AB'nin Laeken Zirvesi sonuç bildirisinde ülkemizden övgü ile bahsedilerek "Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin yakınlaştığı" ifadesine yer verilmiş olması önemli bir kazanım... Böylece, tam üyelik yolunda Türkiye'ye ilk kez net bir perspektif verilmiş ve bu AB belgesinde tescil edilmiştir.
Türkiye'ye olumsuz bakan AB, Laeken'de neden 180 derece dönüş yaptı?
Bunda Türkiye'nin AGSP konusunda attığı adım ile Kıbrıs'ta yaşanan olumlu gelişmelerin bir payı var. Fakat, AB'nin tutum değiştirmesinin esas nedeni, uluslararası terörizm konusunda 11 Eylül'den sonra yaşanan gelişmelerin Türkiye'nin önemini çok daha ön plana çıkarmasıdır.
Bu ortamda, ABD'nin telkiniyle Ankara'ya 10 milyar dolarlık bir ilave kredi sağlayan ve 2004'de kadar uzanan yeni bir "stand-by" anlaşması imzalayan IMF, reçetelerinin doğruluğunun çok tartışılması nedeniyle başarıya susamış bir kuruluş olarak, bu kararıyla, Türkiye'nin ekonomik krizden çıkacağına kefil olduğunu dünyaya ilan etmekle kalmamış, prestijini de Türkiye programının başarısıyla özdeşleştirilmiştir. AB'nin Türkiye'ye bakışını derinden etkileyen ve üyelik yolunda net bir perspektif vermesine yol açan temel etken budur.
Ankara bu emsalsiz konjonktürü ve fırsatı değerlendirerek 2002 sonunda Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasını hedef olarak almalıdır. Bunun iki aşamalı bir stratejiyle gerçekleştirilmesi mümkündür.
İlk aşamada, önümüzdeki yılın Haziran'ında Sevila'da yapılacak AB zirvesinden Türkiye ile AB arasında tam üyelik müzakerelerine başlama sırasının geldiği hususunda bir tavsiye kararı çıkartılması öngörülmelidir. Bu aşamada dönem başkanlığı yapacak olan İspanya'nın, Türk-AB ilişkilerinde bugüne kadar ortaya koyduğu yapıcı tutumdan azami ölçüde yararlanılması Ankara için önemlidir.
2002'nin ikinci yarısında başlayacak Danimarka dönem başkanlığının sonunda düzenlenecek Kopenhag Zirvesi'nde Rum Yönetimi ile birlikte 9 aday ülkenin AB'ye üyelik kararı alınacak. Ankara, bu zirveden, stratejisinin ikinci aşaması olarak, üyelik müzakerelerinin başlaması kararı çıkarmayı hedeflemeli.
Türkiye bu hedefe ulaşmak ve kendi insanına değer veren saygın bir ülke niteliğini kazanmak istiyorsa, Kopenhag kriterlerinden doğan yükümlülüklerini yerine getirme yolundaki çabalarını sürdürmesi ve bu bağlamda Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alan kısa vadeli öncelikleri süratle tamamlaması, orta vadeli yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesine de hız kazandırması gerekecektir.
Ankara, Türk kamuoyunun yaklaşık % 0'inin AB'ye üyeliği desteklediğini ve AB'nin Türk siyasi hayatının merkezine kalıcı biçimde oturduğunu dikkate alarak, 2002 yılında bu hedefe odaklamalıdır.
Unutmayalım, halkın sesi Hakk'ın sesidir.