kapat
06.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Bir günün hikayesi

Fenerbahçe Burnu'ndaki kulüp binasına yaklaşık elli metre kala, aracımızın önüne atladı... İki eliyle ön cama yapışıp, avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı:

"Bu ülkede vicdan sahibi kimse kalmadı mı? Oğlum ölüyor, yavrum gidiyor!.."

Günlerdir jilet görmediği besbelli sakallı yüzünden, sicim gibi yağmurla birlikte, acı ve ızdırap akıyordu. Omuz kemikleri, incecik bedenine yapışan ıslak paltosundan fırlayacakmış gibi duruyordu.

Arabadan atlayıp, kriz geçiren adamı sakinleştirmeye çalıştık. Ama o, sesimizin farkında bile değildi. Durmaksızın bağırıyor, eliyle yandaki saçak altını gösteriyordu. İşaret ettiği yerde, ameliyat maskeli bir çocuk bekliyordu. Görür görmez, içim "cız" etti. Yaklaşık 10-12 yaşındaki çocuk, lösemi hastasıydı. Masum gözleri, yaralı bir ceylan gibi bakıyordu...

İlgilendiğimizi görünce biraz sakinleşen adam, anlatmaya başladı:

"Tam 10 aydır işsizim... Yeşil kartım var, ama hasta yavrumu hiçbir hastane kabul etmiyor. Bir haftadır kucağımda taşıyorum. Gitmedik hastane, çalmadık kapı bırakmadık... Ama ne çare!.. Devletin kendisi yeşil kartlık hale gelmiş! Artık son durağımız burası!.. Allah ikimizin canını da burada alsın!"

Ne yapacağımı şaşırmıştım. Onları kulübün sosyal tesislerine oturtup, telefonun başına geçtim. Böylesine ağır durumdaki bir hastanın bir hafta boyunca kapı kapı dolaşmasına karşın, enfeksiyon kapmaması, "mucizevi" bir durumdu.

Yaklaşık bir saat uğraşarak, hastayı yatırabileceğimiz bir sağlık kurumu bulmayı başardım. O da, masraflarının bir bölümünü üstlenmek koşuluyla!.. Konuştuğum başhekimler, durumlarının feci olduğunu, özellikle pahalı ilaç gerektiren hastalıklarla mücadelede çaresiz kaldıklarını söylüyorlardı.

Bizim hasta çocuğa şimdi yoğun bir tedavi uygulanıyor. Yakalandığı kanser, iyileşebilecek türden... Peki ya diğerleri? Bizim göremediğimiz, seslerini duyamadığımız çaresizler?.. Allah onların yardımcısı olsun!

***
Aynı gün, kulüpteki işimi bitirip gazeteye geldim. Binaya girmek üzereyken, bildik bir ses arkamdan "Uğur Bey!.. Uğur Bey!.." dedi... Dönüp baktım, yolumu gözleyen kişi, vaktiyle beni korumuş, benimle kader birliği etmiş, onurlu, dürüst bir polisti... Emekliliği gelince vedalaşıp ayrılmıştık.

Adeta bir suçlu gibi, ezik duruyordu. Yıllar sonra gelişinin, sanki bir kabahat yapmış gibi davranmasının sebebi acaba neydi?

"Hayrola neyiniz var?" deyip, içeriye buyur ettim. Bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışırken, patronu krize dayanamayıp iflas etmiş. O da aylardır işsizmiş. Gözyaşları içinde anlatmaya başladı:

Üniversitede okuyan kızım ciğerlerinden hasta... Elde avuçta ne varsa, tedavisi için harcadık. Eve henüz yakacak alabilmiş değilim. Kızım dün gece öksürüp durdu. Bir ara yataktan fırlayıp, beylik tabancamla intihar etmeyi düşündüm, ama yapamadım!"

Birlikte yaşadığımız serüvenler, atlattığımız tehlikeler, bedenini bana siper edişi, sarı ışıklı bir film şeridi gibi, gözlerimin önünden gelip geçiyordu.

Hayatını beni koruma uğruna tehlikeye atan bu fedakar insanla hayatı paylaşmanın zamanı gelmişti. Öyle de yaptım.

Peki ya diğerleri... Bizim göremediğimiz, seslerini duyamadığımız kriz mağduru binlerce onurlu ve çaresiz insan!.. Bilemediğimiz evlerde yaşanan dramlar, yitip giden hayatlar!.. Allah gariplerin yardımcısı olsun!...

***
Aynı gün, bir dostumun iftar daveti vardı. Lüks lokallerdeki davetlere pek gitmiyorum. Ama bu kez direnme şansım hiç yoktu.

Yemekte masamıza servis yapan komilerden birinin, benimle konuşabilmek için fırsat kolladığını görünce, yanıma çağırdım. Çekinmeden derdini rahatça anlatmasını söyledim.

Meğer masamızın komisi, bir iletişim fakültesinin radyo-televizyon bölümü mezunuymuş!.. Üstelik askerliğini de yapmış!..

"İletişim okumak benim tercihimdi... Hiç dönem kaybetmeden okulu bitirdim... Diplomamı alır almaz vatani görevime koştum. Ama gelin görün ki sektörde iş bulmak olanaksızdı. Sektörden vazgeçtim, doğru dürüst bir işe girmek mümkün değildi. Şimdi gördüğünüz gibi komilik yapıyorum."

Gördüğüm gibi komilik yapan gence, aldığı parayı sordum:

"200 milyon lira!" dedi. "Bahşişle birlikte 250'yi buluyor!.."

"Desene, yıldızlar kadar paran oluyor! Bozdur bozdur harca!.." dedim.

Dudaklarına pişmanlık dolu acı bir gülümseme yayıldı!..

"Benden kötü durumda olanlar var. Bazı arkadaşlarım komi bile olamadılar!.. Bir bakıma şanslı sayılırım!.."

***
Memleketimden bu insan manzaralarının tümü aynı gün, aynı kentte karşıma çıktılar. Eve geldiğimde, beni her zaman güleryüzlü gören eşim, suratımın neden bir karış asık olduğunu sordu. Onu da üzmemek için "Yok bir şey, sana öyle gelmiştir!" dedim.

Sabaha kadar gözümü kırpmadan bir sağa, bir sola dönüp durdum. Birkaç dolar için kararan hayatlar, yaşanan acılar, gece boyunca içimi sızlatıp durdu.

Türkiye'nin ödemesi gereken 170 milyar dolar borcu var. Ülkemiz bu borcu ödeyip düze çıkacak. Yarınki Türkiye'nin bugünkünden çok daha güçlü, insanlarımızın çok daha mutlu olacağından hiç kuşkum yok. Zaten tünelin ucundaki ışık göründü bile...

Benim üzüntüm, bu borçların devleşmesinde hiçbir günahı bulunmayan milyonlarca insanımızın acı çekmesinden kaynaklanıyor. Nasıl üzülmeyeyim ki? Birileri çalacak, çırpacak, ülkeyi yağmalayacak... Değirmenin suyu tükenince de, emekleri ucuzlayan gencecik kuşaklar, borç ödemek için çalışıp, borç ödemek için yaşayacaklar!

İnsan olanın bu gerçeği görüp, üzülmemesi mümkün mü?



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır