kapat
28.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Tantan'ın günahı!

SAADETTİN Tantan ile ilgili iddialar, suçlamalar yağıyor... Kimileri Fatih Belediye Başkanı olduğu dönemde göz yumduğu kaçak yapılaşmaları ada, parsel belirterek dosya dosya masama koyuyor... Kimileri ise eski polis Tantan'ın, İçişleri Bakanlığı döneminde sıradan bir İtalyan silah üreticisi firmanın Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret etmesini anlayışla karşıladığını anlatıyor...

Kaçak yapılarla ilgili konuyu önümüzdeki günlerde ele alacağız... Bugün; polisin tabanca ihtiyacı üzerine sergilenen tiyatro oyununa bakacağız...

*
Tantan, İçişleri Bakanlığı döneminde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın yere göğe sığdıramadığı, yerli ihtiyacı karşılayacak kapasite ve kalitede üretim yaptığını vurguladığı yerli silah sanayiini yok sayıyor, yurt dışından tabanca ithal etmeye kalkıyor..

Gelin görün ki; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan bu izni alamayınca, dönemin Emniyet Genel Müdürü Turan Genç ve alımdan sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Muhittin Kaya ile baş başa verip, son çare olarak Bakanlar Kurulu'ndan karar çıkartıyor, kendi istediği yabancı birkaç firmaya özel davetiye gönderip ihaleye çıkıyor...

Bu arada Emniyet Teşkilatı'na "Sizler için yurt dışından 20 bin tabanca getireceğiz" diyor.. Ama konuyu Meclis'e taşıyan Bolu Milletvekili Necmi Hoşver'e verdiği yazılı cevapta, ağız değiştirerek "Emniyet teşkilatının tabanca tedarikinin yurt içindeki firmalardan yapılacağını" belirtiyor...

Ama gelin görün ki; bu cevaptan 20 gün sonra Emniyet Genel Müdürlüğü sadece yabancı firmaların davet edildiği bir ihale açıyor...

Bu ihaleye, Alman Sig Sauer adlı firma, Alman Hükümeti'nin izin vermemesi nedeniyle katılamıyor... Belçikalı Browning teknik şartnameye uymaması nedeniyle dışlanıyor... İtalyan Beretta ve Çek Ceska da atış testlerinde başarısız oluyor...

Elenen firmalar suçu MKE'nin mermilerine atıyor... Hatta "MKE kalitesiz fişek üretiyor" diyerek Türkiye'nin göz bebeği bir sanayi kuruluşunu karalıyor...

Tantan ve ekibi bu terbiyesizliğe ses çıkaramıyor... Bununla kalmayıp bir ihale daha açıyor... Bu kez firmalara kendi ülkelerinden getirdikleri kalibre edilmiş mermilerle katılma imkânı sağlanıyor... Ve sonuçta kimsenin kazanmadığı ihale İtalyanlar'a paslanıyor...

*
Şimdi dönemin halk kahramanı(!) olan Tantan'a sormak istiyorum:

1. İhaleye MKE dahil neden hiçbir Türk firmasını çağırmadınız?

2. Silahlı Kuvvetlerimiz Türk malı silahları tercih ederken siz neden Türk firmalarını dışladınız? Bu davranışınızı milliyetçiliğinize nasıl yakıştırdınız?

3. MKE'nin mermilerini işe yaramaz bulan İtalyan firmasına neden kendi ülkesinden getirdiği mermileri kullanma izni verdiniz?.. İhaleyi kazanan bu firmanın Türkiye'ye satacağı tabancaların mermilerini de bundan böyle İtalya'dan ithal etmeyi mi düşündünüz?

4. İtalyan firmasının Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'nın açtığı akreditife güvenmemesine ve teminat istemesine nasıl "Peki" dediniz?.. En önemlisi; sıradan bir İtalyan firmasının bu aşağılayıcı davranışını nasıl eyvallah ettiniz?

*
SON SÖZ: Tabancalar hâlâ teslim edilmedi... İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen bu anlaşmayı iptal edebilir... Bu yürekliliği göstererek en azından sıradan bir İtalyan firmasına Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin onurunun ne demek olduğunu gösterebilir...

Spor yazarları!
İKİYÜZLÜLÜĞÜN, yalakalığın, yağcılığın, ne demek olduğunu anlamak istiyorsanız, spor sayfalarına bakın, spor yazarlarını okuyun. Bütün sayfaları, bütün yazarları tabii ki kastetmiyorum. Ama rüzgârgülü gibi olanların çoğunluğu oluşturduğunu biliyorum.

En iyi takımı onlar kurarlar... En iyi değerlendirmeyi onlar yaparlar... İstedikleri teknik direktörü asarlar, istedikleri futbolcuya pusu kurarlar... TV'lerde ahkam keserler...

İddialara bakarsanız; kendilerini yurtdışına gönderen, numaralı tribünden istediği kadar yer rezerve eden kulüp yönetimlerini alkışlarlar... Araya mesafe koyan, karşısındakinin kalibresizliğini anlayıp dışlayan yönetimleri ise yuhalarlar... Bunları neden mi yazıyorum; Mustafa Denizli'yi düne kadar yerin dibine batıran... Hatta Samandıra tesislerinin kapısına darağacı kurup asan spor yazarları şimdi "Vah Mustafam" diye ağlıyorlar...

Bu çarpıklık yalnız taraftarları ve futbola uzak olan beni rahatsız etmiyor.. Bakın TAKVİM Gazetesi spor yazarı Yıldırım Ünverdi bu iğrençliği dünkü köşesinde nasıl dile getiriyor:

"Vallahi komedinin ta kendisi. Arkadaşlar sütun doldurmak için yazacaksanız, başka konular bulun. Belki de şimdiden Denizli'ye şirin görünmek istiyorsunuz. Hem adamın kuyusunu kazın, hem de şirin görünün! Bu sizin spor yazarlığı anlayışınız!."

Sözün kısası; futbol yazıları yazanlar(!), basın tribününde takım kurup bozanlar ilkel değil biraz ilkeli olsalar, çizgilerinden sapmasalar, dün alkışladıklarını bugün yuhalamasalar eminim ki saygı görecekler... En önemlisi bu mesleğe gölge düşürmeyecekler...

Çiller'in kasası!
ÇİLLER, bir gazeteye yaptığı açıklamada, ülkeyi kurtaracak projenin "Biyoteknoloji" olduğunu ve bunun dosyasının da kasasında bulunduğunu söylüyor...

Bizi kurtaracak biyoteknoloji neymiş biliyor musunuz? "Mühendislik bilgi ve teknolojisinin, biyoloji ve tıp bilimlerine uygulanması... İnsanın su altı ve uzay gibi özel ortamlarda yaşayabilmesini sağlayacak sistemlerin karmaşık tıp ve cerrahi donanımlarının tasarımı ve yapımı..."

Sayın Çiller kusura bakmasın; bana kalırsa ayağını yere bassın... Türk milletinin su altı ve uzayda yaşamasını sağlayacak projeleri yırtıp atsın... Babaların cebini enflasyondan, çocukların ayağını çamurdan, kadınların canını kapkaçtan, işadamının topuğunu mafyadan kurtaracak projesi varsa onu açıklasın...

FIKRA

İkisini de
ADAMIN biri felç olan arkadaşını ziyaret eder... Sohbet sırasında felçli arkadaşı, "Terliklerim yukarıda kalmış, onları bana getirir misin lütfen" ricasında bulunur...

Adam yukarı çıkar, bir de ne görsün! Felçli arkadaşının afet gibi iki kızı yatağa sere serpe uzanmış kitap okuyor. Hemen pratik zekâsını çalıştırarak "Babanız beni sizinle yatmak için gönderdi" der. Kızlar "Nasıl olur! İmkânı yok babamız böyle bir şey söylemez!" diye isyan edince adam "İnanmıyorsanız soralım" diyerek aşağıya seslenir:

"İkisini de mi?"

Felçli adam bağırır:

"İkisini de! İkisini deeee!"

KIRMIZI KART
300 milyarlık villada oturmasına rağmen, katıldığı televizyon programlarında "gecekonduda oturuyorum" edebiyatı yapan Yılmaz Morgül'e...

DOĞRU SÖZ
Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma...

Hay ağzını ÖPEYİM!
Dünyanın en değersiz parası bizim para olmuş... Baktığım zaman Atatürk gülümsüyor, ama biliyorum ki; Atatürk'ün kemikleri sızlıyor, "Benim resmimi buradan çıkarın" diyor...

(Sakıp Sabancı)



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır