
Kanser ve AIDS'i tarihe gömecek Türk
Dünyanın bir numaralı kanser tedavi merkezinin başında bulunan Prof. Fatih Uçkun, geliştirdiği ilaçlarla kanser ve AIDS'in önüne geçiyor...
Prof. Fatih Uçkun için 1995 yılı adeta 'milat.' Önce çalıştığı Minnesota Üniversitesi'nde 'Şeref Kürsüsü' aldı, daha sonra da tıp tarihine adını altın harflerle yazacak çalışmalarını yaptığı kanser merkezi Parker Hughes'ı kurdu. Prof. Uçkun'un hayatının akışı Los Angeles kanser merkezinden arkadaşı Dr. Siegel'in bir telefonuyla değişmiş Çünkü Siegel, tedavi edemedikleri ve bir hafta ömür biçilen lösemili bir çocuğu gönderir Prof. Uçkun'a... Prof. Uçkun, Parker'ın sağlık sigortası olmadığını anlayınca, bedava tedavi olabilmesi için çalıştığı Minnesota Hastanesi'nden özel izin çıkarır. Birdenbire ülkenin en iyi üniversitelerinin başkanları, en önemli iş adamları peş peşe arayıp çocuğun durumunu sormaya başlarlar. Hastane sivil polis ve korumalarla dolmuştur. Limuzin'in biri gider biri gelir.
AL ŞU 200 MİLYON DOLARI
Prof. Uçkun şaşkındır, hastaneyi saran bu telaşeye bir anlam veremez önce. Çünkü küçük Parker'ın, serveti 1.7 milyar dolar olan ünlü işadamı Wayne Hughes'ın oğlu olduğunu bilmiyordur: "Hastane sirke dönmüştü. Daha sonra anladım ki ABD'nin en zengin iş adamlarından Mr. Hughes'ın oğluymuş Parker. Bir hafta ömür biçilen çocuk, benim bulduğum ilaçla tamamen iyileşti. Mr. Hughes, 200 milyon dolarlık çek verdi ve 'İster emekliye ayrıl, istersen oğlum gibi yüzlerce hastayı tedavi edebileceğin bir merkez kur' dedi. Ben de bu parayla enstitüyü kurdum. Ama ne acıdır ki kanserden kurtardığım Parker, üç yıl sonra boğazına kaçan yabancı bir madde yüzünden Azrail'den kurtulamadı. Biz de bu merkezde onun adını yaşatıyoruz."
Kanser dışında, AIDS ve ABD'nin korkulu rüyası biyolojik silahlar konusunda da pek çok araştırmanın yapıldığı Parker Hughes merkezi için, "Bilimsel imparatorluğum" diyor Prof. Uçkun. Merkezi kurar kurmaz, ABD'nin dört bir yanındaki en iyi üniversitelerden getirdiği 64'ü profesör, 350 kişilik bir bilim ordusu ile işe başlayan Prof. Fatih Uçkun, çalışmalarını şöyle anlatıyor:
UYGULAMAYA BAŞLANACAK
"Kanser için geliştirdiğimiz ilaçlardan bazılarının AIDS üzerinde etkili olduğunu bulunca ülkenin en zengin iş adamları bana geldi. Hatta bazı ilaçları, patentini alıp üretebilmek için 280 milyon dolar ödeyerek satın aldılar. Bunlardan birinin hastalar üzerindeki uygulaması başlamak üzere. Başka viral enfeksiyonlar için de etkili bir ilaç."
Prof. Uçkun'un yönettiği Hughes Enstitüsü'nde, her geçen gün yeni bir kanser ilacı geliştiriliyor. Prof. Uçkun, 1.5 yıl içinde 47 tane yeni ilaç patenti aldı. Kliniğin en önemli özelliği, kendi ilacını kendisi üreten tek merkez olması. Çeşitli hastalardan alınan biyopsiler üzerine önceden yapılan çalışmalarla bir çok kanser türü hakkında bilgi toplanıyor ve hasta daha hastaneye gitmeden, tedavi şekli belirlenmiş oluyor. Tedavi ezbere yapılmadığı için reçeteler de sayfalarca olmuyor. Yan etki de aza indiriliyor. Böylece iyileşemeyeceği söylenen vakalar bile amansız hastalığın pençesinden kurtuluyor. Bu tedavilerde kullanılan aletin fiyatı 6 milyon doları buluyor. Merkezdeki diğer araştırmalar için de on milyon dolarlarla ifade edilen harcamalar yapılıyor. Kanser hastaları günlük hayattan feragat etmeden tedavi oluyor. Minnesota'daki hastaların yüzde 28'i tedavi için Prof. Uçkun'u seçiyor.
Pentagon'un da gözdesi
Prof. Fatih Uçkun'un başarılı çalışmaları ABD donanmasının da dikkatini çekmiş. Biyolojik silahlar konusunda hassas olan Pentagon, Prof. Uçkun'a bu konuda bilimsel çalışma yapmasını teklif etmiş. Prof. Uçkun, "Amerikan Donanması'nın başkanı Amiral Zumwalt, biyolojik silahlar konusunda çalışmamı istedi. ABD Silahlı Kuvvetleri 6.5 milyon dolar maddi destek sağladı. Hughes merkezinde biyolojik terörizme karşı araştırma yapmak için bir ünite daha kurdum" diyor. Prof. Uçkun, şarbon paniğiyle gündeme bomba gibi düşen biyolojik silah tartışmasına noktayı koyuyor: "Söylenildiği kadar kolay yapılamaz. Yapabilecek kişilerin kim olduğu belli ve onlar da takipte zaten. Geliştirdiğiniz biyolojik silah karşınızdaki grup tarafından takip ediliyorsa, silah elinizde patlar."
Ben bilim elçiliği yapıyorum
İnşaat mühendisi Prof. Mutlu Sümer: Avrupa Birliği'ne kabul edilmemiz konusunda Türk bilimadamlarına büyük rol düşüyor
Avrupa Birliği üyesi pek çok ülkenin finanse ettiği araştırma programlarını başarılı bir Türk bilim adamı yönetiyor: Prof. Dr. Mutlu Sümer...
Prof. Sümer, Danimarka Teknik Üniversitesi'nde akarsu ve açık deniz yapıları konusunda uzman bir inşaat mühendisi. Geçen yıl başlatılan ve 3 yıl sürecek yaklaşık 2.5 milyon dolarlık LIMAS (Liquefaction Around Marine Structures) programındaki yirmiye yakın araştırma projesi Prof. Sümer'den soruluyor. Sümer için bu ilk deneyim değil.
1997- 2000 yılları arasında yine AB'nin finanse ettiği 1.5 milyon dolarlık diğer bir projede daha başkanlık yapmış. 1991'de mühendislik dalında Tübitak Bilim Ödülü'nü de alan Prof. Dr. Sümer, Pakistan, Bangladeş, Çin gibi pek çok ülkede mühendislikteki başarısını kanıtlamış bir Türk. "Çalıştığım laboratuvar bu konuda dünyada en iyi. O yüzden buraya geldim" diyen Prof. Sümer, başarılı bir mühendis olarak yurtdışında olmaktan memnun. Prof. Sümer şöyle konuşuyor: "18 yıldır Danimarka'dayım. 2-3 yıl İngiltere ve Amerika'da kaldım. Projelerde Danimarka'yı temsilen bulunuyorum ama Türk olduğum her zaman biliniyor. Bilim elçisi olarak görev yapıyorum ve bu mutluluk verici."
DENİZ YAPILARI...
AB'nin deniz yapıları konusundaki projelerini gözü kapalı emanet ettiği başarılı mühendisimiz Prof. Sümer, "AB'ye kabul edilmemiz konusunda Türk bilimadamlarına büyük rol düşüyor" diye konuşuyor. Sümer'e göre bilimadamlarımız, AB'ye kabul edilme sürecimizi ellerinden geldiğince hızlandırmalılar. Ülkemizin reklamını yaparak başarabileceklerine inanıyor: "Türk biliadamları Batı'da bilim elçiliği yapmalılar" diyor.
İngiltere'ye Türk dilini öğretiyor
Manchester Üniversitesi'nde bölüm başkanı olan Dr. Çiğdem Balım, 'Türkiye daha çok kadın akademisyen yetiştiriyor' diyor
Türkiye'den tek kuruş destek almadan ayakta duran Türk araştırmaları anabilim dalının başında bir 'bilimkadınımız' var... Manchester Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Bölüm Başkanı olan Dr. Balım, "tamamı Avrupalı" olan öğrencilerine Türk dilini ve edebiyatımızı öğretiyor.
Dr. Balım, "Beni en mutlu eden şey, ülkemden yardım almadan Türk araştırmaları anabilim dalını ayakta tutabiliyor olmam. Oysa Oxford, Cambridge ve Londra üniversiteleri bu bölümler için Türkiye'den de maddi destek alıyor" diye konuşuyor. Dr. Balım'ın araştırmaları için İngiliz Ticaret Bakanlığı, Ticaret odaları gibi çeşitli kuruluşlar, yüzbinlerce sterlin destek veriyor. Manchester Üniversitesi'nde Ortadoğu Araştırmaları kürsüsünün başkanlığını yapan Dr. Balım, derslerinde en basit düzeyden en ileri düzeye kadar Türkçe'nin sırlarını anlatıyor.
Batılı kadınların da pek çok sorunu olduğunu söyleyen Dr. Balım, bunu şöyle özetliyor: "Daha serbest görünüyorlar ama sorunları bir noktada bizim kadınlarımızla birleşiyor. Türkiye'de kadın en azından yüksek eğitimden sonra belirli bir yere gelince onu kimse tutamıyor. Üniversitelerimiz kadın hocalarla dolu. İngiltere'de bu kadar kadın akademisyen yok. Çalışan kadın daha alt düzeydeki işlerde çalışıyor. Kadın idareci sayısı da az. Türkiye'de eğitimli insan toplumdan saygı görüyor. İngiltere'deki en büyük sorunlardan birisi öğretmenin saygı görmemesi. Kültürle ilgili sorunlar bunlar."
Atatürk'e çok şey borçluyuz
Yurtdışında başarılı bir Türk bilimkadını olan Dr. Balım, "Türk kadını Atatürk'e çok şey borçlu" diyor ve şöyle konuşuyor: "50 yaşında bir Türk kadını olarak şunu söylemeliyim ki Atatürk olmasaydı kadınımız bugün nerede olurdu tahmin bile edemiyorum. Türkiye'de kız çocuklarımızı okutmaya devam ettiğimiz sürece daha da iyi olacağız. Ama kadınlarımızın bilimdeki erkek egemenliği karşısında inatçı olmaları gerekiyor. Başarısızlık diye bir şey söz konusu değil. Defalarca denesinler. Amaçlarında iddialı olsunlar."
-BİTTİ-
Özlem YURTÇU
|