|
|
 |
Tarafsız yazarlar
Yıllar önce, Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda bir Başbakanlık Kupası maçı... Beşiktaş-Samsunspor oynuyorlar. Saatime bakıyorum ya üç ya dört dakika oynanmayan süre işaret ediyorum. Bu dakikaların da son saniyelerine geliniyor. 19 Mayıs Stadı'nın sol kalesine doğru yani skorboard tarafına doğru Samsunspor bir kontratağa çıkıyor. Beşiktaş defansını üçe bir yakalamışlar. Olmayacak bir iş yapıyorlar. Birbirlerine girip topu taça çıkarıyorlar. Samet topu kapıp taçı Feyyaz'a atıyor. Feyyaz da aradan çıkıp vuruyor gol oluyor. Golle birlikte Samsunsporlu futbolcular son sürat depar atarak üstüme geliyorlar. "Hoca maçı niye bitirmedin?" diye bağıranlar var. Ben de onlara "10 saniye evvel siz hücum ediyordunuz. Atsanız, siz kazanırdınız" derken, bu sefer küfür edenler olmaya başladı. Ve beyler, aralarında kaptan Emin de dahil olmak üzere beş futbolcu ceza heyetine gittiler. Üçer, beşer maç ceza aldılar.
Maç bitti mi, bitmedi mi?
Bakın beyler, eğer Feyyaz golü attıktan sonra, Samsunspor'lu futbolcular üstüme gelseler dahi, eğer maç bitmemişse ve eğer, ben golü atan Feyyaz'ın gidip köşe gönderi direğini eliyle yerinden söktüğünü bana hücum eden Samsunlu futbolculara rağmen görememiş ve Feyyaz'a sarı kart göstermemişsem hatamdır. Golle beraber maç bitmişse, bu benim işim değildir. Ama, üstüme yürüyerek küfür eden Samsunlu futbolcuları ceza heyetine göndermek benim işimdir. Duymamazlıktan gelmişsem, bir daha nasıl Samsun'un maçını idare ederim? Sorun bakalım o maçtan sonra ceza yiyen futbolculara...
Ey cemaat, artık bazı şeyleri iyice bilin. Futbolcu Erman, 18 yıl futbol oynamış. Türkiye Kupası kazanmış. 2 kez milli formayı giymiş. İyi oynamış, kazanmış. Kötü oynamış, hata yapmış, kaybetmiş...
Dokuz yıl hakemlik yapmış, bunun 4 veya 5 yılında FIFA kokartı takmış. İyi maç idare etmiş, kötü maç idare etmiş hakem Erman Toroğlu... 18 yıl kabzımallık yapan, ticaretle uğraşan bir Erman Toroğlu.
10 yıldır televizyonda futbol yorumu yapan, gazetede köşe yazıları yazan Erman Toroğlu. Futbolculukta ve hakemlikte gördüğü, yaşadığı, öğrendiği şeyleri en tarafsız biçimde ve doğru olarak haberin kaynağına giderek, futbolla ilgili seminerleri yerine gidip izleyerek mümkün olduğu kadar haftanın maçlarına, statlara giderek ve yerinde izleyerek yorumculuk yapmaya çalışan bir Erman Toroğlu...
Herkes aptal siz akıllı!
Sinirlenmeyin beyler. Yıllardır kamuoyunu aldattınız? Herkesi aptal, kendinizi akıllı zannettiniz. Tuttuğunuz takımın, bakın 'Taraftarı olduğunuz takımın' demiyorum, tuttuğunuz takımın televizyonlarda borazancı başısı, gazetelerde kalemşörü oldunuz.
Kızmayın beyler. Bakın şu son haftada Yozgat'ta ve İnönü Stadı'nda yaşanan olaylar sayenizde nerelerden çıktı, nerelere geldi. Ve iş o hale geldi ki, suçlu Yozgatspor, suçlu Hüseyin, suçlu Selim, suçlu Gaziantepspor oldu. Sayenizde, Beşiktaş seyircisi aklandı. İlhan ve Sergen tertemiz bir duruma geldiler. Ve iş bitti. Aslında sizler haklısınız...
Bak Hüseyin sen ne kadar terbiyesiz ve ahlaksız, sen ne kadar densiz ve haddini bilmez futbolcusun. Sen kimsin ki! Hemen Sergen ağabeyinden özür dileyeceksin. Sen kimsin, o koskoca Sergen! O ne yaparsa doğrudur. Onun arkasında gazeteci ağabeyleri, TV yorumcuları var.
Ey Selim, sen ne muazzam bir oyuncuymuşsun. Bir pozisyonda üç penaltı birden yapıyorsun. Önce rakibine dalıyorsun, sonra topu tutuyorsun, aynı anda Sergen'i bacağından aşağı çekiyorsun. Sen futbolcu değil, ahtapot musun Selim? Ne muazzam bir topçusun. Sakın bir daha böyle aynı anda üç penaltı birden yapma. Aslında gözlemcinin seni özel bir raporla bu hareketlerinden sonra ceza heyetine göndermesi gerekirdi! Neyse artık akıllandınız.
Bir de "Ne var bunda" diyorsunuz. Aynı fikirdeyim! Sergen, Hüseyin'e hiçbir şey yapmadı. Hüseyin oyun alanı dışında tedavi olurken, Yozgatspor 10 kişiyken, Sergen kafa golüyle içeride işi bitirdi. Beş dakika sonra, bu sefer de Selim, Sergen'in Hüseyin'e girdiği sağ ayağını değil de, öteki ayağını çekti ve o muazzam penaltı oldu. Ne var bunda arkadaşlar. Bu karşılaşmayla lig bitse, Yozgatspor küme düşecekti.
Sonunu Allah bilir
Ey Yozgatsporlular; siz kim oluyorsunuz ki? Yozgatspor küme düşerse düşsün. Kimseyi ilgilendirmiyorsunuz. Galatasaray, Sergen'le beraber orada üç puanı bıraksa sarı-kırmızılı takıma yazık olmaz mıydı? Lafı fazla uzatmayın haddinizi bilin!
Ey Gaziantepspor'lular! İlhan'ın ittiği Gaziantepspor'lu futbolcunun aslında ayağı kaymıştı. Siz 1-0 galip oynarken ve ikinci golü atacakken yandan kalkan bayrak mı? O sırada yardımcı hakemin gözüne perde inmişti. İlhan attığı golden sonra gidip bayrak direğine vurmadan evvel, Beşiktaş seyircisi zaten sahaya inip operasyonu yapmıştı. Siz kimsiniz ki Gaziantepsporlular? Oynadığınız takım Beşiktaş. Haddinizi bilin!
Gelen faksların içinde neler var neler. "Geçen maçta sahaya yedi kişi girdik. Bundan sonra 70 kişi de gireceğiz, gerekirse 700 kişi de. Beşiktaş'ın haklarını yedirmeyeceğiz" diyorlar.
Biz söyleyelim de, gerisini büyüklerimiz değerlendirir. Sonunu Allah bilir...
HAKEMLER ne çabuk yaşlanıyor
MHK Başkanı Sevgili Bülent Yavuz, bir TV programında "Bundan sonra biz de hakemlerin yanına SHOW TV'deki Hüseyin ile 'Oynatalım Uğur'u alıp maçlara öyle çıkacağız" demiş.
Bülent'çiğim; senin hakemlerine Uğur'u da versem, Hüseyin'i de versem bu işleri yine halledemeyecekler. Penaltı, gol, ofsayt, taç, faul; bunları hep tartışıyoruz. Hani var ya; sana göre, bana göre. Ama futbolcu, verdiği bir karardan sonra hakeme "Hastir" çekiyor ve o hakem onu atamıyorsa... Futbolcu, attığı golden sonra tek başına göstere göstere gidip köşe gönderindeki bayrak direğini ayağıya indiriyor ve bunu gören hakem sarı kart kullanmıyorsa...
Fakat, tribündeki gözlemci raporuna yazarak o oyuncuyu ceza heyetine gönderiyor. Sen küfür veya başka olaylardan dolayı hakemine, "Arkadaşlar anons yaptırdığınız andan itibaren oyunu durdurun. Anons bitene kadar da başlamayın" diyorsun da diyorsun Sayın Bülent Yavuz.
Ben de bunları seminerlerde yaşıyorum. Sana 10'ar tane Uğur ile Hüseyin göndersem senin işin zor.
Bu eyyamları kaşar hakemler yapsa tamam. Bir söyleyeceğim yok. Onların kafasından bin tane tilki geçebilir. Ama genç hakem yaptı mı, sinirleniyorum. Kabul edemiyorum. Gençliğin en büyük özelliği cesarettir. Hani acemi cesareti dediğimiz cesaret. Ama bizim hakem alemimizdeki gençler çok çabuk yaşlanıyorlar. Veya yaşlandırılıyorlar!
Taksim'de taksi terörü
İstanbul'un göbeği Taksim Sıraselviler caddesi... Cuma veya cumartesi akşamları, siz siz olun buraya sakın otomobilinizle girmeyin. Çünkü trafik akışı tek yön yapılıyor. Siz arabanızla The Marmara'nın yanından Karaköy'e doğru ineceksiniz. Sonra yukarıya çıkıp bir park yerine gireceksiniz. Bunun süresi takriben 1 saat. Bu meşakkatin sebebini biliyor musunuz? Olayın kaynağı, tamamen taksi terörü. The Marmara oteline doğru yan yana iki sıra, hatta bazen üç sıra oluyorlar. Arkaya doğru da en az 100 metre kuyruk. Trafik polisi onları kaldıracağına, onlarla mücadele edeceğine diğer araçları yola sokmayarak sorunu çözmeye çalışıyor. Ne güzel ve kolay karar değil mi? Gelsin İstanbul Emniyet Müdürü Sayın Hasan Özdemir bir gece olayı canlı yaşasın, görsün. Bakalım, ne karar verecek!
Arjantin olmasa ne yapacaktık
Bizimki gibi muazzam bir ülke daha görmedim. Aynen futbolumuzda olduğu gibi ekonomimizde de kötüyü örnek göstererek kendimizi tatmin ediyoruz.
Arjantin'de son yaşanan olaylar bizi kurtardı, hükümeti kurtardı, Kemal Derviş'i de kurtardı. Arkadaşlar dikkat edin, şu anda ekonomide somut olarak hiçbir şey yapılmıyor. Dışardan gelen borçlarla ayakta duruyoruz. El parasıyla günü kurtarıyoruz. Sonrası ne olacak? Aynen hakemlikte olduğu gibi: Allahkerim!
|
|
|
|