Toplumla medya arasındaki köprüler internet sayesinde inanılmayacak kadar hız ve sağlıklı bir yapı kazandı.
Medyanın halkın nabzını bugünkü gerçeklikte tuttuğu hiç bir dönem olmamıştır.
Bankaların sermayelerini güçlendirmeyi hedef alan kanunla ortaya çıkan korkunç eşitsizlik konusunda yağmur gibi mesaj geliyor.
Bunlardan biri (Recep Ö.) doğrudan bize yönelik eleştiriler içerdiği için paylaşmak ihtiyacını duydum. Okurumuz şöyle diyor:
"Bu gazeteyi kuran adam, yanılmıyorsam ülkenin tek gazeteci patronu. Türkiye'nin büyük umutlarla girdiği bir yıla özgürlüğünden yoksun olarak girdi. Neden kimse bu duruma sesini çıkarmıyor? Basın özgürlüğü lâfını dilinden düşürmeyen 'basınımızın değerli büyükleri' neden susuyorlar?
Diğerlerinin sessizliği anlaşılabilir ama sizin sessiz kalmanız hoşgörülemez.
'Bırakın borcumu ödeyeyim' diyen bir insanı içerde tutmaya devam eden bir anlayışa karşı yeterince mücadele ettiğinize inanıyor musunuz? Sesiniz daha yüksek çıkmalı. İçerde kalması için çaba gösterenler bu sessizlikten güç alıyorlar."
Eksikli erdem..
Doğru, ortada korkunçluğu gün geçtikçe daha çok farkedilen ve kamu vicdanını rencide eden bir haksızlık var.
Devlet bazı bankalara el koydu ve sahiplerini DGM'lere gönderip hapse attı.
Bazılarına el koydu ama aynı suçlamalara hedef olan sahiplerini hapse atmadı. İçeri aldıklarının da çoğunu serbest bıraktı.
Şimdi ise el koymadığı ve sahiplerini hapse atmadığı bazı bankaları güçlendirmek için para vermeye hazırlanıyor.
Krizin sebep olduğu bankacılık bunalımını, ekonomik ve sosyal facialar yaratan bir hoyratlıkla derinleştirme yanlışından dönmek tabii ki erdem sayılmalıdır.
Ama halkı yanıltıp kışkırtarak linç atmosferi yaratan ve bu kargaşadan siyasi ikbal çıkarmak isteyen Temizel terörü kurbanlarının acılarına bir an önce son vermek koşulu ile..
Gerçekten adalet devletin temeli ise bunun gereğini yargı yapacaktır.
Kusursa, işledik..
Yargıdaki bir davayı etkileme amaçlı yayın yapmamak kusursa, biz bu kusuru işledik.
İdeolojik ve ticari rakiplerimiz yasaları çiğnemek pahasına olumsuz yayın yaptıkları halde yasalara ve meslek etiğine uymaktan vazgeçmedik. Bu doğru..
Bankasına el konulduğu gün ülkeye döndüğü, BDDK ile anlaşıp yükümlülüklerini yerine getirmeye başladığı, "kamu zararı dengelenmiştir" tesbiti yapan bir anlaşma ortada durduğu, tek off-shorezede ve hayali şirket bulunmadığı, daha ağır suçlamaların hedefi bir çok banka sahibi tahliye edildiği halde Dinç Bilgin, sahibi olduğu medya grubunu kullanmadı, kullandırmadı.
Bu yöndeki telkinlere de kendisi karşı çıktı.
Çünkü mağduriyeti ancak kamunun ve adaletin vicdanı ile sona erdiği takdirde onurunu kazanacaktı. Ve bu, katlandığı bütün acılara, haksızlıklara değerdi.
Toplum vicdanını sızlatmaya başlayan haksızlığı inanıyoruz ki yargı da fazla uzun olmayan bir zamanda görecektir.