kapat
22.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Sait Faik, Şeyh Galib'i kovmamalı

Öz malımız olan kültür değerlerini parça parça bölmeyi, kategorilere ayırmayı ve bölük bölük saf tutup mücadele etmeyi çok severiz.

Çağdaş edebiyat, klasik edebiyat tartışmasında da aynı tutum sergileniyor.

Kimileri diyor ki aruz kalıplarını öğretmekten vazgeçmek çok doğru bir karardır, çağdaşlaşalım; kimileri de diyor ki eskiyi bilmeden yeniyi bilmek mümkün mü?

Milli Eğitim Bakanı da yanlış anlaşıldıklarından şikâyet ediyor.

Dünyayı Türkiye'den ibaret saymak ve içerde amip gibi sonsuzcasına bölünmek alışkanlığımızın bir yansıması bütün bunlar.

Eğer Osmanlı varsa Cumhuriyet yok, Cumhuriyet varsa Osmanlı yok.

Halk edebiyatı varsa Divan yok, Divan varsa halk yok!

Niye bu kadar kategorik ve bölmeli düşünüyoruz bilmem ki!

Nedense bir şeyi benimsemek için ille başka bir şeyi reddetmek gerektiği inancı içimize işlemiş.

Hem sadece edebiyat ve sanat alanında böyle değil bu. Hayatın her alanında geçerli: Laiklik, Müslümanlık, Atatürk, Osmanlı, Tanzimat, Batıcılık, milliyetçilik, sağcılık, solculuk gibi birçok kategoriyi birbirinin karşısına çıkartıyor ve sonra bunlardan birinin yanında saf tutarak, karşı tarafa bindirmeye başlıyoruz.

Arkadaşlıklar bozuluyor, evler mahalleler ayrılıyor, aydınlar ve toplum; "şucular", "bucular" diye ikiye ve daha fazla parçaya bölünüyor.

Gelin bir de dünyadan Türkiye'ye bakmayı deneyelim:

Zaten pek fazla tanınmamış bir ülkenin aydınları, eski edebiyat, yeni edebiyat yandaşları olarak birbiriyle mücadele ediyor.

Bir çocuğun bile aklına ilk gelecek çözüm şudur: Hem eski, hem yeni bir arada var olamıyor mu?

Çağdaş edebiyatı Yunus Emre'den, Karacaoğlan'dan, Fuzuli'den, Pir Sultan Abdal'dan, Şeyh Galib'den, Evliya Çelebi'den, Baki'den, Nedim'den, Nefi'den ayrı düşünmek mümkün mü?

Köksüz edebiyat olur mu hiç?

İngiltere'de Shakespeare'in dilini bugünkü kuşaklar anlamıyor diye "eski edebiyat" sayarak okul kitaplarından çıkarmak, kimsenin teklif dahi edemeyeceği bir cüret anlamına gelir.

Hele Shakespeare okuyan çocukların sıkılacağı iddiasını öne sürmek size deli gözüyle bakılması sonucunu doğurur.

Bugünkü Alman gençliğine Goethe de sıkıcı gelebilir, Schiller de; Fransız öğrenciler Madame Bovary'den bizim aldığımız zevki almayabilirler ama edebiyat dersleri Pokemon ya da Matrix kadar eğlendirici olmak zorunda değildir zaten.

Müzik ve edebiyat derslerinde amaç, eğlendirmek değil; öğrencinin kavrayışını, beğeni düzeyini ve kalite duygusunu yükseltip Beethoven'den, Schiller'den, Şeyh Galip'ten, Fuzuli'den, Itri'den zevk almasını sağlamak.

Klasik edebiyat da bizimdir, halk edebiyatı da, çağdaş edebiyat da!

Hatta insan olarak, dünya edebiyatı da bizimdir.

Hiçbirinden vazgeçmek zorunda değiliz.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır