Stiglitz'in "Dört Aşamalı Kaçınılmaz Son" olarak bilinen IMF ve Dünya Bankası stratejilerine ait The Observer Gazetesi'nde yayımlanan, yorum ve tespitleri çok ilginç. IMF'nin, Dünya Bankası'nca da desteklenen uygulamasına göre, ülkenin sorumlu bakanının önüne standart "yeniden yapılandırma anlaşması" adı altında, uyulması zorunlu bir program konuluyor ve hükümet adına imza etmesi isteniyor.
Stiglitz'in eleştirdiği dört aşamalı IMF programı; özelleştirme, sermaye piyasalarının liberalleştirilmesi, serbest piyasa fiyatlaması ve serbest ticaret aşamalarından oluşuyor.
İlk aşama olan özelleştirmede, IMF ulusal itirazları reddediyor ve genel bir çerçeve çiziyor.
İkinci aşamadan teorik olarak beklenen, çift yönlü sermaye akışı iken, pratikte Endonezya ve Brezilya'da görüldüğü gibi para sadece içeriden dışarıya kaçıyor. Stiglitz'in 'Sıcak Para Döngüsü' olarak da tanımladığı bu süreçte nakit para, gayrimenkul ve döviz kurlarından spekülasyon yapmak amacıyla ülkeye giriyor ve en küçük bir sorunda ülke rezervlerini yok edecek bir etkiyle tekrar dışarı kaçıyor. Sonunda, gayrimenkul fiyatları düşüyor, sanayi üretimi geriliyor ve ülkenin ulusal varlıkları giderek yokoluyor.
Üçüncü aşama olarak önerilen serbest fiyatlama ile gıda, su ve enerji fiyatları artırılıyor. Bu ise beraberinde IMF'ye karşı isyanları gündeme getiriyor. Tıpkı 1998'de Endonezya, Bolivya ve Ekvator'da olduğu gibi IMF baskılarıyla gıda ve enerji yardımları kaldırılıyor ve halk sokaklara dökülüyor. Kurşunlar, tanklar ve göz yaşartıcı bombalarla bastırılan bu gösterilerin sonucunda, sermaye bir kez daha ülkeden kaçıyor ve hükümetler yıkılıyor. Kalan enkazdan da, batan geminin mallarını çok iyi fiyatlarla ellerine geçiren yabancılar fayda sağlıyor.
Ticaretin serbestleştirilmesi ile ilgili son aşamayı ise Stiglitz geçmişte yürütülen 'Afyon Savaşları' na benzetiyor. Gelişmiş ülkeler kendi pazarlarını Dünya Bankası'nın kurduğu 'mali barikatlarla' üçüncü dünyadan gelecek tarım ürünlerine karşı korurken, azgelişmiş Asya, L.Amerika ve Afrika pazarlarındaki bariyerleri sıfırlıyorlar.
Stiglitz'e göre Dünya Bankası ve IMF tarafından ortaklaşa izlenen bu strateji, herşeyden önce demokratik değil. Daha da önemlisi, azgelişmiş ülkelerin sorunlarını bırakın çözmeyi daha da derinleştiriyor ve sosyal kargaşaya neden oluyor. Nitekim bu stratejiyi izleyen Afrika'nın geliri yüzde 23 oranında gerilemiş durumda. Bu kaderden kaçabilen tek ülke ise, "IMF'ye çekip gitmesini söyleyen" Botswana adlı küçük bir Afrika ülkesi.
Sonuç olarak, belirtmek gerekirse, IMF'nin müdahale ettiği ve yönlendirdiği ülkelerde, olumsuz sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Şu aşamada olay, Türkiye'yi de çok yakından ilgilendirdiği için, bazı konularda örneğin vergi oranlarındaki indirimde olduğu gibi "IMF böyle istiyor" diye indirime yanaşmayıp teslim olmak yerine, onları Türkiye gerçeği ile çelişen müdahelelerinde ikna etme ve bilgilendirme yolunu denemek gerekiyor.
Türkiye'nin, IMF'ye şiddetle karşı çıkan ve bu yıl Nobel ödülü alan Stiglitz'e kulak vermesinde yarar var...