kapat
22.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Yılın hediyesi: Aşk kelepçesi

12 Mart ve 12 Eylül'ün çocuklarıyız ve üniversiteler de polis kolejine benziyor ya... Kelepçe filan dendi mi, tüylerimiz diken diken olur; sanırdım... Yanılmışım: Müşterilerin talebiyle Metro Grossmarket cop ve kelepçe satışına başladı.

Cop tamam da, kapkaççılar filan, kelepçe neyin nesi oluyor? Yoksa kelepçe haberleri yazıişleri masasına geldiğinde arkadaşlarla birlikte erotik bir öykü dinlemişcesine gülümsemeye başlamamız bir şeylerin işareti mi?

Kelepçe haberi de bol hani. Son olarak şarkıcı Britney Spears 727 dolara gümüş kelepçeler aldı popçu sevgilisi Justin Timberlake'e. Hem de, "Justin bunlara bayılacak" diyerek.

Peki 727 doları (1 milyar lirayı aşıyor) pahalı mı buldunuz? Jennifer Lopez de 20 bin dolara, mücevherlerle süslü Gucci kelepçeler almamış mıydı? Dikkatinizi çekerim: Bu kelepçe haberiyle, prodüktör sevgilisi Puff Daddy'den ayrılmadığı haberi aynı anda medya piyasasına sürülmüştü.

Kelepçeye takılanlar sadece sadomazo kültürünü transfer eden modacıların kurbanları değil elbette. Batı'da bu yılbaşı en çarpıcı 10 hediyesinden biri, zaman ayarlı aşk kelepçeleri! Özellikle balayına çıkacak yeni evlilere tavsiye ediliyor. Bir kere taktınız mı, 7 saat çıkaramıyorsunuz. Bunların bir de 'kör randevu' modelleri var. Görücü usulüyle tanıştırılan çiftler takıyor: 3 saatlik. Yemeğe çıkmak ve evde bir kahve içmek için yeterli süre. Sonra çıt! Kilit açılıyor. Ya yarın erken kalkmalıyım diyerek sıvışıyorsunuz ya da saati yeniden kuruyorsunuz. Çıt!

Neyse... Bir yanda "Aşkın mahkumu olun" diye pazarlanan bu şık kelepçeler... Diğer yanda, "Ne o adamım, kelepçeler sıkıyor mu?

Yeniler de ondan. Biraz tak, zamanla gevşer. Ha, ha, ha!" şeklindeki soğuk polis esprileri. Tezata bakar mısınız?

Ama benim aklım hâlâ bizimkilerde: Polislerin ve moda delilerinin kelepçelerle ne yaptığını biliyorum da... Bizim Türkler'in ne gibi işler çevirdiğini henüz çözebilmiş değilim.

DULCINEA'NIN 'YUMUŞAK' ELİ

İstiklal Caddesi Meşelik Sokak'taki Dulcinea kafe-barın, dekorasyondan mönüye, mekan organizasyonundan müziğe, değişikliklerle kışa girdiğini duymuştuk. Yerinde görelim dedik, gittik.

Akşam saatlerinde caz çalıyor. Standartların cool yorumları... Bize uyar! Yemek de yesek... İşareti verdik. Garson "Ne arzu edersiniz" diye geldi. Sırtımda bir el hissettim. Tamam, kaşe ceketimin tuşesi iyidir de, garson beyle anında yumuşak temas, aşırı samimiyet girmez mi? Neyse ve nedense terslemedim. Ne yiyelim? Kuzu incik 'doyurucu'ymuş. Olur...

Kare tabak geldi. Süsü yerinde: A la Changa! Peki nerede bunun inciği? Eşeledim rizotto taklidi yapan lapa pirinçleri. Ve bulup saydım: Bir, iki, üç lokma. İdeal kiloma insem dahi (ki şimdi başlasam bir buçuk yıl alır) kesmez. Bira içsek bari... Yine o garson, yine sırtımda o el: "Ne arzu edersiniz?" E bunu arzu etmem!

Karşımda sarışın, mavi gözlü kadın oturmasa anlayacağım da bu teklifsizliği... Laf edeceğim, gaf sanacaklar. Mızıkcılık etmedim ama oyuna da katılmadı.

John Coltrane ile Miles Davis'in etkisiyle mi? Yoksa nostaljiye sığınıp sakinleşmek için mi? Bilmiyor ama Edip Cansever'in 'Sona Kalsa' şiiri düştü aklıma:

'Bir elimde elma, elmada bir el'

Diyorum

Hayretle bakıyor yüzüme

Bir bardak bira içiyor, çekip gidiyor az sonra.

Bir daha gider miyim Dulcinea'ya? Elbette. Tabii müziğin ve rahat ortamın hatırına. Ancak ikinci sefer için kararlıyım: Duvar kenarında uzanan, yumuşak kanepeye oturacağım. 'Elde bir sırt' olmamak için!

İLK PENALTIYI HALDUN TANER ATMIŞ

Bizim meslekte sık sık başımıza gelir: "Ah, neden ben daha önce düşünemedim!" Daha beteri, düşünüp de yazmamaktır. Örneğin Haluk Şahin, "W, X ve Q harflerini alfabemize alalım" diye yazdığında... Ve bu yazı büyük ilgi görüp tartışıldığında kafamı 'hard disc'lere vurmak istemiştim. Çünkü ondan bir ay evvel aynı şeyi düşünmüş; bir ara yazarım diye konuyu çekmeceye kaldırmıştım.

Daha önce de yaşadım benzeri bir duyguyu. Bir köşe yazarı (kim olduğunu inanın hatırlamıyorum, bilsem utanır, yazmazdım bunları) Peter Handke'nin Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi adlı kitabını konu etmiş ve şöyle demişti: "Pınaltı sırasında asıl endişe eden kaleci değildir ki. Kimse golü yedi diye kaleciyi eleştirmez. Ama ya atacak olan? Eğer kaçırırsa, taraftar dünyayı başına yıkar. O halde doğrusu 'Penaltıcının endişesi' olmalı."

Ne harika bir saptama değil mi: O güzel kitaba, değerini düşürmeden, koca bir soru işareti koyuyor.

İşte hayat böyle mesleki kıskançlıklarla akıp giderken... Haldun Taner'in Devekuşuna Mektuplar adlı kitabı geçti elime. Karıştırdım, biraz okudum, sonra takılıp kaldım. Derkeeen... Aa! 75'inci sayfada 'Penaltı Sırasında Kalecinin Korkusu' başlıklı bir yazı çıktı karşıma. Evet Handke'den söz ediyordu Taner. Alman TV'si kitaptan hareketle çekilen filmin sonunda, kaleci Maier ve penaltı ustası Netzer ile yapılan röportajı yayınlamış. Maier, penaltı sırasında çok rahat olduğunu, rastgele bir köşeye atladığını, Netzer ise heyecandan bacaklarının titrediğini söylemiş.

Bu bölümü bitirir bitirmez kitabın yayınlanış tarihine baktım: Ocak 1977. Vay canına, diye düşündüm, bazılarının sıkı bir arşivi var demek ki! Eskiden hakikat kıvılcımı, fikirlerin çarpışmasından doğardı; artık fikirlerin çalınmasından doğuyor.

EN KISA İTİRAFLAR

Sait Faik, Ahmet Rasim, Ref'i Cevat Ulunay gibi üstatlar kısa kısa cümlelerle koca bir dünya kurarlardı. Şimdi ise başı sonu belli olmayan uzun cümleler attırmak matah bir şey sanılıyor. İtiraf.com'da yayınlanan mesajların en kısa olanlarından minik bir derleme yaptım. Üç beş kelime ile ne çok şey anlatılabiliyor! Okuyalım:

Popom lömbür lömbür! (betsyyy; kadın; 17; İstanbul) İç don giyen kocamdan nefret ediyorum! (gülamber; kadın; 26; İzmir) Yaşasın! Baldızım geliyor :) (Nisa; erkek; 31; Ağrı) Kaşlarımı alıyorum. (ayykızmine; erkek; 31; Ankara)

ÇAPKININ MAZERETİ

Hizmetçisini öperken eşine yakalanan Groucho, durumu kurtarır: "Ne bozuluyorsun karıcığım? Tüm yaptığım kızın ağzına fısıldamaktı..."



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır