Arjantİn'de kriz nedeniyle insanlar marketleri yağmalayınca, benzer durumda olduğumuzdan yola çıkılarak, Türkiye'de de böyle bir sosyal patlama olur mu olmaz mı tartışmaları, gündeme oturuverdi bir anda...
Bu "manalı" tartışmaya katılmadan duramam...
Ülkemin geleceği söz konusu ve ben susup duruyorum, olacak şey değil...
Bence de Türkiye'de kolay kolay sosyal patlama olmaz.
Ama neden?..
Ayaklanmanın kibarcası
Önce bir ihtirazi kaydım olduğunu belirteyim de, yarın bir gün millet patlarsa, "ben söylemiştim" deme imkanım (!) olsun...
Bu "sosyal patlama" lafı ayaklanma veya isyan veya başkaldırı gibi son derece tehlikeli kelimelerin moderncesi olmuş oluyor, bildiğiniz gibi, savcılarla başımız belaya girmeden rahatça kullanıyoruz bu sayede...
Neden sosyal patlama olmayacağını tek başlık altında açıklamak mümkün bence...
Biz Türkler, bırakın ayaklanmayı, gözlerimizi biraz olsun karşımızdakinin gözünün içine diktiğimizde bile burnumuzun üstüne yumruğu yiyerek büyümüyor muyuz?
Ama baba, ama anne, ama çavuş, ama devlet, ama müdür !..
Üç kişi bir araya geldiklerinin ertesinde, kibarca karakola davet edilip, eşşek sudan gelinceye kadar pataklananlar kimler?..
Sallandırmadılar mı?
"Day-der; Bay-der, Püsür-der" gibi 12 Eylül öncesinde mantar gibi türeyen devrimci derneklerin peşinde, birazcık "hobi yapalım" diyen öğrenci gençliğin, on binler halinde cezaevlerine tıkıldığı, binlercesinin işkenceden geçirildiği, en yakışıklı mangasının da ipe gönderildiği ülke neresiydi sahi?..
Daha Osmanlı'ya gitmeden anlıyoruz ki, bu memlekette sosyal patlama falan olmaz...
Özetlersek, sıkar biraz!..
Hem biz "kollektif patlama" yerine "bireysel patlama"yı tercih etmiyor muyuz?
İyi ki de öyle yapıyoruz, kollektif patlamayı sevseydik belki bizim de başımıza Sovyet sistemini bela edeceklerdi, anamızdan emdiğimiz burnumuzdan gelecek, yağmurdan kaçarken doluya enselenecektik.
Biz öfkede bireysel takılıyoruz, kollektifçiler kusura bakmasın!..
Trafik bile yeter
Trafik bile yetiyor, bizim teskin olmamız için...
Kendisini sollayanı yine geçmek için biz değil miyiz, altımızdaki dört tekerlekli teneke ile 200 km sürat yaparak rahatlayan?..
Yemeğin tuzu eksik diye kim karısının gözünü patlatıyor?..
Uyuz bir öğretmen yüzünden zayıf aldığını düşünmeden kim oğlunu pataklıyor, kim ruj sürdü diye gelinlik kızını odaya hapsediyor...
Bizler, kah birbirimizi azarlayıp, iteleyerek; kah aile içinde devamlı boğazlaşarak, patlama işini çözüyoruz, bireysel öfkemizi subap olarak kullanıp, rahatlıyoruz.
Türkler, en azından 600 yıl Osmanlı'dan dayak yediği için zaten ayaklanmayı aklının ucundan bile geçirmez...
Asker sevgisi cabası
Başka bir örnek geliverdi şimdi aklıma...
1977, ünlü 1 Mayıs günü...
Hani şu İstanbul'da 34 insanın "öldürüldüğü" ünlü mayıs..
Ankara'da öğrenciyiz, Tandoğan Meydanı ana baba günü...
Gariban gecekondu ahalisi ile devrimci öğrenciler el ele miting yapıyorlar.
Üzerleri lime lime dökülen fukara insanların, polise düşmanlık besleyen gözbebeklerinin, askere döndüğü zaman nasıl sevgiyle yumuşadığını hayatım boyunca unutamam...
Bu halkı sahiden "tanımak" için, bazen düşünürüm de sanki bir ömür yetmez gibi gelir bana...
Yarın da izninizle patlama olayına neden şerh koyduğumu konuşalım...
Önemli Not: Sabah grubunun başına gelenlerle ilgili yazıma dün çok olumlu tepkiler geldi. Yüreğimi paylaşan okurlara teşekkür ederim. Şunu da müjdelemek isterim, aleyhte dönen gizli hesaplar ve kurulan gizli ilişkililer çözülmüş gibi görünüyor. Yaşam bunları bir bir ortaya çıkartacaktır. Merak etmeyin...