Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu yeni edebiyat kitaplarıyla ilgili toplantıda "eğitimin miladı"nı değiştirme kararı alındığını açıkladı. Bakan "Cumhuriyeti milat olarak kabul ettiklerini, edebiyat öğrenimine de Cumhuriyet dönemi edebiyatıyla başlayacaklarını" belirtti.
Yani öğrenciler aruz vezninin kalıplarını ezberlemeye çalıştıkları Divan Edebiyatı dersleriyle başlamayacaklardı öğrenime... Ayrıca Cumhuriyet edebiyatı dersleri de güncelleştirilecekti. Ve Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu gibi çağdaş yazarlar da müfredata katılacaktı.
Bir gürültüdür koptu!
Kimi tutucular "gaflet, hıyanet" perspektifinden yaklaştı karara. "Nasıl olurdu da, Divan Edebiyatı yok sayılır, edebiyat tarihi parçalara ayrılırdı?"
Kimi uçucular "Yalnız Batı Edebiyatı okunsun!" dedi.
Kimisi "devrim" saydı kararı.
Kimisi "edebiyatın altından kalkamayacağı kadar siyasi" buldu.
Fakat sanırım arada edebiyat öğreniminin incelikleri ve hedefleri unutuldu gitti...
"Fuzuli'yi yok mu sayacağız" diye haykırarak işi abartanlar neden şu gerçeği kabul etmiyorlar: Öğretmen de öğrenci de Fuzuli'yle ilgilenmiyordu ki zaten...
İlgilenilen"Failatün failün"dü; Fuzuli'nin ne dediği değil!
Aruz kalıplarından iyi sınav sorusu çıkıyordu çünkü; şiirin, hikâyenin anlamı gibi "idare"nin huzurunu kaçıracak alanlara girilmiyordu...
Ne oldu?
Nedim, Şeyh Galib denilince içi bulanan kuşaklar çıktı ortaya. Hatta "edebiyat" denilen her şeyi boş kalıplar sanan insanlar çıktı bu eğitim öğretimden...
Şimdi çağdaş edebiyat okutulurken de, aynı mantıkla yaklaşacaksak, yazık!
Öğretmen tartışmaktan kaçacaksa, yazarların paragraflarını aynen ezberletmeyi edebiyat öğretimi olarak kabullenecekse "devrim" daha başta kendi çocuklarını yiyecek; öğrenciler hiç bilmedikleri bu yazarların da Divan şairlerinden beter "akla ziyan" olduklarına kanaat getireceklerdir...
Sonra ayıklayın bakalım güzel duygular, güzel düşünceler, güzel sanatlar pirincinin içindeki taşları!..