Kim istemez sevilmeyi! Güzeldir... Bazen ilaç gibidir...
Lakin tehlikeli ve zehirlidir de...
Hele anonim bir kalabalık tarafından seviliyorsanız...
Hele kitlelerin sizi yücelten sevgisi dünyanızı sarıp sarmalamışsa...
Durumunuz zordur, böyle sevilmenin hazları kadar tehlikesi de büyüktür.
Bu kadar çok seveni olmak, mutlak sevmeyenlerin varlığını da zorunlu kılar.
(Zaten uzaktan sevmek; en ufak arızada "yakından nefret etmeye" dönüşme eğilimindedir.) Üstelik sanıldığının aksine asıl başarı fetişistleri kitlelerdir ve hataları affetmekte de zorlanırlar.
Bundandır ki, ünlüler sevenlerinin elleriyle hem egolarına masaj yaptırırlar hem de o ellerin kendilerini bir gün boğacağından ölesiye korkarlar. Ünün kazançlarına hem bayılırlar hem de bu kazançtan pay almak isteyenlerin sürekli hedefi olmanın dehşetini bilirler.
Bu derdin çaresi nedir?...
Çare yavaş yavaş ünlü kişinin zihninde belirir, önce şaka gibi başlar, sonra inanç olarak gelişip pekişir: Bu "seçilmişlik" duygusudur...
Ünün yarattığı dünyevi saltanat giderek uhrevi bir seçilmişlikle taçlandırılır. Artık sevenleri de, nefret edenleri de bilmelidir ki, ünlü kişi "yukarısı" tarafından korunmakta ve kollanmaktadır. (Tabii bu duygu ilk önce etkili ve yetkili dünyevi güçlerle işbirliğinin verdiği güvenle gelişir, sonra alır başını gider!)
İşte bu yüzden İbrahim Tatlıses'in son günlerde yaptığı açıklamaları; yanına Sezen Aksu'yu da ortak alarak "ilahi seçilmişlik"lerinden sık sık söz etmesini hiç garip bulmuyorum.
Dünyanın her yerinde böyledir; özellikle çok göz önünde olan eğlence sektörünün ünlülerinde sık rastlanır bu inanca.
Kendi kendilerine sorarlar: "Neden bir başkası değil de ben başarılı oldum, ben sevildim bu kadar? Raslantı olabilir mi?" Bu soru baştan çıkarıcıdır...
Ve bu yolda kendilerini ünlü yapanları; toplumsal kültürü; endüstriyel çarkları yavaş yavaş unutma eğilimi gösterir ünlüler.
"Bize kötülük yapanlar ilahi adaletçe hemen cezalandırılmıyor; oysa ünlülere kötülük yapanlar, iddialarına göre derhal cezalandırılıyormuş... Bunun neresi adalet?" diye sormanın da, bu noktadan sonra alemi yoktur.
Ünsüzlerin ucuz itirazları ve alaycı yaklaşımları ünün ortaya çıkışındaki kendi paylarının üstünü örtemez...
Aslında ünsüzler "seçer" ünlüleri...