kapat
28.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Sergen'i dinleyen oldu mu?..

Kapıda Hakan'ı gördüm.. Bizim dünya şekeri, Eskobar Hakan.. "Bak" dedim.. "Bu üçüncü ve son.. Bir daha burda açılış yaparsan gelmem. İşini sıkı tut.."

Tutmuş.. Bağdat Caddesi, Divan pastanesinin hemen yanındaki yerini bu defa, bir cafe-bar olarak düzenlemiş. İşin başına da üç "Çıtır" getirmiş.. Ece, Nefise ve Ebru!..

Üçü de, bu gece ve bu kulüp için özel düzenlenmiş, siyah ve kırmızı kostümleri içinde ateş gibiydiler.. Hakan son kozunu oynadığını biliyor.. Ve de bu kozlar, müthiş!..

Üst kata çıktım.. Dipte Sergen oturuyor.. Hemen yanına gittim.. Yozgat'ı ondan dinleyip anlatan tek medya mensubu yok.. "İnsanlık suçu işledi" diyecek kadar hükmü kesmişler.. Bir Allahın kulu da "Yahu hani kutsal savunma hakkı" demeyi aklına getirmemiş..

Sergen'i seversiniz, sevmezsiniz bilmem. Kızıp, deli de olabilirsiniz.. Ama bir yanı var delikanlının.. Doğru konuşur.. Dosdoğru konuşur.. Sonunda ipe gideceğini bilse bile kıvırmaz. Beşiktaş'tan bu yüzden koptu. Medya ile arası bu yüzden açık..

"Ben kartlık bir hareket yaptım.. Sarı veya kırmızı rengi, hakemin yorumudur, bilemem" dedi..

"Ama benim tabanım, Hüseyin'in dizine dokunmadı. Bir dakika sonra oyuna girdiğinde bacağında kan yoktu. Maçın sonuna kadar da yoktu. Maçtan sonra TV kameralarının önünde poz verirken görünen ise, kan değil, kırmızı tentürdüyot olmalı.. Böyle bir oyuna neden gerek gördüler, anlayabilmiş değilim.."

Ben anlıyorum..

İlahlar geçen yıl Hagi'yi kurban seçmişlerdi.. Onu yiyip bitirdi ve gönderdiler, artık dirsek atma, hakemi itip kakma görüntüleri ekrana 27 bin kez, davul sesleri arasında gelmez oldu. Şimdilerde yeni hedef belirlendi.. Sergen..

Hüseyin'in ayağı maçın sonuna kadar öyle kanasa, hakem onu oyunda tutmazdı, bu bir.. AİDS'ten bu yana FİFA'nın kararı var. Bir yeri kanayan oyuncu sahada duramaz..

Kale Arkası sırasında Uğur'a "Bu pozisyonu arka arkaya ekrana getir" dedim.. Her defasında Erman Hocama sordum: "Hangi dizine geliyor darbe söyleyebilir misin?.."

Söyleyemedi. Kimse söyleyemez. Çünkü görünmüyor. Sadece tahmin var. Hüseyin'in bacağı kopmuş gibi kendini yere atması var.. Ve de maç sonrası o makyajlı görüntüleri var.

Sergen "Uzattığım ayak, Hüseyin'e değmedi" diyor..

Ben maçtan sonra, tüm gazetelerde reklam yapan o sözde Taekwandocuya sormak isterim.. Taekwando'da bile yasak olduğunu ilan ettiği o tekme, Hüseyin'in dizine gelse ne olurdu, onu da söyleyebilir mi?.. Söyleyemez.. Ben söylerim. O dediği tekme olsa ve o dizin üzerinde patlasaydı, Hüseyin, değil bir dakika, hayatının sonuna kadar futbol sahalarına dönemezdi. Diz bir daha tamir edilmez şekilde paramparça olurdu. O tekme onun için yasak zaten..

Yani ne o tekme var, ne de dize dokunma.. O kadar açık..

Erman Hocam'la bu yıl bütün Kale Arkası programlarında ayni şeyi tartıştık. Ben ölçüsüz ve kontrolsüz dalışın yasaklandığını ve mutlak cezalandırılması gerektiğini söyledim. O, "Topa dokunmuşsa olmaz" dedi.. "Rakibe dokunmamışsa olmaz" dedi.. "Hatta, rakip kendini kurtarmak için topu bırakıp kaçsa bile olmaz" dedi. Yani hocama göre tekme yerli yerine yerleşmemişse, ceza yoktu..

Peki o zaman, iş Sergen'e gelince mi değişiyor?.. Geçen yıl sadece Hagi'ye değiştiği gibi?.

"Bak Sergen" dedim, ayrılırken.. "Ayağını denk al. İkinci yarıda bütün yazar gözleri ve bütün kamera objektifleri üzerinde olacak. Her hareketini izleyip, seni kurtlar sofrasına mama yapmak için fırsat arayacaklar. Aklını başına topla, bu oyuna gelme!.. Sahada sana arka arkaya 30 kırıcı faul yapılsa ve hakem ceza vermese de, tepki gösterme.. Medya için sana yapılanlar değil, senin yaptığın önemli çünkü.."

Bugünün çocukları çok şanslı!..
"....Kornelyüs Van Berle, günlerini lale yetiştirmekle geçiren zengin bir adamdı. Daha önce yetişmiş olan lalelerden, değişik renklerde bir çok yeni cins lale üretiyordu. Her şeyden çok istediği de, siyah lale yetiştirmekti; çünkü siyah lale yetiştirmeyi başaran ilk kişiye büyük bir ödül verilecekti!."

Hey gidi hey... Aradan nerdeyse yarım asır geçmiş, Sevgili kardeşim Hıncal'la Siyah Lale'yi alıp, okuduğumuzdan bu yana!.. Aleksandre Dumas Pere ile tanıştığımızdan bu yana.. Önce tabii Üç Silahşörler'i.. D'Artagnan'ı.. Atos'u.. Porthos'u.. Aramis'i..

Sonra... Monte Kristo'yu ve Siyah Lale'yi... Demir Maskeli Adam'ı... Bilgi Yayınevi (Tel:0312 434 49 98)'nin "Çocuk Kitapları Dizisi'nden" Siyah Lale elime geçince, şöyle sayfalarını karıştırırken, o günler bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti!.

Eğriye eğri doğruya doğru...
"Bizim okuduklarımız kitapların asıllarının tam tercümesiydi!. Ve büyüklerin okuyacağı şekliyle basılıp dağıtılmıştı!.."

Önümdeki dizi çocuklar için özüne dokunmadan özetlenmiş.. Daha kolay, daha çabuk okusunlar diye.. TV ve bilgisayar çağı çocuklarının, radyosu bile lüks bizler kadar bol vakti yok, okumaya ayırmaya..

Daha da önemlisi, tercümedeki üslup ve lezzet farkı!..

"O günküler", bugünkülere tur bindirir herhalde.. O günküleri "edebiyatçılar" tercüme ediyordu.. Bugünküleri mütercimler.. Aradaki lezzet ve üslup farkı buradan kaynaklanıyor.. O bakımdan bizler şanslıydık, hem de çoook!..

Ama gene de, çocuklarımız, bu kitaplarla tanışmalı ve okumalı..

Neler yok ki?
Charles Dickens'tan David Copperfield.. Oliver Twist.. Mark Twain'den Tom Sawyer... Küçük Prens.. Jules Verne'den Deniz Altında Yirmi Bin Fersah.. Aya Yolculuk.. Balonla Seyahat.. Dünya'nın Merkezine Yolculuk.. 80 Günde Devrialem..

Ya Carlo Collodi'nin Pinokyo'su?. Frances H. Burnettte'in Küçük Lord'u.. Robert Louis Stevenson'ın Define Adası.. Jonathan Swit'in Güliver'in Seyahatleri.. Eleanor H. Porter'ın Polyanna'sı.. Ve.. Diğerleri..

Bilgi Yayınevi'nin bir de "Türk Yazarları'ndan Çocuk Hikayeleri dizisi" var..

Hüseyin Güney'in "Yalnız Martı" adlı kitabını keyifle okudum.. Zaman zaman güldüm.. Zaman zaman hüzünlendim.. "Dürüst, iyiliksever ve cesur Beyaz Martı'nın inandığı doğrular uğruna yaptığı mücadele ile, çocuklara verdiği mesajları" alkışladım..

Vakit bulursam "Eski Köyün Gizi" adlı kitabını da okuyacağım.. Zühal Peksoy'un Çocuk Hırsızları.. Necla Ülkü Kuglin'in Mavi Kuş'u gözüme çarpanlardan..

Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı verecek böyle diziler için Bilgi'cileri kutlarım..

Say Yayınları (Tel: 0212 512 21 58)'nın da çocuklar için bir dizisi var.. İlginç.. "Alacakaranlık Kuşağı Öyküleri"...

Çocukları korku ve gerilim kitapları ve tabii sonra da filmleri ile tanıştırmak için bir eğitimci tarafından yazılmış.. Öykülerinde vampirler var.. Şeytan var.. Cinler var.. Büyücüler var.. Mezarlıklar var.. Var da var..

"Eğitmen-yazar" Yak Rivais, çok sayıda eseriyle "Kara Mizah, Törelere Bağlılık Karşıtlığı, Bretagne " gibi ödüller kazanırken, "Alacakaranlık öyküleri" dizisiyle çocuklara "korkmamayı aşılıyor!.." Çocukların vampirleri, cinleri, şeytanı nasıl yendiklerini anlatan öykülerinde enfes bir mizah ve onların kolaylıkla alacağı mesajlar var:

"Kötüler yenilir.. İyiler kazanır.. Yeter ki korkmayın ve mücadele etmesini bilin.."

Bugünün çocukları şanslı.. Okuyacakları o kadar çok kitap var ki..

Çocuklar için yılbaşı armağanı düşünenler.. Kitap alın. En ucuz, ama en değerli, en anlamlı, en yararlı!.

ocaluluc@beko.net

Kardeş olma suçu!.

Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanı Robert Kennedy, Başkan Kennedy'nin nesiydi?..

Kardeşi..

Başkan, mafya ile köklü bir mücadeleye karar vermiş ve işin başına en güvendiği hukukçu kardeşi Robert'i getirmiş, Adalet Bakanı yapmıştı.. Amerikan halkı ve medyası, özellikle Hoffa ile yaptığı olağan üstü savaşta Robert'i alkışladı ve destekledi..

Kimsenin aklına "Başkan akrabalarına iş buluyor" diye düşünmek gelmedi, gelmez.

Bir işin başına gelen kişinin, en güvendiği insanlardan oluşan bir ekip kurması, Amerika'da sistemin esası çünkü.. Başarının da..

Bizde, gelen adamın ne yapacağına kimse bakmaz.. Beklemez bile.. İçimiz fesat.. İçimiz torpil.. Hemen haber yaparız.. Türk medyasının en sevdiği haberdir bu, birinin bir yakınını iş başına getirmesi.. Yıllarca böyle haber yaparlar, sonra hasbel kader bir gazetenin başına gelince, etraflarını tamamen değiştirip, koltuklara kendi yakınlarını (Yani güvendiklerini) oturturlar o başka..

Müthiş bir "Numara!.."

Bulutsuzluk Özlemi, tüm şarkılarını Nejat Yavaşoğulları'nın yazıp bestelediği müthiş bir albüm yapmış..

Magazin sayfalarında adına pek rastlamadığınız bu gurubun kimlerden oluştuğunu merak edebilirsiniz..

Nejat Yavaşoğulları (Elektrik ve akustik gitar ile kontrabas), Serdar Öztop (Elektrik gitar) Sina Koloğlu (Piyano, keyboard), Burak Güven (Bas Gitar) ve Utku Ünal (Davul).

Bu albümde ayrıca, 8 şarkıda başarılı müzisyen Erdal Kızılçay'ın katkıları var.

"Numara" albüme adını veren şarkı.. Ritmi ve temposu ile hit adaylarının başında. İçindeki darbuka süslemeleri ve cümbüşün etkisi harika.

Üçüncü sırada yer alan "Hasret" çok kaliteli, bir slow rock.

"Kaybolon Şehir!.." İşte müthiş bir beste. Özellikle şarkının 2 dakikalık giriş bölümü televizyon haber programlarına sinyal müziği ya da final jenerik müziği arayanlara şiddetle tavsiye edilir. Parçadaki enfes yaylı saz düzenlemesi Erdal Kızılçay ve Nejat Yavaşoğulları'na ait.

Albümün son şarkısı "Hafıza" ekonomik içerikli ve caz motifleri ağırlıklı.

Numara, Türk rock müziğinde kilometre taşı sayılabilecek bir albüm. Sadece rock severler değil, tüm müzikseverler dinlemeli. Her evin diskoteğinde, özellikle yabancı konuklara dinletmek için bulundurulmalı.

(CD'yi bizler için, Hafif Müzik Yardımcılarımdan Can Sayın dinledi, değerlendirdi. Yazının sonuna da bir not koymuş.. Mehmet Tezkan'a aynen iletirim: "Hıncal Ağbi, Kaybolan Şehir şarkısının işaret ettiğim enstrümantal bölümünü atv habere 2002 yılı başlangıcı için tavsiye edebilirsiniz")

Kim bunlar!..
Sahaya Beşiktaş tribünlerinden atlıyorlar. Beşiktaşlı İlhan'ın hedef gösterdiği hakeme saldırıyorlar. Polis tarafından yakalanıyorlar. Beşiktaş meneceri Sinan Engin ve Beşiktaş futbolcuları Feyzi, Ümit, Ali Eren bunları polisin elinden kurtarıyor. Tekrar Beşiktaş tribünündeki yerlerine dönüyorlar. Tribündeki Beşiktaş seyircisi bu yedi kahramanı(!) alkışlıyor..

Ve de Beşiktaş yönetimi ertesi gün resmi açıklama yapıyor:

"Bunların yaptıkları Beşiktaş'a mal edilemez.."

Bana mal edilir, zahir!.

Gölge üzerlerine düştüğü zaman sorumluluktan bu kadar kaçanların, başkalarına saldırırken, nasıl genelleme yaptıklarını da iyi hatırlayın.. Mesela bir hakemin hatasını, bütün hakem camiasına, bütün federasyona ve hatta bütün rakip kulüplere nasıl ateşli açıklamalarla mal ettiklerine iyi dikkat edin. Sonra yanıt verin..

Bu ülkede bu işler düzelir mi?.

SEVDİĞİM LAFLAR
Yüksek bir mevkiye çıkan alçak bir insan kadar tehlikeli insan yoktur.

Aeskhylos

BİZİM DUVAR
Arjantin yeni para birimi arıyor. Elleri değmişken iki tane bulsunlar, bakarsınız birilerine daha lazım olur.

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan

Cimri bir beyefendi geç saatlerde gece kulübünden ayrılırken bahşiş vermeden kapıdan çıkmış.. Yine de kapı görevlisi kendisine taksiye kadar uğurlamış, taksinin kapısını açıp nazikçe "iyi geceler" dilerken "Olur ya!" demiş, "Yolda cüzdanınızı kaybedip evinize gidince bulamazsanız, sadece onu burada çıkartmadığınızı hatırlatmak isterim!"



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır