Cumhuriyet dönemi Türk resim sanatının ustalarından Avni Arbaş,
altmış yılın birikimi ürünlerini Türkiye İş Bankası Kibele Sanat
Galerisi'nde sergiliyor.
Metinlerini Ferit Edgü'nün yazdığı ve Arbaş'ın tüm bir sanat yaşamını
belgeleyen "Avni Arbaş" bir kitap da yine bu sergi nedeniyle Türkiye
İş Bankası tarafından yayımlandı.
"Avni Arbaş" kitabı, sanatçının İstanbul'da başlayan, bir dönem
özellikle Paris'te, sonra yeniden kendi yurdunda süregelen sanat
serüveninin her aşamasına tanıklık etmekte...
Arbaş, 1919 yılında İstanbul'da açıyor dünyaya gözlerini...
1937'de Galatasaray Lisesi'den ayrılarak Güzel Sanatlar Akademisi'ne
girecektir. 1946 yılına kadar bu okulda kalır. Bu arada CHP'nin Milli
Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in çabalarıyla düzenlenen yurt
gezilerine katılır.
Arbaş'ın şansına Siirt ili düşmüştür.
O yıllarını şöyle anlatacaktır daha sonra:
"Müthiş bir yoksulluk içindeydi Siirt. İki atlı jandarma ile köylere
gidiyorduk, tabii ben de atla... Ama köye girdiğimizde, köy sanki
boşalıyordu, kimse bizimle konuşmak dahi istemiyordu. Çünkü
jandarmadan kaçıyorlardı."
Arbaş, 1966 yılında Paris'te Henry Montherlant'ın toplu oyunlarının
üçüncü cildini resimleme işini üstlenir. Büyük ve sorumlu bir iştir.
Bu sırada devlet, Avni Arbaş'ın farkına varır: Askerliğini
yapmamıştır.
İzin ister devletten işi bitirmesi için... Çünkü bitiremezse büyük
bir tazminat ödeyecektir. Ve dönmez Türkiye'ye. Karşılığında ise
yurttaşlıktan çıkarılarak 1977'ye kadar vatansız yaşayacaktır.
Sonrasını anlatıyor Arbaş:
"Neyse İstanbul'a geldim. Bir soğuk gün kapı çalındı. Kapıda iki
adam. Beni arıyorlar. Üşümesinler diye içeri buyur ettim. Askere
almaya gelmişler beni... Yaşım altmışa gelmiş... O sırada dayımı
aradım, eski bir asker, ne yapayım diye... Dayım ne dedi bilir
misiniz? Alt tarafı dört ay, gidip yaparsın askerliğini..."
Bir gün insanların hayal kurmaya zamanları yok diye düşünür.
Öyle resimler yapmak ister ki, bakanlar hayal kursunlar...
Ve öteki resimlerinden daha çok uğraşıp çok sade resimler yapar.
Bir gün Kabataş Setüstü'ndeki atölyesine hikâyeci Zeyyat Selimoğlu
gelir, bu resimlere bakarak şöyle der:
- Yahu, bunları satamazsın, çünkü bitmemiş sanacaklar...
Arbaş, bir süre sonra bu resimleri sergileyecek ve bunlara uzun uzun
bakan bir vatandaş şöyle diyecektir:
- Avni Bey, bu resim bitmiş mi?
Arbaş'ın kimi resimleri de "rüya" üzerinedir, anlatıyor:
"Bir gün rüyamda mahzene kapatılmışım. Telefon kulübesi gibi bir
kabin... "Buradan çıkma, bekle, ölüm gelecek" dediler. Beklemekten
pek hoşlanmam. Kabinden çıkarak bağırmaya başladım, "Neredesin ölüm,
çık ortaya" diye... Karşıma üçgen giysileri ile ölüm çıktı. Şimdi
seni öldüreceğim diye üzerine atlatım. O önde, ben arkada koşmaya
başladık. Bir yandan da korkuyorum ölümü öldürürsem ben de öleceğim
diye... Ter içinde uyandım, sonra da eskizini çizerek resmini yaptım."
Avni Arbaş, şimdilerde 82 yaşının güzelliğiyle Foça'da yaşıyor.
Resimleri ise Kibele Sanat Galerisi'nde...