kapat
06.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Al iktidarını, ver karizmamı

Dün kaldığımız yerden devam edelim.

Demiştim ki; her iktidarı karizma sanmakla yanılıyoruz...

İlle de bu kavramı seviyor ve kullanmak istiyorsak, bari yerli yerine oturtalım...

Çünkü iktidarı "aşağıdan" seyredenlerin kapıldığı ürperti karizmaya delil getirmez.

Dün Max Weber'dan söz etmiştim ya, "karizma" kavramını sosyolojiye taşıyan Ernst Troeltsch adlı bir başka Alman sosyal bilimci daha var. (Nedense Almanlar o korkunç kaz adımlarında bile karizma bulurlar!) Troeltsch "toplumları kurumların gücü veya kurumsal geleneklerle değil de, sanki kişinin kendisinden kaynaklanan bir güçle yönetenlerin özelliği" olarak görmüştür karizmayı...

Yani...

İktidar, ismi üstünde iktidardır; yeterince, hatta fazlasıyla çekicidir.

Ama her çekicilik, karizmatiklik değildir!

Üstelik tarihe baktığımızda görürüz ki; maddi iktidarın çekiciliğini gayet muktedir bir maneviyatla reddedebilenler gerçekten "karizmatik" olabilmişlerdir...

***
Peki, dinsel bağıntılarından ayrı; gündelik hayata dahil bir "karizma" yok mudur?

Günümüzün en ilginç sosyal bilimcilerinden Richard Sennett'e göre, "güçlü olduğunu bildiğimiz bir kişiliğin, gücünü nereden aldığını kolayca açıklayamadığımızda" imdadımıza yetişen şey "karizma" kavramıdır... ("Karizmatik" de, rahatla!)

Ve yine Sennett'e göre modern karizmanın eskisinden farkı şurada: Duygusal bağlılığımızı derinleştirmiyor, tersine sığlaştırıyor; eskiden olduğu gibi "devrimci huzursuzluk" yaratmıyor, "istikrarı" pekiştiriyor...

Blucinli lider: Karizmatik!..

Piyano çalan siyasetçi: Karizmatik!..

Tribünleri "diskoya" götüren futbolcu: Karizmatik!

"Hem şişman herkesten, hem dersini bilmiyor" ve fakat ünlü biri: O zaman kesin karizmatik!

***
İşte burada durup, bizde iyice yaygınlaşan bir başka eğilime değinmenin tam sırası...

Biraz dikkat etsek göreceğiz ki, "karizmatik" dediğimiz nice insan "medyatik"tir aslında.

Sık sık medyada gördüğümüz, "propagandasına" maruz kaldığımız, hakkında kopan tantanayla eğlendiğimiz veya kendisine hayran olduğumuz medyatik kişileri "karizmatik" olarak adlandırır olduk!

Hatta çevremizdeki, hali tavrı "medyaya gelir" kişilere de "karizmatik!" demeye başladık.

Kişisel arayışları ve yolculukları değil de, moda olan tercihleri "karizmatik" sıfatıyla değerlendirir hale geldik.

Keyfimiz bilir!

Ama bu kafa karışıklığının hiçbir "karizmatik" yanı yok!

Onu bilesiniz...

BEYAZ PERDEDEN

Amelie şeker mi?
Herkes bayıldı Amelie'ye.. İyi film, hoş film. (Zaten "Şarküteri"nin yönetmeni Jeunet'nin "nahoş" film yapması pek beklenemez!) Ayrıca "kötülük çağı"nda iyilik anlatan bir film, iyi geliyor insana...

Benim en çok sevdiğim şeyler filmin 1930'lu yıllardan esinlenen havası; bütün görüntüleri hafifçe yakıp geçen, güneşi andıran ışığı; şehrin her yanındaki otomatik fotoğraf makinelerinde fotoğraf çektiren adamın gizi ve senaryonun içerdiği birkaç espri oldu.

Ama..

Şimdi çoğunuzu kızdıracağımı bile bile söylüyorum: Bu öykünün neresi şeker? Neresi "çok tatlı?" Bu basbayağı acıklı bir film! Neredeyse iç burkan; üstelik yetişkin duyguları "bebekli reklamlar" gibi suiistimal etmeye açık bir masal bu film!.

Başroldeki aktrisi göklere çıkartanların da, özellikle erkekseler kulaklarını çekiyorum: Ne o? Kadın gibi kadınlardan korkuyor musunuz yoksa? Nereden çıktı bu "büyüme hormonları" yetersiz "masumiyet" sevdası?



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır