Ekonomide neredeyse Arjantin durumuna yaklaşmışken 7-8 aylık bir sürede "mali politika hedeflerini tutturmuş" bir ülke durumuna gelmemizi, doların '1.5 milyon'un altına düşmesini, tümüyle 11 Eylül sonrası gelişmelere bağlayanlar bana göre hem hata, hem de haksızlık yapıyorlar.
11 Eylül saldırısı sonrasında Türkiye'nin öneminin artmış olması elbette rol oynadı. Ama bizim bu konuda bir asıl şansımız da 'Arjantin'in sahip olmadığı' Kemal Derviş'ti aynı zamanda..
Derviş'in Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlarla, Avrupa ülkeleri ve ABD ile kurduğu iyi diyalogun, verilen garantilerin tutulacağına onları ikna etmesinin, bunda büyük payı oldu. Ayrıca aralıksız gayretleriyle kabine üyelerini de krizden çıkmak için gerekli kararlılık ve tutum konusunda ikna etti.
Kısacası, onun ciddiyeti ve beklenen "devlet adamı" kimliği Türkiye'ye de sakin, olumlu, güler yüzlü bir kimlik kazandırdı.
Kemal Derviş, Dünya Bankası'ndaki görevinden ayrılıp Devlet Bakanı olduğu ilk günlerde, toplumun da bu yöndeki beklentisinden etkilenerek 'siyasete girebileceği' mesajı verirken, son zamanlarda 'yeni ve güvenilir lider'e duyulan ihtiyaç ve beklentideki artışa rağmen "siyasete girmeyi düşünmediğini" söylemeye başladı.
Dün sabah telefonla görüştüğüm Bakan'a bu karar değişikliğinin nedenini sordum. "Toplumun sizin gibi liderlere ihtiyacı var, bunu gördüğünüz halde böyle bir teklife 'hayır' der misiniz?" soruma şu cevabı verdi;
"Türkiye için gereken her konuda her türlü çalışmayı yapmaktan çekinmem ama geldiğimden bu yana çok yakından izleme fırsatını bulduğum siyasetin benim yapıma çok ters olduğunu artık biliyorum. Onun için şunu söyleyebilirim ki siyaset bana göre değil. İstesem de yapabileceğimi sanmıyorum. Ekonomik istikrar konusundaki çalışmaları tamamlamak benim için yeterli olacaktır.."
Kemal Derviş'i siyasette görmek isteyenler için ne hayal kırıklığı..
Ama, böyle bir siyasi sistemde haksız da sayılmaz değil mi?
"Kadın kurultayında konuşmak yetmez" başlıklı yazımın çıktığı Çarşamba sabahı DYP Grup Başkanvekili Turhan Güven aradı ve 24 Aralık Pazartesi günü DYP'nin beklenen kanun teklifini verdiğini söyledi. O gün yazdığım gibi bu teklifin ANAP'ın teklifinden farkı "Parti grubunun kararı" oluşu.. Üç grup başkanvekili ile iki milletvekilinin (Sevgi Esen ve Ayfer Yılmaz'ın) imzalarıyla verilmiş.
Bu arada Tansu Çiller'in de bu teklif için gerekli konuşma ve çalışmaları bizzat yapacağı konusundaki teminatı, Hukuk Danışmanı Avukat Fatma Gülay Güner tarafından bana bildirildi.
Kadın okurlarımdan gelen telefonların ardı arkası kesilmediği için masa başından ayrılamıyorum. Diyorlar ki;
"Biz sizin bahsettiğiniz o 17 milyon mağdur kadından biriyiz. Söyleyin, bu kampanyaya katılmak için ne yapmamız gerekiyor? Gelişmeleri nasıl izleyeceğiz?"
Kampanyaya nasıl katılacaklarını onlara bildireceğim. Gelişmeleri benim köşemden sürekli izlemeleri de mümkün. Ocak ayında bu çalışma hızlanacak. Şu anda 100'ün üzerinde sivil toplum örgütü toplantılara başlamış durumda.
İnşallah 2002 Türk kadınının "hakkı"nı aldığı ve tarihi bir hatanın düzeltildiği yıl olacak!