksanı Batı'ya gidiyor.
Batı kentlerindeki mağazaları, lokantaları su ezber biliyorlar.
Doğu ise bize çok uzak.
Bu yüzden İran, İngiltere'den daha uzak geliyor güzümüze; Kahire ise New York'tan.
Çocuklarımız Batı dilleri öğreniyor; onların üniversitelerinde okuyor.
Kamuoyu anketleri halkın "Avrupa Birliği" ne girilmesinden yana olduğunu gösteriyor.
Kısacası batılılaşmak istiyoruz.
"Kızıl Elma" efsanesi sürüp gidiyor.
Orta Asya'dan Anadolu'ya göç, İstanbul'u ele geçirme, Balkanlar'a yayılma, Viyana'ya sefer düzenleme, Tanzimat ve Cumhuriyetle sürüp giden "Batıya Yürüyüş" ideolojisi iliklerimize kemiklerimize işlemiş durumda.