kapat
21.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
En iyisi Çetin Altan'ın şiirlerini okumak

Jacques Brel, Gilbert Becaud'yu sevmezdi: Onu fazla reçelli ve orta sınıf zevkini perdahlayan bir tatlı su şarkıcısı olarak görürdü.

Nereden mi biliyorum: Fransız burjuvalarına ateş püskürdüğü ve "Hay sizin Gilbert Becaud'lu pazar günlerinizin içine" diye huysuzlandığı şarkısından.

Brel'de başkaldırı ruhu egemendi; zaten bu yüzden ömrünün son yedi yılını kendi kendini sürgün ettiği bir Karayip adasında, küs ve topluma kırgın olarak geçirdi. Ve sonra kanser oldu, bir veda albümü çıkardı; arkasından "kalanlara selam olsun!" dedi ve gitti.

Brel, Belçika'nın Flamanlarını, Valonlarını ve Fransızları sürekli eleştirdi.

Gilbert Becaud ise insanları eğlendiren bir şarkıcıydı. Dinleyicilerine hoşça vakit geçirtir, onları duygulandırır ve konserlerini, sahnede dimdik durarak şarkı söyleyen şair-şarkıcıların aksine, bir gösteriye çevirirdi.

Ama ben onu da çok severdim. İnsanın gençliğinde sevdiği şarkılar, yaşamının ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüşüyor. Becaud'nun şarkılarının da benim için böyle bir yeri var.

Fransız müziğinin görkemli dönemlerini düşünüyorum: Yves Montand, Charles Trenet, Serge Reggiani, George Brassens, Mouloudji, Jean Ferrat...

Ve bir ülkenin ruhunu, müzikten daha iyi hiçbir şeyin anlatamayacağını bir kez daha anlıyorum.

***
Gelelim bize: Kıyılarımızda turist çekmek için her türlü donanımı sağlamış kafelerin, otellerin önünden geçiyorsunuz. Gerçekten zevkli ve hoş yerler. Ama içeriden müzik adı altında öyle korkunç höykürmeler, inlemeler, böğürtüler ve çığlıklar geliyor ki, girebilene aşkolsun!

O sesi duyan turistin değil orada bir kahve içmesi, sokaktan geçmesi bile mümkün değil.

Türk halkının müzik kulağı kirletildi.

Son yirmi otuz yılda, Türkiye'deki toplumsal çürümenin, kabalığın, vahşetin, değerler yitiminin en önemli nedenlerinden birisi bu garip müzik türü.

Ve kulaklar o kadar alıştırıldı ki buna; o çığlıkları bangır bangır çalarak birilerini rahatsız ettiklerini bile hissetmiyor insanlar.

Dünya düşünce tarihini bir kenara itip de müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini tartışmayalım: Marşlar insanı nasıl savaşmaya hazırlar; zikir müziği kendinden geçirir, ilahiler din duyguları verir, eğlence müziği iç ferahlatırsa, bu garip haykırışlar da insanları ilkelleştiriyor.

Yunanistan'a giden turist Theodorakis, Hacıdakis buzukilerini, İspanya'ya gidenler flamenco gitarlarını ve Latin ritmlerini, İtalya'dakiler Napoliten şarkıları, Fransa'yı ziyaret edenler şansonları dinliyor ama yolu Türkiye'ye düşme bahtsızlığına uğrayanlar kadim Akdeniz ve Ege kalıntıları üstünde, tiz sesli erkeklerin kulakları bir tornavida gibi delen "yallah yallah!" çığlıklarıyla karşılaşıyor.

Şimdi bana birileri diyecek ki; Canım ekonomi dururken müziğin ne önemi var? İnsanlar efkâr dağıtıyor.

Ben de anlatmaya neresinden başlamalı diye düşünüp, vazgeçeceğim.

Çünkü Türkiye kültür konusunda umutsuz vaka olmaya doğru ilerliyor.

Bilgi ve tüketim toplumu ekonomisiyle, aşiret eğlencelerini harmanlamaya çalışıyor.

Ve deniz görmemiş insanlara okyanus duygusunu anlatabilmek mümkün değil.

İçinize çöreklenen çaresizliği dağıtmanın en iyi yolu Çetin Altan üstadımızın şiirlerini okumak!



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır