kapat
21.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Ne kadar benziyoruz asfaltımıza!

Artık bu yaşıma geldim; fikrim kesindir. Bizim sokaklarımız sokak, caddelerimiz cadde değil.

Bunlar yol... Hepsi yol!

Yol dediğin nedir; keçi yolu da olur, yaya yolu da, araç yolu da...

Ama bizim şehirlerimizin, üstelik en gelişmiş sayılan mahallelerindeki gibi, güneşte asfalt, yağmurda dere yatağı, karda keçi yolu haline dönüşüveren yolları için belki başka bir ad bulunmalı! Sokakmış, caddeymiş, bulvarmış, unutalım bunları!

İki metrede bir derin çukurlarla bezenmiş, yamaları yağışla sökülüp gitmiş, mazgalları bostan kuyusuna dönüşmüş yere bulvar demek ayıptan öte bir şey!..

Şiddetli yağmurlar gelip geçtiğinden beri, Zincirlikuyu bölümü mıcır atılıp bırakılmış yolları andıran Büyükdere Caddesi'ne cadde demenin bir "şehir komedisi" olduğunu inkâr edebilir miyiz?

Özellikle asfalt yol tanımı bizim ülkemiz açısından kesinlikle bir kez daha gözden geçirilmeli!

Bir karış karda deri gibi sıyrılıp giden, her yanı derin çukurlarla kaplanan yollara asfalt yol dememizdeki siyasal-sosyal uydurukçuluğu ve ortak cehaleti hiç değilse çocuklarımıza aktarmaktan vazgeçmeliyiz artık!

Her kış geldiğinde varoşların insanlıktan uzak; yerel ve merkezi yönetimlerin varlığını apaçık inkâr eden balçık yollarıyla şehir merkezindeki gösterişli caddelerin arasında sadece cila farkı olduğunu anlıyoruz.

Ancak bahar geldiğinde gelişmişlik, uygarlaşma, çağdaşlaşma masallarına kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ne kadar benziyoruz aslında asfaltımıza!

Demokrasimizle, eğitimimizle, ekonomimizle, "olur olur, idare et" zihniyetine takılıp kalmış çağdaşlık anlayışımızla ne kadar benziyoruz asfaltımıza!..

Yama, örtü, kaplamayla baharı, yazı geçiriyoruz. Her şey güzel geliyor; güneş var, hava sıcak filan..

Biraz da hamaset edebiyatı ve medya gazı eklediniz mi, kışın bir gün mutlaka ve "doğal" olarak geleceğini bile unutuyoruz.

Hazırlık yapmak mı? O da ne?.. (Zenginler dört çekerli arazi araçları çekiyorlar altlarına, orta halliler yedek parçacıları zengin ediyorlar, yoksullar zaten tabana kuvvet!)

Sonra geliyor kış. Hatta karakış geliyor...

Ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün tam ortasında asfaltta açılan dev çukur gibi, siyasetten ekonomiye; yollardan okullara her şeyimizde delik büyüyor, büyüyor!

Çözümlerin Kafdağı'nın arkasında olmadığını, bazen çok basit olduğunu görmek istemiyoruz. Çünkü aklımız fikrimiz ya "malı götürmekte" ya da "idare etmekte!"

Asfaltı dünyanın gelişmiş ülkelerinde nasılsa, öyle yapmak yeterli oysa... Öyle yapamıyorsak, çok pahalıysa, bunu da kamuya açıklamak kadar doğru bir tutum olabilir mi?

Uygarlık, insana saygı, demokrasi filan da...

Aslında o kadar yalınlar ki...

Bir gün bu kadar uzattığımıza; açılan her deliği yamayla kapattığımıza, iyi olanı yapmamak için neden bin dereden su getirdiğimize çok yanmayız umarım!

ALTYAZI
(Şaban ve Ökkeş hapishanede karşılaşırlar)

Şaban: Nasıl düştün buraya?

Ökkeş: Babam evlenmeye gönderdi.

Şaban: Hapisten biriyle mi?..

Ökkeş: Yok canım, bir dünyalar güzeliyle...

(Ertem Eğilmez'in "Dokunmayın Şabanıma" adlı filminden.... Gönderen Murat Başkurt'a teşekkürler)



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır