kapat
11.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
"Onlar" dediğiniz anda adalete veda ediyorsunuz!

Yargı aşamasına gelmiş konular hakkında söz söylememeyi bir aile terbiyesi olarak öğrenmiştim.

Eve Yargıtay klasörleriyle gelen ve sabahlara kadar başı ağrıyarak bunları inceleyen babam, ünlü davalar konusunda bile konuşmamıza ya da soru sormamıza izin vermezdi.

Kendi evinde bile "ihsas-ı rey" izlenimi uyandırmaktan kaçınırdı.

Ona da sorgu hakimi (müstantik) olan babasından geçen, değişmez bir kuraldı bu.

Ama o zamanlar bu hassasiyet az çok herkeste vardı.

Aynı zamanda bir yasa hükmüydü ve mümkün olduğu kadar uyulurdu.

Şimdi bakıyorum da; gazete ve televizyonlar, sürmekte olan davalar hakkındaki yorumlardan geçilmiyor.

Herkes görüş belirtmekte.

Oysa yine aileden öğrendiğime göre böyle yazılar hakimleri bazen ters yönde etkileyebiliyor.

Baskı altına alma çabaları ters tepebiliyor; yargı mensupları işlerine müdahale edildiği duygusuna kapılıp, tepki duyuyorlar.

***
Adalet, çok hassas bir denge. Dosyanın bütün inceliklerine vakıf olan hukukçuların konuşabileceği bir şey ancak.

Ama nedense bizde hep genellemeler yapılıyor.

Bu konudaki en tehlikeli kavram "onlar" kelimesi.

"Onlar" dediğiniz anda adalete veda ediyorsunuz; çünkü ne suçun şahsiliği kalıyor ortada, ne kılı kırk yararak incelenmesi gereken konular, ne de adli titizlik.

İçeride gün saymakta olan insanları, genelgeçer öfkelere, kurban törenlerine ve ihtiraslara kurban etmiş oluyorsunuz.

***
Bu iş, yetmişlerden bu yana solcular için yapıldı. Bir kişinin "sol" denilen geniş ve pek de sınırları belli olmayan bir tanımla damgalanıyor oluşu; mahkum edilmesi, tutuklanması, kötü muamele görmesi ve onurunun kırılması için yeterli bir nedendi sanki?

"Ne suç işledim?" diye sormak mümkün değildi. Çünkü önemi yoktu bunun.

Rüzgâra karşı yürüdüğünüz izlenimi, insanlık haklarınızın elinden alınması için yeterliydi.

***
Zaman geçti, aynı metot bu kez "dinci" yaftası yapıştırılan insanlar için geçerli olmaya başladı.

Bir kişinin suç işleyip işlemediğinden çok, kimlerle görüştüğü, hangi gazeteleri okuduğu gibi hukuk dışı kıstaslar ortaya çıkmaya başladı.

***
Son zamanlarda aynı toplumsal histeriyi medya, banka ve iş kesimi için yaşamaya başladık.

Nazi Almanya'sında Yahudiler, Sovyetler Birliği'nde muhalifler ve Irkçı Amerika'da zenciler için kullanılan "Onlar" kavramı bu kez, iş kesimi için kullanılır oldu.

Suçun şahsiliği ortadan kalktı.

Bu durum en çok, gerçek dolandırıcılara ve hortumculara yarıyor; çünkü "Bakın herkes içerde!" diye kendilerini mağdur gibi gösterecek kıyaslamalar yapabiliyorlar.

***
Kendinizi bir an demir parmaklıklar arasında yatan ve bankası fona devredilmiş bir iş adamının yerine koyun: Radyodan Kemal Derviş'in "Banka sahipleri kendi grup şirketlerine, limiti aşan krediler kullandırsalar dahi suçlu değildirler" ifadesini dinliyorsunuz.

Ertesi sabah da gazetede, bu duruma düşen bankalara devlet yardımı yapılacağını okuyorsunuz.

Ne hissedersiniz?

Unutmayalım: Eğer "haksızlık" kavramına toptan karşı çıkmaz ve bazı kesimlere uygulanan adaletsizliklere sevinirsek, yarın sıra herkese gelir.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır