kapat
06.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Son 150 yıllık yerel siyasal çizgi ve Ankara, Atina, Lefkoşe...

Ne olduysa oldu bizim Ankara, 48 saat içinde hem Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'yla uyum haline geçti; hem Kıbrıs konusunda, -Birleşmiş Milletler'le Avrupa Birliği'nin önerileri doğrultusunda- yeni çözümler aranmasını onaylamaya..

Türkiye egemenleri, "Türk'e Türk propagandası" yapa yapa 20. Yüzyıl'ı da büyük bir fiyaskoyla ıskaladı; ama 21. Yüzyıl'ı da ıskalamasına, ne sürekli vites büyülten dış dinamikler, ne küreselleşme süreci müsait...

İçerde hamaset davulları çalarak hiçbir yere varılamayacağının bilincini pekiştirmek için, seferber olmak zamanıdır...

Ne yazık ki, Ankara egemenleri ve onların omuzdaşları, -belki sepetlerinde fazla pamuk da bulunmadığı için- eski plaklardan bir türlü vazgeçemiyorlar.

Ne "biz-onlar" ayırımından vazgeçebiliyorlar; ne de hamasi demagojileri, bilimsel bir süzgeçten geçirmeye kalkanları, "solcu, komünist" diye bir kıyıya itmekten...

Ve bilmiyorlar ki, kendi özeleştirisini yapma cesaretinden yoksun olduğu için, kendini değiştiremeyen yönetimleri; tarih sonunda siler ve çöpe atar..

Sultan Abdülaziz zamanında başlayan ve sonradan İttihat ve Terakki Partisi'ne dönüşecek olan, "Yeni Osmanlılar" hareketi; o zamanın Saray ve çevresi için de, düşmanlarla işbirliği yapan bir ihanet çetesinden başka bir şey değildi. Bu hareketten yana olanlara "milli" denirdi. En büyük suçlamaydı "milli" suçlaması...

Sultan Abdülhamit döneminde; "milli" suçlamasının yerini, "menfi" suçlaması aldı. "Menfi"ler yıkıyıcıydılar. O nedenle de sürgüne, "menfa"ya gönderilirlerdi.

II. Wilhelm'in, eski bir umacı gölgesine dönmüş borç batağı içindeki Osmanlı İmparatorluğu'na, "ağabeylik" ederek Orta Asya'ya uzanmak ve böylece İngiltere'yle Fransa'nın koloni ve dominyonlarını egale etme planı sonucu; ırkçılığa itilen İttihat ve Terakki tarafından ise; özellikle azınlıklara karşı, "Türk düşmanı" suçlaması aldı yürüdü.

Cumhuriyetçiler'in en büyük suçlaması da "mürteci"likti; yani her açıdan "gericilik"...

Ve bütün bu suçlamalar sonunda, ABD'nin de yönlendirmesiyle, "komünist" suçlamasında kendisine karargah kurdu.

Bu arada kimse, Yunanistan'da olup bitenleri Türk kamuoyuna yansıtmadı pek...

Ne Yunanistan'ın 2. Dünya Savaşı'nda başına gelenleri yeterince izleyebildi Türk kamuoyu; ne Yunan komünistleriyle sosyalistlerinin, Hitler ordularına karşı gösterdiği direnci; ne de 1947'de Paris Konferansı'nda, İtalyanlar'a karşı kaybettiğimiz 12 Ada'nın, nasıl Yunanistan'a devredildiğini...

Türk kamuoyuna yansıtılan sürekli şuydu:

"Hıristiyan Avrupa; Hıristiyan Yunanistan'ı, Müslüman Türkiye'ye karşı çok daha fazla tutuyor"

Acaba gerçek bu muydu?

2. Dünya Savaşı'nda Ankara, savaşa girmemek için Hitler'le flörtü aşırı ilerletmişken, Yunanistan o savaşta bir buçuk milyon ölü vermişti.

1967'de Washington, Yunanistan'da da çok güçlü olan solu temizlemek istedi. Askeri cuntayı getirdi iktidara Atina'da...

Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde de, Komünist AKEL Partisi, Ada'nın ve -nüfusa oranla- Avrupa'nın en güçlü komünist partisiydi.

Yunan komünistleri Güney Kıbrıs'a kaçtılar.

Washington, Güney Kıbrıs'la Sovyetler arasında bir köprü kurulmasından kaygılıydı.. Irkçı Sampson ve ENOSİS hareketini başlatmaya çalıştı Güney Kıbrıs'ta; ama bir de Türk faktörü vardı...

ABD Dışişleri Bakanı Kissinger, Yunan cuntasının da devrileceğini görünce daha değişik bir plan yaptı.

Ada'nın kuzeyine Türkler çıkar ve gerektiğinde Amerika, orada bir üs kurarsa; Sovyetler'in Ada'da etkinliğini artırması engellenebilirdi.

Türk askeri harekâtı başladı...

Yunan cuntası devrildi ve Karamanlis Fransa'dan Atina'ya geri döndü.

Ancak bizim askeri harekât istenilen sonucu alamamıştı. Harekât devam etti... Ve tüm Avrupa ayağa kalktı.

Ne çare ki, vaktiyle İngilizlere verdiğimiz Kıbrıs'ta, Makarios'un İngiltere'ye başkaldırısıyla başlayan siyasal hareketlerden de; Atina'nın yaşadığı siyasal ve ekonomik değişimlerden de; Türk kamuoyunun yeterince bilgisi olmadı.

Ne Yunanistan'ın neden NATO'nun askeri kanadından çekildiği yansıtıldı Türk kamuoyuna; ne Yunan komünist partilerinin durumu, ne de halen iktidardaki Yunan sosyalist partisi PASOK'un durumu, ne de Kıbrıs'daki AKEL'in durumu..

En yakın komşularda dahi olup bitenlere karşı kör bırakılmış Türk kamuoyuna, sadece hamaset pompalandı..

Ve kimse de yanaşmadı, iki komşu ülke arasındaki gerek demokratik, gerek ekonomik farkları karşılaştırmaya...

Bu hep böyle devam edebilir mi sanıyorsunuz?

Bendeniz sanmıyorum.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır