kapat
11.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Gazi Erçel'e 'Niye döviz sattın' davası

Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Şubat krizi öncesi bankalara 5.2 milyar dolar satarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Merkez Bankası eski Başkanı'na dava açtı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel hakkında, "görevini kötüye kullandığı" gerekçesiyle dava açtı. 4.5 yıl hapis istemiyle açılan davanın iddianamesinde, Erçel'in, dalgalı kura geçilmeden önce bazı kurumlara 5 milyar 188 milyon dolar sattığı belirtildi. A.A'nın haberine göre Kanadoğlu'nun, 8 sayfadan oluşan iddianamesi, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'ne dün gönderildi. İddianamede, IMF ile ilişkilerin nasıl yürüdüğü, stand-by anlaşmalarının ne anlama geldiği de anlatıldı.

Merkez Bankası'nın 16 Şubat 2001'de 27.4 milyar dolar olan döviz rezervinin, 20 Şubat'ta 5.36 milyar dolar azalarak, 22.58 milyar dolara düştüğü ifade edilen iddianamede, "Devlet hazinesi zarara uğratılacak şekilde hızlı döviz çıkışı olmuştur" denildi.

İddianamede, 19, 20 ve 21 Şubat 2001'de 5 milyar 188 milyon doların 59 banka, 5 özel finans kurumu, 22 yetkili kurum olmak üzere, toplam 86 kuruma satıldığı vurgulandı.

Bilirkişi raporlarına göre, satılan dövizin yüzde 55'ini alan 7 yabancı bankada, bu miktarın aktiflerine girmediği ifade edilen iddianamede, "Bu bankaların, bu alacakları finanse edecek Türk Lirası varlıkları dahi bilançolarında yer almamaktadır" denildi.

İddianamede, Erçel'in, bankalara menfaat sağlamak kastıyla bu satışları yaptığının tespit edilemediği, ancak Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 240. maddesinde düzenlenen, "görevin genel nitelikte kötüye kullanılması" fiilini, birden fazla işlediği ifade edildi.

ŞAHSİ PARASI
İddianamede, Erçel'in özel hesabındaki paralarını, sahip olduğu bilgiyi kullanarak, dolara çevirip görevini kötüye kullandığı da belirtildi. Erçel'in, sekreteri aracılığıyla, vadesi 19 Şubat 2001'de dolan Halk Bankası'ndaki 53 milyar 323 milyon lirayı bu tarihte çektiği vurgulanan iddianamede, vadesi 1 Mart 2001'de dolan 2 milyar 175 milyon liranın ise vade tarihinden önce bozdurularak, toplam 83 bin 952 bin dolar alındığı kaydedildi. Erçel'in savunmalarında, vade tarihinden önceki paranın çekilmesine açıklık getiremediği ifade edilen iddianamede, bundan da Erçel'in, daha önceden dalgalı kura geçileceğini bildiğinin anlaşıldığı belirtildi.

İddialar kafa karıştırdı
1- İddianamede, krizin hemen öncesinde satılan dövizin yüzde 55'inin 7 yabancı banka tarafından alındığı, ancak bu bankaların bilançolarında, alımı finanse edecek Türk Lirası olmadığı belirtiliyor... Bankaların bir işlevi de aracılık yapmak. Bir banka sadece kendi ihtiyacı için değil, müşterilerinin talebini de karşılamak için işlem yapar. Dolayısıyla bankanın bilançosunda belirtilen dövizi alabilecek kadar TL'nin olmaması birşey ifade etmiyor. Para, müşteriden aynı gün içinde de gelebilir. Ayrıca, dövizin yüzde 55'inin 7 banka tarafından alınması, dövizlerin diğer bankalara geçmediği anlamına da gelmez. Bu iddialar, 'bilirkişilerin' piyasa işleyişini bilmediklerini düşündürüyor.

2- Merkez Bankası sadece Şubat'ta değil, siyasi gerginlik nedeniyle piyasaların tedirginleştiği 22-30 Kasım arasında da 6 milyar dolar sattı. Amaç, mevcut kur politikasının sürdürülmesini sağlamaktı. Nitekim siyasi gerginliğin de azalmasıyla piyasalar sakinleşti. Hatta, giden 6 milyar dolar, Ocak ayının ilk günleriyle birlikte tekrar geri döndü. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın o tarihte iyi bir iş yaptığı düşünülüyordu. Sabit kur sistemi 30 Kasım akşamı terkedilseydi, bu dava yine açılacak mıydı?

3- Şubat krizi öncesinde de Merkez Bankası sabit kur politikasını korumak için döviz sattı. Aslında satmamak için elinden gelen ne varsa yaptı. Parayı sıktı, faiz yüzde 7 bine çıktı. Ancak havada Anayasa kitapçığının uçtuğunu gören piyasalar, 'bu iş bitti' hükmüne çoktan varmıştı. Günlük yüzde 20'lik net faize rağmen döviz talebi devam etti.

Nasıl bir döviz kuru rejimi uygulanacağı kararını Merkez Bankası ve hükümetler birlikte karar verir. Bizde, bu ikiliye IMF de katıldı. Merkez Bankası'nın döviz satmama kararı, sabit kurun bittiği, dalgalı kura geçildiği anlamına gelecekti. Yoğun döviz talebinin başladığı 19 Şubat'ta bu karar alınmadığı için Merkez Bankası döviz satmak zorundaydı. Karar ancak 21 Şubat akşamı alındı. Dolayısıyla 'Döviz sattı, zarar ettirdi' iddiasının muhatabı, neden sadece Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel. Eğer ortada bir suç varsa, neden hükümet suçlanan taraf olmadı?



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır