kapat
11.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Erdal Batmaz'ın batırılan onuru!..

Salı sabahı gazetemin manşetini görünce, nasıl gurur duydum.. Erdal Batmaz'ın "Onurumuzu kim koruyacak" sözleri manşete taşınmıştı..

O Erdal Batmaz, bir gün evvel sabah, daha güneş doğmadan, polisler tarafından evinden, bir suçlu, bir cani gibi evinden alınmış, kendisi gibi 29 bu ülkenin üst düzey bürokratı ile savcılıkta toplanmıştı.. Gazeteler ve televizyonlar, manşetlerinde, tüm haberlerinde yeni bir "Vurgun" operasyonunun sanıkları olarak teşhir edilmişlerdi.

Oysa savcılık gece yarısı saat birde ifadesini aldığı tüm "Vurguncular"ı mahkemeye yollamaya dahi gerek görmeden serbest bırakmıştı..

Bırakmıştı da, iş bitmiş miydi?..

Halen bu ülkenin çok kritik bir üst düzey görevinde bulunan Erdal Batmaz "Peki onurumuzu kim koruyacak" diye sormuştu haklı olarak ve Sabah işte bunu manşet yapmıştı.. Manşet yaparken ne kadar haklı olduğunu, Sabah'la ayni tarihte yani dün yayınlanan başka gazeteler göstermişti.

Erdal Batmaz'ın Yönetim Kurulu Üyesi olduğu Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile başı dertte Rumeli Holding'in yayın organı Star'da Taşkın Şenol "Kılıç Balığının şok eden isimlerinden bir diğeri ise Erdal Batmaz. Gözaltına alınmaktan kurtulamadı. Şimdi finans sektörünün tepesindeki bu çok önemli isim, SPK'daki görevini nasıl yürütecek, devam ederse vatandaş nasıl güven duyacak" diye yazabiliyor, gazete, savcılık tarafından serbest bırakılmasına rağmen, işin bu yanına hiç değinmeden kaleme aldığı haberinde de "SPK Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Batmaz'ın hala kamudaki görevinin başında bulunmasının sakıncalı olduğu" yorumunu getirebiliyordu.

Daha acısı, daha fecisi, bu ülkede demokrasinin, bu ülkede insan haklarının bayrağı olarak bilinen Milliyet'te Melih Aşık aynen şunları, gene Erdal Batmaz ve arkadaşları evlerine gönderildikten sonra aynen şunları yazabiliyordu:

"Bizden not: Köpekbalığı, pardon Kılıçbalığı sanıkları... Müsterih olunuz. Bu olay yine kapanır. Çünkü suç ortaklarınız iktidarda... Onlar orada kaldıkça, para da cebinizde kalır. Lütfen müsterih olun.."

Yani Melih oturup tek başına karar vermiş ve hükmü yazmıştı.. Bu 29 kişi, kredi adı altında paraları ceplerine atmış hırsızlardı. Bunların suç ortakları, iktidardaki Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit'ti.. Onlar orada kaldıkça, savcıların ve mahkemelerin aleyhlerine karar çıkarmaları mümkün değildi.

Bir kalemde bu ülkenin üst kademe bürokratları hırsız, başbakan ve yardımcısı, suç ortağı yardakçı ve yargı erki de, emir kulu ilan ediliyor ve bu basın özgürlüğünün olmadığı iddia edilen Türkiye'de bu kadar pervasızca yapılabiliyordu.

Bu ortamda, savcının Batmaz ve arkadaşlarını hapse değil, evlerine göndermiş olması işi kurtarıyor muydu?.. Kurtarması mümkün müydü?..

Başbakanından bürokratına, savcı ve yargıcına, insan onurunun bu kadar kolay ayaklar altına alınabildiği bir ülkede Erdal Batmaz'ın feryadı haksız olabilir miydi?.

Uygar bir hukuk devletinde, devletin en üst düzey görevinde bulunan ve bir telefon çağrısı ile dahi gidip, istenen bilgileri verebilecek birisinin sabah daha güneş doğmadan, polisler tarafından, bir suçlu, bir cani gibi evinden alınması, akşam sanki hiçbir şey olmamış gibi salınması, buna rağmen, o ülkenin en çok satan gazeteleri tarafından hala suçlu ilan ve mahkum edilmeleri mümkün olabilir miydi?.

İnsan onuru bu kadar kolay, bu kadar ucuz ve bu kadar pervasız ayaklar altına alınır ve alanlar, bunun hesabını hiçbir türlü vermezken, bu ülkede artık aklı başında ve onurlu insanların devlet görevinde bulunmaları, bulunsalar bile bir evrakın altına imza atmaları mümkün olabilir miydi?.

Bu yaratılan terör havasında artık devlet çarklarını sağlıklı işletmenin imkanı kalır mıydı?..

Amaç neydi peki?..

Onu da Melih Aşık'ın gazetesinde, hem de savcılık, toplanan "Sanıkları" daha serbest bile bırakmadan, Genel Yayın Müdürü Mehmet Y. Yılmaz mı yazdı acaba?..

"Okuduğum polis romanlarının ve seyrettiğim dedektif filmlerinin etkisinde biraz fazla kalmış olabilirim elbette, ancak tesadüfün bu kadarının fazla olduğunu düşünmem için çok neden var.

Başbakanın IMF yardımı için Amerika'ya gidişinin arefesinde, tam da bankalar ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmak istenirken çok eski bir dosyanın böyle gürültülü bir şekilde açılmasında bir anlam mutlaka olmalı..

'Acaba' diye düşünmeden edemiyorum, 'Derinlerdeki bir başka oluşum Türkiye'nin IMF yardımını alabilmesini önlemek için bazı hesaplar yapıyor olabilir mi?..'"

Mehmet Y. Yılmaz Yankı'dan yetişmiştir. Satır aralarında söylemeyi çok iyi bilir..

IMF'den yardım alamama.. İşler tam iyiye giderken yeni bir kriz yaratma.. Patlama ve Arjantin gibi halkın sokaklara dökülüp yağmaya başlaması..

Bu ülke için böyle bir felaketi, kim ya da kimler, hangi kişisel hesap, ya da kin ve öfke içinde düşünebilir acaba.. Türkiye'nin felaket tellalları tarafından ille de istendiği gibi, Arjantin olmasının kime ne faydası var?. Mehmet Y. Yılmaz "Düşünün" diyor.. "Derinlerde bir başka oluşum mu var, düşünün.."

Düşünelim o zaman!..

Bir zamanlar karları kürümek vardı..
Hayrettin Karaca telefon etti.. Hani Erezyon Dede olarak tanınan şirin adam..

"Demek senin de çocukluğun Bandırma'da geçti" dedi.. "Ben de Bandırmalıyım.. Bizim mektep de, Paşa Bayırının altındaydı.. Kısa pantalonla okula giderdik. Uzun siyah çoraplar korurdu bizi.."

Anlattığı o değil..

"Biz çocukken, insanlar kar yağdığı zaman evlerinin önündeki kaldırıma yığılan karları kürürlerdi" dedi..

Öyleydi ya.. Yolu, belediye, devlet temizlerdi, ama kaldırımdan, o kaldırıma bitişik olan binalarda yaşayanlar sorumluydu.. O evde yaşlı insanlar yaşıyorsa, komşu gençler sarılırdı küreğe.. Bu o kadar doğal bir işti ki, kar kürüme üzerine, öyküler, şakalar yapılır, karikatürler çizilirdi. Kar yağınca geçici bir meslek de doğardı. Hatırlarım Bandırma'da, babam işe, biz okula gittiğimiz için kaldırım karını kürüyecek kol gücü kalmazdı evde, ama akşam dönüşte, evin önünü pırıl pırıl bulurduk. Çünkü ek gelir peşindeki bazı delikanlılar, kürekleri sırtlarına asar, sokak sokak dolaşır, karlı kapıları çalarlardı.. "Kürüyelim mi, abla, teyze,yenge, her neyse.." Annem 25 kuruş verir, karı kürütürdü.

Şimdi bu uygarlık yok.. İçimizde yok.. Zorlayan da yok.. Belediye, kapısının önündeki kaldırımı temizlemeyenlere ceza yazmıyor, yazacağını ilan etmiyor.. İnsanlar, kendi kapılarının önünden sorumlu olduklarını bilmiyorlar bile..

Hayrettin Karaca, bir başka gözlemini nakletti..

"Dolaştım. Kaldırımları temizleyenler var.. Ama bakıyorum, yola atıyorlar.. Tuz dökülmüş yola.. Eriyince, ızgaralardan kanalizasyon sistemine giriyor, tuzlu su ve denize dökülüyor.. Yani boşa.. Oysa bahçeli evler var.. Bunlar karı sokağa değil, bahçeye dökseler, eriyen karın suyu ziyan olmayacak.. Yeraltına gidecek, yer altındaki doğal su depolarını besleyecek.. İstanbul artezyenleri yeniden dolacak. Yağmur suyu yüzeyden akar gider. Yer altı kaynaklarını kar besler.." dedi..

Örnek verdi..

"Topkapı'da fabrikam var. 26 metrede su bulurduk bir zamanlar.. İstanbul'un artan ihtiyaçları artezyen sayısını arttırdı. Yer altı suları tükenmeye başladı. Şimdi su bulmak için 225 metre derine iniyoruz.. Kar sularını denize dökersek, ziyan edersek, artık orada da bulamayacağız.."

Hiç aklınıza gelmiş miydi, Hayrettin Üstad'ın dedikleri..

Medya utandı mı?..
Salı ve Çarşamba günleri, İstanbul'da hava bir kış için olabildiğince güzel, tüm yollar açık, ama okullar kapalıydı. Çünkü meteoroloji günlerden beri "Daha da beter Sibirya Kışı geliyor" diye uyarı üstüne uyarı yapıyor ve daha önce Meteoroloji'nin tahminlerine kapılıp okulları tatil etmedikleri için yazılı ve sözlü medya tarafından terörize edilen Vali ve Emniyet Müdürü, bu defa gazetecilerin(!) keyfine göre karar verip, tahmin üzerine okulları kapıyorlardı..

Bekledim, kimler utanacak.. Bekledim kimler bu defa Meteoroloji Müdürü'nün kapısını çalıp "Sibirya dediniz, okullar tatil edildi.. Hani nerde kar, sizin yanlış tahmininiz üzerine okullar 2 gün kapalı kaldı. Böyle eğitim mi olur" diye soracaklar..

Soramazlardı ki.. Adam "Bizimki adı üstünde tahmin" deyip, kapıyı suratlarına kapardı..

Utanmak.. Vali'den, Milli Eğitim Müdürü'nden özür dilemek mi?.. Benim medyam?..

Hadi canım siz de!..

Sevgili Kaya!..
Kaya, laz olmadığını kanıtladı.. Lazlar şakadan anlarlar ve hoşgörürler. Kaya, şakayı ciddi sanıp, "Aklınca beni aşağılamaya çalışmış" dediğine göre laz olamazdı zaten.

Bak sevgili dostum.. Ben hayatımda kimseyi aşağılamadım. Zaten aşağılık olanlara hakkettikleri gibi davrandım, o kadar. Yani, ne kadar yırtınırlarsa yırtınsın, Allahın günü bana ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, onlara yanıt vermedim, adlarını sütunlarımda geçirmedim. Bu köşede adı geçenler, kişiliklerine saygı duyduklarımdır.. Zaman zaman saçmalasalar bile..

Bir yığın laf etmiş, hatta giyimden ve kadından anladığını dahi söylemişsin, konumuzla ne alakası varsa.. Ama benim sorduğum soruya lütfedip yanıt vermemişsin..

"Ben, Sergen konusunda ne dedim.. Yani sen dediklerimden ne anladın, onu yaz ki, bakalım doğru mu anlamışsın, ondan sonra tartışırız.." dedim ben.

O yok.. "Sen şunu dedin, Hıncal" demek yerine, benim futboldan anlamadığımı anlatan yığınla yazarla(!) ayni tuzağa düşmüşsün.. Anlamıyorsam, niye ciddiye alıyorsunuz dostlar?.. Bu ülkede Hıncal'dan başka konu yok mu?.

Hülya'nın futbol konusundaki yorumlarını benimkiden daha kayda değer bulman normal. Bu kafanın, Hülya'nın futbol yorumlarını kolayca algıladığı anlamına gelir. Amma sevgili dostum, Hülya'nın şarkılarını daha kolay anlıyor olman, Bach'ın değerini de düşürmez, değil mi?..

Bir de..

Marifet kadından anlamak değil sevgili dostum.. Kadını anlamak.. Bu sorunun muhatabı da sen olamazsınki zaten.. Kadına sormak gerek!..

SEVDİĞİM LAFLAR
Suçu bağışlayan soyludur, ancak özür dileyen daha da soyludur.

Alphonse Daudet

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan

Genç bir kız, bir delikanlıya gülümserse delikanlı hangi tarafının kızı etkilediğini bulmak için aynaya bakar..

Genç bir kadın ellili yaşlardaki bir erkeğe gülümserse, erkek etrafında yakışıklı başka bir erkek olduğunu zanneder, etrafına bakar..

Herhangi yaştaki bir kadın seksenli yaşlardaki bir erkeğe gülümserse, adam hemen, 'açılmış mı' diye fermuarına bakar..



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır