Boşluktaki trapezci psikolojisi
Uzun süredir İstanbul'da yoktum. Bir kenara çekilmiş, kendi köşemde sakin sakin yeni kitabım üzerinde çalışıyordum. Bu iş de ömür törpüsü doğrusu: Günde beş-altı saatten az olmamak üzere bir yılı aşkın süre başını kağıtlardan kaldırmayacaksın.
İyi ama, zorlayan mı var be adam diyeceksiniz: Yok. Yok ama biz, bu memlekette yapılması uygun olan müteahhitlik; devlet ihaleleri, iş takibi, militanlık gibi işlerle değil, yazı çizi, beste meste gibi gereksiz çabalarla uğraşmak illetine tutulmuşuz bir kere.
Leyleğin ömrü laklakla geçermiş ya; onun gibi bir şey.
Ya da Bengaldeş'te denizci olma durumu.
Bu onulmaz illete yakalanan insanlar, sık sık köşelerine çekilirler. Bu yüzden biz de "Çekildik izzet ü ikbal ile Bab-ı Ali'den."
***
Dönünce bir de baktım ki bilgisayar ekranından ateş fışkırıyor. İnsanlar üşenmemiş; bu köşedeki yazıları okumuş; üstelik bununla da yetinmemiş bir elektronik posta mesajıyla düşüncelerini ve yorumlarını aktarmış.
Karşılığında ise bir nezaket mesajı bile yok: Alınıp alınmadığı, okunup okunmadığı belli değil.
Kimi okurum hafiften sinirleniyor, kimi sitem ediyor; kimi de herhalde çok yoğunsunuzdur, sizi sıkıştırmayalım diye anlayış gösteriyor.
Ben de bu yazıda düşüncelerini benimle paylaşan değerli okurlarımın hepsine teşekkür etmek istiyorum.
Mesajlarını okumak, yazılarımdaki katıldıkları - katılmadıkları yönleri ve ortaya sürdükleri yeni düşünceleri öğrenmek benim için çok faydalı oluyor.
Gecikerek bile olsa mutlaka her mesajı okuyorum.
Hem de bazılarını tekrar tekrar.
***
İstanbul'da bulunmadığım iki hafta içinde en çok hangi yazılara yorum gelmiş diye baktım.
Belli ki en büyük ilgiyi "Din kökenli ahlâk" yazısı çekmiş. Ondan sonra da "Elleri havada göriiim." adlı yazı. İlk yazıda, dünyadaki Hıristiyan ülkelerin ortak bir ahlâk kökenine sahip olup olmadığını araştırmıştık. İlk bakışta böyle bir temel yok gibi görünüyordu. Ama biraz daha dikkatli düşününce; Katolik ülkelerin hepsinde ahlâki yapının çözüldüğünü, Protestan ülkelerin ise modern ticaretin etik kurallarına temel olan bir Kalvinist ahlâk anlayışına sahip olduğunu anlıyordunuz.
Hem de rastlantı denilemeyecek kadar sistematik biçimde. Yazıyı İslam kökenli ahlâka ilişkin birkaç soruyla bitirmiştim.
***
Ben dünyanın birçok toplumunda ahlâkın din kökenli olduğunu düşünen bir insanım.
Bir zamanlar İslam ahlâkı da alış-veriş dünyasını; "haram-helal" kavramlarıyla, lonca kurallarıyla ve Ahilik geleneğiyle düzenleyen sağlam bir temele sahipti.
Ama bu temel dünya çapında bir bozulmaya uğradığı ve modern ticarete cevap veremeyen bir altüst oluş dönemi geçirdiği için bugün ne yazık ki böyle bir ahlâki temelden yoksunuz.
Birinci salıncağı bırakmış ama ikincisini yakalamayı becerememiş bir trapezci gibi boşlukta hissediyoruz kendimizi.
Gelenekten kopma ama çağdaş örgütlenme biçimlerinin gerektirdiği etik yapıya kavuşamama hali.
Bu saptama, durumun geçici olduğuna; dolayısıyla "Enseyi karartmamak" gerektiğine işaret ettiği için, bizi memnun bile edebilir.
Elbet bir gün biz de sallanıp duran ve hep elimizden kaçan ikinci trapezi yakalayacağız.
|