Sayıştay, TBMM adına kamu kaynaklarının kullanılmasını denetlemekle yükümlü olan devlet kuruluşudur. Devletin bütün hesaplarının, harcamalarının, parasal işlemlerinin Sayıştay denetimine açık olması gerekir.
Sayıştay'ın, 2000 yılı mali raporu, ekim sonunda tamamlandı ve Meclis'e gönderildi. Bu raporun sunuşunun daha ilk sayfasında çok ağır tespitler yapılıyor:
"Kamu kaynaklarının elde edilmesi ve kullanılması süreci saydamlıktan uzaktır...
Gerekli sorumluluk mekanizmaları kurulmamıştır...
Mali yapı ağır riskler içermekte ve sorunlar ağırlaşmaktadır..."
Bu cümleler, devletin mali kaynaklarının kullanılmasına ilişkin genel durumu aktarmaktadır. Devletin mali kaynaklarını elde etmesinin çok güç denetlenen bölümünü, borçlanma sistemi oluşturmaktadır. Kaynağın nasıl harcandığını tam olarak denetlemek ise, imkânsızlaşmıştır.
Parlamenter sistemde, kaynakları devlet adına kullananların hesap vermeleri için bütçe şeffaflığı şarttır. Oysa bizde durum çok farklıdır:
"Merkezi hükümetin gelir ve giderlerinin önemli bir kısmı bütçe dışında oluşturulan döner sermayeli işletmeler, fonlar, sosyal tesisler, vakıflar, dernekler, işletmeler ve özel hesaplar gibi kuruluşlara kaydırılmıştır. Bu tür kuruluşların faaliyetleri hacim olarak bütçe ile yarışan bir düzeye gelmiştir... Bu fonların büyük bir kısmı; sosyal tesisler, vakıflar, dernekler, işletmeler ve özel hesaplar Meclis adına hiçbir denetime tabi tutulmamaktadır."
İşte gerçek. Bir bütçe var, sözde Meclis denetiminde ve şeffaf... Bir de çeşitli adlar altında ve o bütçe kadar mali kaynak sağlayan, bunları harcayan "devlet" kuruluşları var.
Raporda bu sistemin gizli açıklar yarattığı anlatılıyor. Son 30 yılda oluşturulan bu "ikinci" sistemin denetim dışı kullandığı kaynakların toplamı 116 milyar doları bulmaktadır.
'Bugün onlar, yarın biz!'
Sayıştay raporunda, kamu borçlanma sisteminin karmaşıklığı dolayısıyla gizli açıklar oluştuğu da anlatılmaktadır. 1999 için gizli açık,13 katrilyon lirayı bulmaktadır.
Sayıştay yüzlerce sayfa boyunca biri açık, diğeri gizli iki bütçe sistemini ve izlenemeyen, kontrol edilemeyen ve hesabı verilmeyen kaynakları anlatmaktadır.
Sayıştay bu raporu hazırlar ve sorumlu olduğu Meclis'e gönderir. 1998'de, iç ve dış borçların nasıl kullanıldığını araştırmak için Meclis bir komisyon kurmuş ve komisyon Sayıştay'dan böyle bir rapor istenmesini kararlaştırmıştır.
Sayıştay raporunu yazmış ve göndermiştir. Meclis ne yapmıştır? Hiç. Bu rapor, bir yerlerde beklemektedir, belki de hiç kimse okumamıştır. Eğer okunsaydı, Meclis'in hemen harekete geçmesi ve bu raporda belirtilen aksaklıkların hesabını "yürütme"den sorması gerekirdi. "Gizli" bütçeyi oluşturan fonların, vakıfların, derneklerin denetlenmesini, bunların kaldırılarak bütün kaynakların şeffaflaştırılmasını istemesi gerekirdi. Hükümet partileri bu kaynakların kullanımını paylaştıkları için raporu görmezden geliyorlar. Muhalefet neden böyle önemli bir konunun üzerine gitmiyor? Onlar da "yarın biz geliriz, sistemi biz kullanırız, biz de denetlenmeyiz" diye düşünüyorlar olsa gerek.
Sistemdeki "garabet"i en iyi anlatan örneklerden biri bu Sayıştay raporudur. Devlet kendini denetleyemiyor.
Bundan daha büyük "garabet" olur mu?