Türkiye tarihi bir fırsat yakaladı.. Türk futbolu değil, Türkiye tarihi bir fırsat yakaladı.. Türkiye, Brezilya, İspanya, İtalya değil.. Türkiye'nin tanıtıma ihtiyacı var.. Milyarlarca kişi tarafından izlenecek Dünya Kupası sayesinde, Türkiye tüm dünyanın dikkatini çekme, tüm dünyaya kendisini tanıtma fırsatını yakaladı.
Galatasaray'ın tek başına, bu ülkenin adını nerelere kadar götürdüğünü düşünürsek, Türkiye'nin Dünya Kupasına fırtına gibi girmesi ve turları birbiri ardına geçmesi, neler sağlar bir düşünün..
Türkiye'nin bu tanıtıma ihtiyacı var..
İşte bu sebeble Türkiye'nin, Dünya Kupasının ardında topyekun durması, duygusallıktan, kişisel takıntı ve komplekslerden, hemşehri, ya da partili ilişkilerinden kurtulup, Kore/Japonya'ya en iyi ekiple gitmesi gerekiyor.
Dünya futbolunda büyük bir gerileme, Türk futbolunda ise, Galatasaray'ın ateşlemesi ile çok hızlı bir gelişme var. Onlar inerken biz çıkıyoruz..
Bugün Dünya Kupasının eskilerde olduğu gibi peşin favorisi yok.. Enaz sekiz takım sayılıyor.. Bu gösterge yeter tek başına.. Bu sekiz takım arasında Türkiye de var.. Aslında resmen olurdu, herkes telaffuz eder, müşterek bahislerde de görülürdü, eğer Şenol Güneş o çok kolay guruptan playoffsuz çıksaydı.. Eğer Şenol Güneş, Türkiye topraklarında Avrupa'nın en kolay takımlarına 7 puan kaybetmeseydi.. Eğrisi doğrusuna geldi.. Şimdi Türkiye'nin Dünya Kupasında başarısı, daha da bomba etkisi yapacak.. Çünkü onlar bizi bilmiyorlar.. Peki biz, bizi biliyor muyuz?.
Türkiye'nin üzerine dökülmüş bir aşağılık kompleksi var..
"Biz kazanırız" diyenlerle alay edecek kadar korkunç bir kompleks bu..
Galatasaray, Şampiyonlar Liginden UEFA'ya düştüğü gün, tam o gün "Bu takım Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olacak bir takımdı. Şimdi UEFA Kupasını kazanır" diye bas bas bağırdığımda, bu ülkede kaç kişi inanıyordu bana, söyler misiniz?..
Umut taciri lafı gene ortaya çıkmıştı.. Hatta bu iddiayı Fatih Terim'i sıkıştırmak için öne attığımı ileri sürenler dahi vardı.. Zamanında Simperefol'a giderken "Rusya'yı yener, finallere kalırız" dediğim için Tınaz Tırpan'ın gönüllü avukatları da ayni şeyi söylemişlerdi. Türkiye'nin Rusya'yı yeneceği falan yoktu da, ben hocayı açmaza almak için konuşuyordum.. İşin kötüsü Tınaz Hoca da buna inandı..
Fatih Terim farkı burda işte.. "Bu Galatasaray'ın Şampiyonlar Liginden elenmesi yanlıştı.. Şimdi UEFA Şampiyonu olur" dediğimde, Fatih Terim doğruyu söylediğimi biliyordu. Galatasaray'a o da benim kadar inanıyordu. Gitti.. Kupayı aldı, geldi, tarih yazdı..
Şimdi bu aşşağılık komplekslilerin "Türkiye Dünya Kupasını alır bile demeye başladılar" diye yazıp söylemelerine kapılmayın.. Bu Dünya Kupası ilginç.. Takımlar arasında araba yüküyle değil, kıl payı ile fark var..
Bugün Brezilya, Kosta Rika ve Çin'e kaybedip, tıpkı İngiltere 96 gibi puansız ve golsüz dönme ihtimalimiz ne kadarsa, finale çıkıp kupayı kucaklama şansımız da o kadar..
Takımlar arasındaki fark, bu kadar yakın olunca, kenar yönetimi büyük önem kazanıyor.. Dahi antrenörlerin takımlarının şansı artıyor.
Şimdi bana değil, kendinize söyleyin..
Şenol Güneş- Ünal Karaman ekibi sizce Dünya Kupasını taşıyacak deneyime, bilgiye sahip mi?. Kamuoyu ve futbolcular bu ikiliye yürekten inanıyor ve "Bizi zafere taşırlar" diyorlar mı?.
Hayır kimse demiyor.. Diyenlerin ya başka hesapları var, ya da iki yüzlüler..
Türkiye'nin yüzde 90'ının benim gibi düşündüğünü biliyorum.. Ama biz bile bile bataklığa yürümeye, sonra da "Aaaa.. Batıyoruz" demeye meraklı bir milletiz.
Şimdi bu tarihi fırsatı, aptalca bir duygusallık yüzünden kaçıracak mıyız?..
Ya da inançsızlık.. "Şenol'la gidelim" diyenlerin yüzde 90'ının gerekçesi bu.. "Nasılsa bir şey yapamayız, o zaman Şenol gitsin, fark etmez.."
Dünya Futbolunu en iyi bilen adamlardan biri Sinyor Can Bartu'nun, Şenol'u Dünya Kupası finalleri için yeterli görmesinin başka izahı var mı?. Sinyor Bartu, Şenol Güneş'i Fenerbahçe'nin başına getirir, ya da önerir mi?.
Herkesi, son kez sağlıklı düşünmeye davet ediyorum.. En başta da, bizzat kendisi tarihe geçme fırsatı yakalayan Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy'u..
Tamam..
Biz, içten içe "Şenol'la olmaz" diye düşünüyor, ama her ne sebebleyse "Şenol'la gidelim" diyoruz.. O zaman ben de gerçekçi oluyorum.. Ben yetkili olsam, Şenol Güneş'i çoktan görevden almıştım, ama, bugünkü yetkililerin bunu becerme gücünden yoksun olduklarını kabul ediyorum..
Ve de Türkiye'nin, tekrar ediyorum, Türkiye Cumhuriyetinin bu fırsatı kaçırmaması için bir formül öneriyorum..
Şenol Güneş teknik direktör, Ünal Karaman antrenör kalsın.
Ama, Kore/Japonya ekibinin başına Fatih Terim "Takım şefi" diye getirilsin..
Takım şefi..
Bu deyim benim icadım değil.. 1990'da Dünya Şampiyonu olan Almanya'nın başında "Takım Şefi" diye Kayzer Franz vardı.. Alman Federasyonu mevcut teknik ekibi yeterli bulmamıştı. Kayzer Franz'ın karizmasına ihtiyaçları vardı.. Oyunun sıkıştığı anlarda kurtarıcı için kenara bakan futbolcuların Kayzer'i görmelerinin nasıl bir moral yaratacağının farkındaydılar.. Karizma, futbolda karizma denen şey buydu zaten.. Kenara baktığında "Beni kurtaracak" diye inandığı adamı görmek.. Kimsenin inanmadığı birini değil.. Kayzer'in teknik diploması yoktu. Bu yüzden göreve resmen atanamıyordu.. "Takım şefi" sözcüğü orda icad edildi.
Karizma, deneyim, güven o kadar önemliydi ki, Alman medyası "Diplomalı bunca hocamız varken, nerden çıktı bu diplomasız" demedi. Kayzer'in etrafında tüm Almanya birleşti ve kupayı aldılar.
Şimdi ben Almanya'nın 1990'da Kayzer'le yaptığını, 2002'de Türkiye için İmparator'la öneriyorum.
1994'te Brezilya, başa getirdiği Pareira'ya yeterince güvenmiyordu.. Çok sevilen, çok inanılan, Zagallo'yu getirip Paraira'nın yanına oturttular..
Şimdi 2002'ye giderken, gene hocalarını yeterli bulmuyorlar, bu defa bu kupayı bir kez almış Pareira'yı "Takım Şefi"ne benzer konumda Kore-Japonya'ya gönderiyorlar.
Almanya, kaç kez dünya şampiyonu oldu, gereğinde yapıyor.. Brezilya, kaç kez dünya şampiyonu oldu, gereğinde yapıyor..
Peki Türkiye niye yapmasın?..
"Gerekmiyor" diyebilir misiniz?.