Bay Zekeriya Temizel, sistemin ırzına geçmekle kalmadı, başlattığı linç rüzgarı ile "hukuk"un da işini bitirecekti ki, aklı selim galebe çaldı.
Giderek zayıflayan linç humması, nihayet birkaç muhteris ile bitirimhanelere yazı yazan "ayaktakımı edebiyatçı"sının eline kaldı.
Hıncal Uluç'un da çok hoşuna gittiği üzere, Ertuğrul Özkök buna "kahvehane edebiyatı" dediyse de, kanımca bu benzetme kahvehanelere hakarettir.
Kahvehanelerde savcılardan hukuk fırçası yemeyecek adamlar da vardır.
"Yaşasın DGM'ler" diye cumhurbaşkanına yol göstermeye çalışırken, bayram çocuğu gibi el çırpan bir yeniyetme yazar, geçen gün bizzat DGM savcısından zehir zemberek bir düzeltme alınca oturdu poposunun üstüne, kıstı sesini...
Neymiş... Neymiş?..
Cumhuriyet'te "Çete suçlarının DGM'ler kapsamından çıkarılmasını nasıl karşıladınız?" diye soruyor Leyla Tavşanoğlu...
Tantan cevap veriyor:
"Çete suçları DGM'lerden alınınca yargıç bağımsızlığına da darbe indirmiş oldular. Dolayısıyla da kamu vicdanını sızlattılar. Kamuoyu kendisinin mahkum etmiş olduğu kişilerin mahkumiyetlerini beklerken, yangından mal kaçırırcasına bu yasal düzenleme yapıldı."
Cümlenin tutulacak tarafı yok ama, Allah'tan ki, Türkiye'de hukuk adına sadece Tantan gibiler konuşmuyor, arada bir Prof. Uğur Alacakaptan gibi hukukçular da konuşuyor da, sistem kalp spazmı geçirmekten kurtuluyor...
Olmayan çete suçlarını Temizel icat etti, Tantan teraneyi sürdürüyor... Ne "çete suçu" sevgili emniyet müdürü?.. Suç olmadan, çete mi olur, Allah aşkına?
Yakalayıcı, yargıcı!
Polis müdürü olarak her zaman takdir ettiğimiz Tantan'ın, hukuka "polislik psikolojisi" ile yaklaşması şaşırtıcı değil, dokusuna işlemiş... Ama "yakalamak" başka iş, "yargılamak" çok başka iş...
Ne var ki Tantan'ın, "Biz hem yakalayalım hem de yargılayalım" şeklinde bir teklifi varsa, ki polisin en geleneksel şikayetlerinden biridir bu, o zaman, hemen bir referandum yaparız, halkımız evet derse (muhtemel diyecektir), ondan sonra içişleri bakanlığı adalet işini de üstlenir, böylece masraftan kurtulmuş oluruz, dünyada da bir ilke imza koymuş oluruz.
Siyaset yapıyorsun
Tabii ki biz, Tantan'ın "hukuk hakkında" da siyaset ihtiyacıyla konuştuğunu biliyoruz.
Siyaset konuştuğu anda ise bugüne kadar çizmiş olduğu "temiz adam" imajına çok ihtiyaç duyacağı açıktır. Bakınız sorular gelmeye başladı bile...
Fatih Belediye Başkanı iken, usulsüzlük yaparak Koç grubuna menfaat sağladığı mülkiye müfettişleri tarafından tespit edildi. Dokunulmazlığının kaldırılması isteniyor.
Kişisel "çıkar" kovalamadığı kuvvetle muhtemeldir.
Ama rapor da rapordur. Niye böyle diyorum, biliyor musunuz?..
Murakıp raporları, rapor kabul edilip, bir tabur işadamı DGM'lik yapılıyor da, müfettiş raporları, rapordan kabul edilmiyor mu?
Sonradan restoran olan bir yeri, Koç grubuna "1 liraya" kiraya vermek, nihayet yargı önünde izah edilmeyecek bir şey değildir.
Benim ilgilendiğim nokta başka... Her yerde ve her zaman aynı yüreği ve bileği göstereceksin!..
Orada "murakıp raporu yaşasın", burada "müfettiş raporu kahrolsun" olmaz!..
Bizim rapor iyidir, onların raporu kötüdür, olmaz!..
Hele Tantan gibi delikanlı adama, hiç uymaz...
Orda öyle, burda böyle...
Ya çık, ya hakkını öde!
Bakın dürüstçe yazdım.
"Kişisel çıkar sağlamamıştır" diye...
"Menfaat"in ille de maddi olmayacağını bildiğim halde...
Ama Tantan ile ilgili "temiz adam" imajı, bir biçimde zedeleniyorsa, bundan rahatsızlık duymak bizim de hakkımızdır. Çünkü hep inandık ve savunduk...
Bir soru:
Herkesin 1000-1500 dolar kira ile oturduğu boğaz kıyısında bizim Tantan, nasıl oluyor da 150 milyon lira kira ile oturabiliyor?
Ermeni Vakfı o kadar kira öngörmüş, diyebilirsiniz...
Olmaz, benim ölçüme göre hiç olmaz... Ya çıkmalı ya da hakkını ödemeli...
Bunlar, beni Tantan ile ilgili olarak rahatsız eden konulardı...
Dürüstçe yazdım...