|
|
 |
Üç haberle Türkiye
Fransız Le Figaro gazetesinin dünkü sayısında üç "Türkiye" haberi vardı. Birinci haber, gazetenin Berlin muhabiri tarafından yazılmıştı, Almanya'daki seçimler öncesi siyasi tartışmalara ayrılmış olan sayfada yer alıyordu.
Bu haber-röportajın başlığı şöyleydi: "Alman Türkler kendi içlerine kapalı yaşıyorlar". Yazının girişinde Türklerin Almanya'daki, özellikle de sanayi kentlerindeki en kalabalık göçmen topluluğunu oluşturduğu belirtiliyor. Sonra Türklerle yapılmış bazı görüşmeler veriliyor.
Serpil, Duygu Asena'nın kitaplarını okuduktan sonra evliliğini bitirme cesaretini bulmuş, boşandıktan sonra da hem okula gitmeye başlamış hem de taksi şoförlüğü yaparak ekmeğini kazanıyormuş. Röportajda başarılı olmuş, ama anavatanı hiç unutmamış başka Türkler'in portreleri de yer alıyor.
Her biri, diğerinin kuvveti
İkinci haberde Suudiler'in Mekke'de yıktıkları Osmanlı kalesine ilişkin tartışma anlatılıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun, en parlak döneminde egemenliğinin yayıldığı alan anlatılıyor, kalenin tarihçesi ve Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın olaya gösterdiği tepki veriliyor. Haberde Suudiler'in "insani yardım" gerekçesiyle Bosna ve Kosova'da yürüttükleri çalışmalar ve yine Osmanlı eserlerini nasıl tahrip ettikleri de anlatılıyor.
Le Figaro'nun üçüncü "Türk" haberi de aynı günün gazetesinin kültür sayfasında yer aldı. Başlığı: "Görüntülerin ötesindeki Ferzan Özpetek." Yazı Ferzan Özpetek'i tanıtıyor; eski filmlerini, gösterime yeni giren son filmini anlatıyor ve Özpetek'in sözlerine geniş yer veriyor. Yazıda Ferzan Özpetek şu cümle ile anlatılıyor: "Türk kökenli olan Ferzan Özpetek, Doğu ve Batı kültürleri arasında mükemmel bir birleştirme çizgisidir."
Aynı günün gazetesinde Türkiye ve Türkler'le ilgili üç yazı... Birinde kabuğunu yırtmaya çalışan, içine kapanma ile dışa açılma arasında tereddütte kalmış bir Türkiye... Diğerinde çok büyük bir tarihi mirasın üzerine kurulmuş, o mirasın tek sahibi olan bir Türkiye... Üçüncüsünde de dünya sanatında özgün bir yer alabilen, kabuğunu kırmış bir Türkiye... Üçü de birbirine sıkı sıkıya bağlı, her biri diğerinin kuvveti...
İçeriye, içeriden bakınca
Türkiye'nin birikimi ve potansiyeli, zaman içinde "dışardan" daha fazla dikkat çekiyor, daha iyi görülebiliyor.
"İçerde" ise her şey daha farklı oluyor. Suudiler'in yıktığı kaleye gösterdiğimiz tepki hemen yankısını buluyor. Ya "içerde" bakmadığımız, yıkılmaya terk ettiğimiz, yaktığımız kaleler, konaklar, yapılar, çeşmeler...
Almanya'daki Türklerin içine kapanmışlıktan kurtulmaları, daha aktif, daha etkin olmaları için politikalar mı geliştirdik, yoksa 30 yıldır "dövizleri göndersinler yeter" demekle yetindiğimiz için onları daha da içlerine kapatıp kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışan muhtelif "çeteler"in ellerine mi terkettik?
Ferzan Özpetek, kendisi çıktı, yürüdü, gitti. Onun ve başkalarının "Türk yönetmen", "Türk yazar", "Türk ressam" olarak dünyada yayılmalarına mı çalıştık, yoksa her imkânla "köstek" mi olduk?
İşte üç haber ve üç soru.
|
|
|
|