İşte şimdi kızdım! Daha doğrusu kızmak istiyorum... Gerçekten öfkelenmek istiyorum... Nasıl istemem!
Efendim, ben ne yapmışım! Nasıl yaparmışım! Derhal özür dilemeliymişim!
Bir yazımda demişim ki, "sinemalarda nine masallarından, yaratıklı filmlerden geçilmiyor" ve böylece Yüzüklerin Efendisi'nin hayranlarının tepesini attırmışım.
Elektronik mektuplar yağıyor: "Yüzüklerin Efendisi'ni kastettiniz; siz zavallısınız!" "Bu büyük yapıtı anlayamayacak, orada yaratıkların bulunduğunu iddia edecek kadar kafasızsınız, basit ve çürümüş fikirleri olan insanlar olarak köşeleri dolduruyorsunuz!"
Hele biri çıkıp, "bir köyde tavuk yetiştirmemi" önermez mi!" Bana o yakışırmış!
İnternette de Tolkien'severler harıl harıl yazışıyorlar; "Haşmet Babaoğlu Yüzüklerin Efendisi'ni aşağıladı" diye...
Olacak şey değil!
Bu fanatizmin Tolkien'severlerin de gündelik hayatlarında yakındığından hiç kuşku duymadığım öteki fanatizmlerden bir farkı yok!
Sevdğimiz her şey, onu sevmeyenleri lanetlememiz için bir fırsat olarak değerlendirilecekse, sevmek bir marifet değil!
Sevmek, sevdiğinle sarıp sarmalanmak yerine sevmediklerinle yumruklaşmak demekse, boşverin; "sevgisiz" kalalım daha iyi!
Bir şeye hayranlık duymak, başkalarına düşmanlık duymak için akümülatör işlevi görüyorsa, çekelim ipini bütün güzelliklerin!
Kimi gençlerden öyle mektuplar geldi ki, üslubum olsa, içimden gelse; "Siz babanızda portakal suyuyken, ben Tolkien'i..." diye başlayacağım ya...
(1980'lerin başlarını hatırlıyorum; Bebek Kahve'de sevgili Deniz Erksan ve Bülent Somay'la saatlerce süren "sen yazsan Ursula K. Guin gibi mi yazmak isterdin, yoksa Tolkien gibi bir dünya mı kurmak isterdin?" muhabbetlerimizi... Hey Allah'ım!)