Geçtiğimiz yıllarda zevkle izlediğim dizilerden biriydi "Hayat Bağları". Kocasından ayrıldıktan sonra ailesine kol kanat geren... Çocuklarına hem annelik, hem babalık yapan... Evi geçindirmek, çocuklarını okutabilmek için saçını süpürge eden, dünya tatlısı Nurhayat hanımın maceralarını anlatırdı. Diziyi her izleyişimde "İşte kadın bu" derdim kendi kendime. Türkiye'deki milyonlarca dul kadına örnek olduğu, yol gösterdiği için de "Hayat Bağları"nı kaçırmadan izlerdim.
Uzun bir aradan sonra "Hayat Bağları" yeniden ekrana geldi. Show TV'de değil, atv'de. Sevdiğim bir eski dosta tekrar kucak açmanın mutluluğu ile izledim ilk bölümü.
"Hayat Bağları" güncel bir konu ile açtı sezonu. Konu hepimizin derdi, ya da korkulu rüyası, ekonomik krizle gelen işsizlikti. Bürolarda "Acaba bugün piyango bana mı çarpacak?" endişesi ile içi içini kemirenler... Kovulduğu haberini alınca "Oh be! Hergün ölmektense, bir kez ölmek evladır" diye sevinç çığlığı atanlar... İşten çıkarıldığı için çocuklarını özel okuldan alanlar... Özel okuldan, devlet okuluna gidince hanım evladı muamelesi görmekten korkanlar... Devlet okullarına kayıt sırasında istenen haraç... Özel okulda okuyabilmek için hem okuyup, hem çalışanlar, aldığı 30 milyon haftalıkla özel okul parasını ödeyeceğini sanan saf çocuklar...
Kısacası "Hayat Bağları" yeni sezonun ilk bölümünde şu günlerde, çok evde yaşananları anlatıyordu. Pireyi deve yapmadan, halimiz neyse, o... Önümüzdeki Pazar, "Hayat Bağları" atv'de bir kez daha gösterilecek. İzlemediysen, bir seyredin. Seveceksiniz.