Bakan'ın gözyaşları
Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdülkadir Akcan, Antalya'nın Kumluca ilçesine gitti... "Felâketi" gördü... Sonra "makam otomobiline" bindi.
"Şoförünü... Korumasını" araçtan çıkardı.
Ve "içerde" hüngür hüngür ağladı.
Bakan otomobillerinin camları "koyu renktir."
Dışardan bakanlar "içeriyi" görmezler.
Bu nedenledir ki...
"Koskoca Bakanın" ağladığını da kimse görmedi.
***
"Ağladım Yavuz Bey" dedi Bakan:
- Sular altında kalan otuz bin dekar ekili araziyi görünce... Seraların nasıl yok olduğunu görünce... İnsanların çaresizlik içinde kıvrandığını görünce... Dayanamadım...
Mersin'deki, Tarsus'taki, Antalya'daki, İzmir'deki olayın vahametini ancak "gidip, yerinde gören bilir."
"Biz de ağladık Sayın Bakan" dedik.
Tarsus'un "Ağzıdelik" Köyü'nü...
"Barbaros" Mahallesi'ni görüp de ağlamamak mümkün mü?
***
Bayındırlık Bakanı:
- Eğer sel veya deprem gibi bir afet olmuşsa... Topyekün hayatı etkilemişse... "Genel Hayata Etkinlik Hali" ilan edilir... Bununla ilgili yazıyı imzaladım, Başbakanlığa gönderdim.
- Bu uygulama ne getirecek?
- Antalya, İzmir, İçel ve diğer felâket bölgelerinde ne gerekiyorsa yapılacak... Tarım zarar gördüyse, bu sektöre yardım edilecek... Evi yıkıldıysa, tıpkı depremden sonra yapılan kalıcı konutlar gibi, ev yapılacak.
***
Bakan Abdülkadir Akcan'a "bir şey" söyledik.
Bunu, önceki gün, Yaşar Okuyan'a da söylemiştik:
Yaşanan bu felâketlerde yerel yönetimlerin hiç kusuru yok mu?
Mersin'in yaşadığı faciada "son 20-25 yıldır belediye başkanlığı yapanların" hiç suçu yok mu?
Başkanların çoğu "makyajla... Kaldırımla" halkı kandırdılar.
Ve şimdi koca koca kentler "bir yağmurda çöküveriyor."
***
Yaşar Okuyan "Belediye başkanlarına kişisel cezai sorumluluk getirilecek" dedi.
Bayındırlık Bakanı Abdülkadir Akcan ise...
Dün, şunları söyledi:
* Sağlam altyapı olmadan makyajla halkı kandırıp, oy almak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük.
* Belediye başkanları, yönetimde bulundukları dönemle ilgili olarak "kişisel sorumluluktan" kurtulamamalı.
***
Bakan Bey anlattı...
- Gittim, yerinde gördüm... Nehir geliyor, geliyor... Ve bir yerde nehir yatağı dağılıyor.
- Nasıl yani?
- Adam nehir yatağına bahçe yapmış... Diğeri ev inşa etmiş... Açıkçası... Nehir yatağı işgal halinde... Bunun önlenmesi lazım... Ama siyasi nedenlerle önlenememiş.
Nehir yatağındaki evler de, bahçeler de şimdi suların altında.
Ama "buna göz yuman... Hatta... Oy uğruna bunu teşvik eden" eski başkanlar "keyif sürmekteler."
***
Bakan'ı "halkın içine girdiği için... Felâketi yerinde gördüğü için" kutladık.
Ve "rica" ettik:
- Ne olur onlara sahip çıkın... Mersin'i... Tarsus'u sahipsiz bırakmayın.
Abdülkadir Akcan dedi ki:
- Daha önce selden zarar görenlerle ilgili yazılarınızı okudum... Mersin de, Tarsus da, diğer bölgeler de kesinlikle sahipsiz değil... Gerekeni yapıyoruz... Yapmaya da devam edeceğiz.
***
Sayın Başbakan...
Sayın Bakanlar...
Lütfen gidiniz, "felâketin büyüklüğünü" görünüz. Yara "oluk oluk kanamaya devam ediyor."
Önceki akşam, Tarsus'ta, "Aynaz mevkiinde" bir genç suda boğuldu.
Kardeşi onu kurtarmak için suya daldı... O da boğuldu. Ve dün bu iki gencin cenazesi kaldırıldı... Bütün Tarsus ağladı.
Ateş sadece düştüğü yeri değil, "ülkeyi yönetenlerin yüreklerini de yakmalı."
|