

Ordu'nun vizyonu
Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay bünyesinde faaliyet gösterecek, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi SAREM'i resmen kurduğunu açıkladı
Özel Harp Dairesi'nden Batı Çalışma Grubu'na dek uzanan çizgide, bir gizlilik vardıÉ SAREM ise bir think tank gibi çalışacak
SAREM'de 4'ü emekli general, 15'i üniversitelerin öğretim görevlilerinden oluşan 19 kişilik dış uzmanlar grubu olmak üzere toplam 24 kişilik bir ekip görev yapıyor...
Sivil kadro, üniversite hocaları arasında seçilmiş
Avrasya konusunda uzman akademisyenler
GELECEĞİ GÖRMEK
33 kişi de dışarıdan rapor veriyor...
Türk Ordusu'nun neden böylesi bir şeye ihtiyaç duyduğuyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu şunları söylüyor:
"Milli askeri stratejilerin tespitinde en önemli unsurlardan birisi, geleceğin güvenlik ortamıdır. Eğer bir savunma stratejisi geliştirecekseniz, önünüzdeki ortalama 20 yıllık bir dönemdeki uluslararası güvenlik ortamının nasıl bir değişim göstereceğini doğru yönde tahmin edip değerlendirmemiz gerekir. Çünkü, bir ulusun askeri gücünü bugünden yarına değiştirmek mümkün değildir. Bu tür çabalar, yıllar öncesinden karar vermemizi ve silahlı kuvvetlerinizi geleceğin güvenlik ortamının öngördüğü şekilde yapılandırmamız gerekir."
Ki
Kıvrıkoğlu, SAREM'i resmen kamuoyuna tanıtmadan önce de bu birim, TSK için geleceğe dönük her anlamda raporlar hazırlıyor, generallere brifingler düzenleniyordu
İşte bu anlamda geleceğin şirket yapısını anlatan, SAREM'e raporlanan bir metinden bazı pasajlar yansıtayım...
TEKNOLOJİSTİK
........
Üretim Risktir...
Çünkü günümüz koşullarında internet ve bilgisayarların sağladığı korkunç hareket yeteneği ile rekabet sınırsızdır. Tehlikenin nereden ve ne zaman geleceği belli değildir. Günümüz koşullarında 'avcı' her an 'av' haline gelebilir. O halde ne yapılmalıdır, stratejimiz ne olmalıdır?
Yanıt; 21.yüzyıla girdiğimiz bu günlerde yapılması gerekenin risklerin dağıtılması ve kaynakların uzmanlık alanımızda - en iyi olduğumuz konuda- yoğunlaştırılmasıdır.
Üretim faaliyetlerini sınırlandırmak fakat, buna karşı hemen her şeyi satmak yeni konseptimiz olmalıdır.
Bu konseptin adı "Teknojistik"tir. Teknoloji ve Lojistiğin yoğunlaşmış hali olan bu yeni konsept bu yoğun rekabet ortamında var olmak ile yok olmak arasındaki farkı belirleyecektir.
Teknojistik şirketin 4 değil 2 süreci vardır. Konvansiyonel şirketlerdeki Pazarlama, Ar-Ge, Üretim ve Satış süreçleri, bu yeni yapıda yerini yalnızca Pazarlama ve Satışa bırakmıştır. Pahalı Ar-Ge ve üretim süreçleri bünye dışına çıkarılmıştır.
GLOBAL REALİTE
Bir çok çokuluslu şirket, yoğun rekabet nedeniyle zorunlu olarak bu konsepte doğru ilerlemektedir. Örneğin Philips cep telefonu üreten Fransa ve Çin'deki tesislerini kapatıp, üretim faaliyetlerini, adını açıklamadığı Uzak Doğulu bir üreticiye yönlendireceğini açıklamıştır.
Bir başka dev Ericsson ise artık cep telefonu üretiminden (pazardan değil) çekilip, üretimi Sony'e yaptıracağını açıklamıştır...
Otomotiv devleri Peugeot ve Citroen aynı ürünü 'Partner' ve 'Berlingo' adıyla satmaktadır...
Bilgisayar yazılımından elektroniğe, motor yağından margarine pek çok sayıda şirket kendi markaları ile satışa sürdükleri ürünleri, rakiplerine ürettirmektedir.
Ülkemizde televizyon üreticisi Vestel, fırın üreticisi Teba bu konseptin tipik ve başarılı örnekleridir. Kendi markalarıyla satışa sundukları ürünlerinden çok daha fazlasını tüm dünyaya başka markalarla satmaktadırlar.
YENİ GERÇEKLER
Benzer örnekler dünyada da hızla çoğalmaktadır. Bilgisayar yazıcısı, LCD ekran ve fotoğraf makinesi gibi sektörlerde, pazarda çok sayıda marka olmasına rağmen üretici sayısı bir elin parmakları kadardır.
Artık konvansiyonel şirket yapısı ömrünü doldurmuştur.
"Müşteri odaklı yaklaşım", "Toplam kalite", "süreç yönetimi" vs gibi makyajlar, oluk oluk kan akan yarayı kapatmaya yetmeyecektir. Unutulmamalıdır ki, başlarını kuma gömüp şirketleri için hiçbir şey yapmayan yöneticileri kurtaracak 'kriz bahaneleri' her zaman imdada yetişmez.
Gelecekte var olmak, güçlü görünmekte değil, güçlü olmakta saklıdır...
.......
Sadece bu satırlar dahi, Ordu'nun nasıl bir beyin takımıyla çalıştığı hakkında bilgi vermiyor mu?
SAREM'İN Ordu için ve de Türkiye için doğru kılavuz olduğuna inanıyorum... Keşke siyasi partiler de, böylesi düşünce takımları oluşturabilseydi...
"Genel Başkan Sevenler Kulübü"nden Türkiye'ye bir fayda gelmediğini daha göremediler mi?
Bu kaçıncı duvara toslayış...
Bu kaçıncı gemiyi karaya oturtuş...
Türk siyasetinin de böylesi "think tank"lara ihtiyacı var...
Eskiden bizi Turgut Özal şaşırtırdı...
Şimdi de Ordu aynı işi yapıyor...
Türkiye'nin geleceğini birilerinin, bir yerlerde düşündüğü hissini veriyor...
En azından, bu yönüyle bile takdire değer...
GÜLAY GÖKTÜRK'E: Son yıllarda marjinal dergilerde dahi yazılamayacak yazıları, gazete köşelerinde yazmak moda oldu. Bu da düşünce özgürlüğü ve farklı durmak kisvesi altında yapılıyor. Bu anlamda Gülay Göktürk de "Çocuk Pornosu" başlıklı yazısıyla, sırf farklı durmak adına bir başka uca gitmiş.
Ki, bu konuyla ilgili uluslararası mücadele kararı alınmışken...
Acaba, Göktürk yazdığı yazıyla, suça teşviki mi özendirmiştir, yoksa çocukların tacizcilerden ve sapıklardan korunmasıyla ilgili bir fikri mi zikretmiştir...
Ne zamandan beri böyle ipe sapa gelmez yazılar, fikir özgürlüğünün ilgi alanına giriyor bende bilmiyorum.
|