Bu yazı Perşembe gecesi yazılıyor... Saat: 23:55... Ateş Hattı programında İbrahim Tatlıses, Reha Muhtar'ın ve konukların sorularını cevaplıyor. Sorular İbo'nun eğitimine ilişkin... Hiç okula gitmemiş... Okuma yazmayı askerde öğrenmiş... Birisi soruyor: "Eğitim alsaydınız ne değişirdi?" İbo sakince cevaplıyor: "İbrahim Tatlıses olmazdım."
Bu basit cevap o kadar önemli ki! Çünkü şimdiye kadar (ve hâlâ da) bazı çevreler, "Her şeyin başı eğitim" diyor. Sonra da adres gösteriyorlar: "Okula gideceksin. Önlük giyeceksin. Hocana itaat edeceksin. Adam olacaksın."
"Her şeyin başı eğitim" sözü kendi başına çok da yanlış değil. Çünkü bunu İbo da açıklıyor: "Eğer okula gitseydim, sıra gecelerine katılamazdım. Türküleri öğrenemezdim. Konserlere gidemezdim." Yani burada müziğe ilişkin geleneksel bir eğitim biçiminden söz ediyor. Ancak bu adres, "Her şeyin başı eğitim" diye tutturanların gösterdiği adres değil.
Bu diyalog bize şunu gösteriyor: Farklı eğitim biçimleri var. Eğer eğitimi, yani müzik eğitimini sadece ve sadece okula bağlarsanız... Azerbaycan'da, İsrail'de, Suriye'de, Yunanistan'da, Irak'ta; Tatlıses'in ardından kimse "İbooo! İbooo!" diye koşmaz. Çünkü akademik eğitim, halkın sürekli değişen duygularına uzaktır. Akademik müzik virtüözler çıkarır, sokağın müziği ise yıldızlar.
Bizim akademimizden yetişen Suna Kanlar, İdil Biretler dünya çapında olsa da çok küçük, elitist bir çevreye hitap ettiler. Türkiye'nin adını kapsamlı bir biçimde duyuranlar Tatlıses gibi geleneksel eğitimden geçerek büyüyenler oldu. Yanlış mı?